Connect with us

Hi, what are you looking for?

Gas flaring at an oil refinery.

ABD

Okunma Süresi: 14 Dakika

21. Yüzyılın Yakıtı Doğalgaz

Öncelikle bir anahtar sözcük vereyim, bunu Google’da İngilizce aratırsanız eğer, konunun ne kadar önemli olduğuna dair, eğer yoktuysa, bir farkındalık gelişecektir, hali hazırda bir farkındalık vardıysa da doğalgazın üzerine harb etmeye değer bir stratejik öneme sahip olabileceği konusundaki farkındalık daha da oturmuş olacaktır. Bu anahtar sözükler “21. yüzyılın yakıtı doğalgaz”, “fuel for 21st entury” olacak. Konu hakkında Vaclav Smil aşırı ayrıntılı kitaplar yazıyor. Kitaplarını okumanızı tavsiye ederim. Özellikle 21. Yüzyılda energy transitions başlığı altında güzel bir kitap bölümü yazmış, konu hakkında kendi notlarımı çıkardım, isteyen ile paylaşmaya da hazırım. Twitter’dan ulaşabilirsiniz ya da postevre.com’dan mail atabilirsiniz.

Fosil Yakıtlar ve Endüstriyel Üretim

Dünya’da enerji neye harcanıyor diye kabaca bir bakacak olursak, hane kullanımı olarak, aydınlatma ve ısınma; sanayi tarafında da ağır sanayi üretimi, demir-çelik, çimento, cam, petrokimya (petrokimyaya özellikle geleceğiz), genel olarak da taşımacılık, yük taşımacılığı, yolcu taşımacılığı ve bireysel ulaşım, kabaca Dünya’nın harcadığı enerjinin çok büyük bir kısmını kategorilendirmiş oluyor. Bunlara bakıldığında da neredeyse hepsinde fosil yakıtlar kullanılıyor. İnsanlık tarihi boyunca da yakmalık odundan başlayarak, ardından kömüre geçen sonra petrol ve en sonunda da doğal gaza doğru bir geçiş var. Çok basit düşünüldüğünde de işte vahşi insan kuru dal, tomruk vs. topluyor mağarasına götürüp yakıyor yemek pişiriyor, aydınlanıyor ve ısınıyor. Direkt olarak doğadan toplayabiliyor yani. Ardından gelen kömür, doğası itibariyle kimi yerlerde yüzeye çok yakın olduğu için mostra direkt olarak toplayıp bunu yakıt olarak kullanmaya başlamış. Kalorifik değeri de antrasit filan için 6 bin kcal seviyelerine çıkabildiği için ve bu kalorifik değer malzemenin çoğu yerinde aynı olduğu için, başka bir deyişle kömürün bir tarafı 2 öteki tarafı 6 bin kcal filan olmadığı için, stabil bir şekilde işi yayabiliyor yandığı zaman. Bu özelliği sayesinde örneğin, İsveç çeliği denen çeliğin üretilebilmesi mümkün olmuştur. Çünkü İsveç antrasitleri o kadar düzgün yanar ki blast furnace denen demir cevherinin ergitildiği fırınlarda fırın iç sıcaklığı çok rahat stabil tutulabilmektedir ve dolayısıyla çıkan çelik de mekanik özellikleri bakımından aşırı consistent bir malzeme ortaya çıkar. Daha sonra bu çelik ile yapılan her şey tabii ki muadillerden üstün oluyor. Örneğin Volvo marka otomobillerin kaporta saçları, İsveç çeliği o çok meşhur alman otomobillerininkinden çok daha sağlamdır. Alman markaları aynı ürünü kullanmak isteseler bile bu sefer fiyat dezavantajı doğacaktır. Çünkü İsveç içinde bir fabrikaya gönderilen çelik ile Almanya’ya giden çelik arasında navlun maliyeti farkı olacaktır. Bugün torpido mandalının plastiğinden dahi tasarruf etmeye çalışan bu markalar için kaporta saçının maliyeti çok büyük bir unsurdur. Bu arada İsveç çelik üretimi konusunda yeniliklerine devam ediyor. Üretiminde fosil yakıtların kullanılmadığı çelik üretip bunu da Volvo otomobillerde kullanmışlar. Yani fosil yakıtın kullanılmadığı çelik daha temiz bir çelik olduğu konusunda açıklamaya da muhtaç aslında.

Bu yukarıdaki basit örnekte bile aslında teknoloji ile doğal hammaddenin bir araya gelişinin ne gibi farklar oluşturabildiğine iyi bir örnek. Öte yandan kömür denen malzeme temel olarak metallurgical coal ve thermal coal olarak, ikiye ayrılır. Bunlardan ilki metal üretimi için kullanılan kömürdür yani fırınların ısıtılması için kullanılan, yüksek kaliteli, kırılgan, parlak kömürdür. Bunların pislik içerikleri daha düşüktür. Zehirli gaz muhteviyatları da nispeten daha azdır. İkinci sıradaki kömür de çok kabaca elektrik üretimi için kullanılan, brown coal denen linyittir. Türkiye’de antrasit çok fazla yok fakat iyi kalite hard coal denen taşkömürü çıkıyor Zonguldak civarında. Bu kömürler de Türkiye’nin medar-ı iftiharı Ereğli Demir-Çelik, eski adıyla Erdemir, çelik üretim fabrikasına gider. Aralarında 50 km mesafe vardır. Demir-çelik fabrikaları demir madenlerinin yanına değil, kömür madenlerinin yakınlarına kurulur, çünkü o kadar fazla enerji gerekir ki bu cevheri işlemek için, kömürün navlun maliyetleri direkt olarak çeliğin üretim maliyetini etkiler koskoca bir üretimi direkt olarak zararına üretim yapmaya kadara vardırabilir durumu. İsveç antrasitleri konusu da aynı şekildedir. Belki düşünenler olabilir, İsveç kimdir, Almanya, Amerika neden üretemiyor onlar kadar iyi çeliği diye. Üretirler fakat zarar ederler. Yani diyelim ki ABD’de böyle bir çelik üretilmek istensin, İsveç’ten antrasit al, sonra git çelik yap, İsveç ile rekabetçi bir ürün ortaya koymaları mümkün değil. Aynısı Almanya için de geçerli. Bu konuda yani demir-çelik üretimi konusunda Türkiye gerçekten önemli bir üreticidir. Karabük Demir-Çelik, İskenderun Demir-Çelik ve Ereğli fabrikaları Türkiye’nin ihtiyacını zaten karşılamakta, öte yandan ciddi ihracat da yapmaktadırlar. Fakat bu demir-çelik işi biraz değişik. Bunu önceki bir yazıda konuşmuştuk. Özellikle hurda demir konusunda da hurda demiri ithal ediyor Türkiye ve hurda demir electric arc furnace denen fırınlarda ergitilir. Bu fırınlar elektrik kullanır, Türkiye’de elektrik üretimi de döviz üzerinden olduğu için, özellikle yüksek kur zamanlarında bu fabrikalar toptan zarar ederler. Direkt olarak çeliği ithal etmek daha ucuza gelir. Fakat özellikle 2021 yılında emtia fiyatlarının aşırı yükselmesi sebebiyle demir-çelik fiyatları da uçtu. Zaten Ereğli Demir-Çelik de son bir senede %100 TL bazlı hisse senedi karı yaptı. Bu da ayrıntı olarak kalsın.

Elektrik üretimi noktasına gelmek gerekiyor bu noktada Dünya’da hala elektrik üretiminin %60’ı fosil yakıtlar üzerinden oluyor. Bakın elektrik üretimi diyorum sadece. Toplam enerji ihtiyacımızın da %85’ini fosil yakıtlardan sağlıyoruz, çünkü neredeyse %33’lük bir kısmını direkt olarak petrolden sağlıyoruz. Petrol mobilite bakımından o kadar fazla enerji içeren bir hidrokarbon ki neredeyse pek bir işleme tabi tutmadan kuyusundan çıktığı gibi (tabii ki öyle değil) kullanılıyor, elektriğe çevrilmeden. Elektriğin kendi içinde avantajları var o yüzden de diğer hidrokarbonları yani kömür ve doğalgazı elektriğe çevirerek kullanıyoruz. Halbuki doğalgazı bir şeye çevirmeye gerek yok. Direkt olarak kullanmak mümkün. Özellikle hane ısınması için doğalgazdan daha ucuz ve reliable (güvenilir kelimesi tam manasını karşılamıyor, güvenilir denilince, akla safe gibi bir kelime geliyor, bunu kastetmiyoruz, sırtınızı yaslayabileceğiniz cinsinden bir güvenden bahsediyoruz, arkanıza bakmaya gerek bırakmayan bir güven).

Kömür kullanımı aslında kabaca, direkt olarak doğalgaza geçirilecek dersek çok da garip bir laf etmiş olmayız. Burada özellikle elektrik üretiminde kullanılan kömür, tamamen tasfiye edilip, diğer elektrik üretim yöntemlerine pay edilecek. Bunun içinde evet nükleer de var, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı da var, tabii ki doğalgaz da var. Bunu desteklemek amacıyla da petrol kullanan otomobillerin, elektrik kullananları ile değiştirilmesi gerekiyor. Yani elektrik üretimini destekleyecek yeni kullanım alanları gerekiyor. Yukarıdaki infografikte verilen petrolün kullanım alanı bütün enerji kullanımı içinde %33 idi. Bu %33’lük petrol kullanımı içerisinde de %35 sadece otomobiller tarafından kullanılıyor. Bu da işte kabaca Dünya enerji tüketiminin %11-12 civarı aslında otomobiller kullanıyor demek oluyor.

[Ref] Oil Consuming Sectors

Dağınık konuşuyorum farkındayım, fakat bu konuyu tam anlatmak için kitap yazmak gerekiyor. Zaten sadece kendi aldığım notlar 12 sayfa. Bunların hepsini buraya aynı şekilde yazamayacağım için en önemli kısımlarını verip geçiyorum. Tabii ki buradaki değişimin ekonomik boyutlarını anlatmak için Dünya GDP’si kömürden petrole geçtiğinde ne kadar hızlı buymuş filan bunları da vermek gerekiyor. Fakat emin olun bu büyüme öyle normal büyüme değil. Bu büyük bir değişim kısacası ve doğalgaz bunun tam göbeğinde oturuyor. İlk verdiğimiz grafikte ilk asmada doğalgaz ile kömür yer değiştirecek daha sonra da doğalgaz kömürün bütün payını alacak uzun vadede. Daha sonra doğalgaz yerini yenilenebilir enerji kaynaklarına eğer bulunursa yeni kaynaklara bırakacak yerini. Fakat bu önümüzdeki 50 yıl için olacak senaryo bu.

Fosil Yakıtlar ve Elektrik Üretimi

Elektrik üretimi de bilindiği gibi 21. Yüzyılda dahi su ısıtıp kaynatıp çıkan buharla pervane döndürme prensibine dayanıyor. Eğer pervaneyi biz döndürürsek elektrik üretiliyor, eğer pervaneyi elektrik motoru döndürürse elektrik enerjisi kullanılmış oluyor. Kısacası elektrik motoru ile elektrik üretim santrallerindeki elektromekanik jeneratörlerin çalışma prensipleri aynıdır. Sadece jeneratörler, elektrik motorlarına göre ters çalışır prensipte. Tabii ki mühendislik tasarım farkları var. Fakat bu ayrıntılara girmiyorum.

Mesel dizel-elektrik motorlar vardır, bunlar da genellikle navlun için kullanılan devasa gemilerin motorları olarak kullanılır. Bugün Dünya’nın en büyük konteyner gemisi 23000 konteynerden fazla taşıyor. 23 bin! Bir gemi 23 bin konteyner taşıyor. Düşünün her bir konteyner bir tır tarafından taşınıyor. Yani 23 bin tırlık yükten bahsediyoruz. Elektrik üretimi ve yük ve yolcu taşımacılığı tarafında da hidrokarbonlar kullanılıyor kısacası.

Bir diğer unsur turbofan motorlar. Burada kullanılan yakıt aslında kerosen denen bir yakıt, kerosen eskilerin gazyağı diye bildikleri şey. Lambalarda kullanıyordu eskiden. Bugün işte turbofan jetlinerda kullanılan yakıt. Kerosen dizelden daha temiz bir yakıt ve çok daha az pislik çıkarıyor yandığı zaman. Petrol rafinerilerinde, ham petrol işlenerek, önce nafta (bunu da PETKİM yatırımcıları, nafta-etilen spreadı olarak bildikleri nafta), fuel oildizelbenzinkerosen, likid petrol gazı, LPG, daha bunun parafını, zifti, bilmem nesi çok ürün var. Kısacası petrol sadece bugün içten yanmalı motorların internal combustion yakıtı olarak değil, birçok başka petrokimya ürününün de hammaddesi olarak kullanılıyor. Merak edenler olabilir, içten yanmalı motor diye bir şey var, dıştan yanmalı bir şey de olmalı o zaman diye, evet var, dıştan yanmalı fırınlar var, işte blast furnace dediğimiz yukarıda aslında o bir external combustion bir şey. Yani aynı bir şömine gibi yanıyor, o dıştan yanmalı. İçten yanmalı denmesinin sebebi, kapalı ve sızdırmaz, tam kontrollü bir yanma odası olduğu için bildiğimiz benzinli ve dizel motorlarda bunlara içten yanmalı motor deniyor. Motor denmesinin sebebi de o kimyasal enerjinin hareket enerjisine çevrilmesi. Zaten motorun volanı dönüyor, bu da aktarma denen, kısımla o hareket tekerleklere gönderiliyor. Bunun hızı vs. de şanzıman diyoruz, şanjman, changement’dan gelir. Fransızcası da işi değişikliğinden bildiğimiz, eşanjördür. O yüzden eski otomobillerde vites için 5 change, yani 5 gear, yani 5 farklı tur hızında dönen çark olduğunun bilgisi taşınırdı, arabanın arkasında yazardı. Düşük dönme hızı, yüksek tork. Bu da dönme momentinin duruma göre, ihtiyaca göre kullanılmasını sağlıyor. Yokuş yukarı yerde o yüzden vites düşürürüz, çünkü torka ihtiyaç vardır.

Kısacası, elektrik üretimi için, plütonyum kullanan nükleer reaktörlerden (uranyum kullananları da var), kömür kullanan termik santrallerine, doğalgaz çevrim santrallerine kadar hepsi aynı şekilde üretir elektriği. Türbinler hareket ettirilir ve elektrik üretilir, daha sonra da o elektrik kullanılarak başka bir şey dondurulur ve hareket enerjisi elde edilir. Bu da tabii ki inanılmaz bir verim kaybına yol açar. İşin bu tarafı termodinamik.

Fakat bunlar arasında doğalgaz, hem çok daha temiz, doğal olarak rafine edilmiş bir hidrokarbon, pislik muhteviyatı çok az, kıyasen! Özellikle FSRU gemileri sayesinde boru hattı dışında taşınması da mümkün hale geldi, bu da enerji arzı ve güvenliği konusunda reliability arttırıyor. Elektrik üretiminde kullanılabiliyor, direkt olarak ısınma ve cookerlarda kullanılabiliyor. Özellikle içten yanmalı motorların elektrikli motorlara evrimleştiği bugünlerde (bence elektrikli olanlar daha temiz değil ama buradaki katakulliyi en sonda vereceğim ve daha sonra oradan devam eden bir yazı daha yazmam gerekecek) petrolden tasarruf edilen karbon emisyonunun çok daha azına çok daha fazla verimle diğer işleri yapmak bakımından doğalgaz ikamesi düşünülüyor. Bunun çok daha başka sebepleri de var da şimdilik bu kadarı yeterli.

Kısacası doğalgaz 21. Yüzyılın ana enerji kaynağı. Bakın buna “elektrik daha ön planda” filan demek gülünç. Şu yüzden gülünç, elektrik doğadan toplanabilen bir şey değil çünkü. Elektrik üretilen bir şey. Enerji kaynağı olarak insanlık hala üstün bir teknolojiye erişemedi. Hidrokarbonlara hala mecburuz. Bu günlük 25 tl istiklal caddesin greenpeacecilik oynayan çocukların ciddiyetinin çok üzerinde bir konu bu enerji konusu. Ciddi bir bilgi birikimi gerekiyor. Zaten böyle bir teknoloji yok işte. Doğalgaz bunun için en kısa çözüm olarak karşımıza çıkıyor. Dünya doğalgazı ne kadar kullanmaya devam eder sorusu geliyor, o da bu bedava olan enerji kaynaklarını (sözüm ona), güneş enerjisi, rüzgar enerjisi vb. Teknolojileri daha da gelişene kadar insanlık hidrokarbonları kullanacaktır. Aslında Dünyadaki en verimli enerji çevrim santralı memelilerdir. Ben inanıyorum bir gün insanların bir kısmı ve hayvanlar, bu solunum denen, çoğu kişinin nefes almak ile karıştırdığı ATP üretimini kastediyorum, hali hazırda bu çevrimi çok verimli yapan bu organizmalar kullanılacaktır. Aslında zaten kullanılıyor. Çünkü insan vücudunun organları mikrovolt biriminde çalışıyor. Bugün beyin gibi bir makine yapmaya çalışsa insan oğlu herhalde bir mahallenin harcadığı elektriği yakar 1 saatte filan. İşin bu kısmı başka bir konu.

En son bu yeni yeşil mutabakat kapsamındaki, yeni yeşil ekonomi tarafına geleyim. Bu yeşil teknoloji dönüşümü, ticaret savaşlarının bir bölümüdür. Yani ticaret savaşları direkt olarak tariff arttırmak ile başladı Trump zamanında, bugün de nispeten enerjisini pis şekilde üreten ülkelerin (bir zamanlarda batının da yaptığı gibi) bugün batının yeterli teknolojik mesafeyi açamadığı için, Asya ülkelerinin de bugün teknolojiyi elde edip bu zengin batı ülkeleriyle aşık atar hale gelme riskinden dolayı, onların işlerini zorlaştıracak bir politik prosedür olarak sunuldu ortaya. Kısacası Dünya yanıyor bitiyor, oluyor gibi kimsenin umurunda değil. Bunu da ayrıntılı şekilde daha sonra konuşacağız.

Paris İklim Anlaşması ve Doğalgaz

Paris İklim Anlaşması denen şey aslında bundan 15 sene önceki adıyla Kyoto Protokolü‘nün devamı niteliğinde bir küresel aksiyon. bir de Doha Amendment denen bir şey daha var. bunlar kabaca paris iklim anlaşmasının tarihini sunuyor bize. peki bu aksiyonlar neyi hedefliyor?

İlk katman, yani dünya vatandaşlarına anlatılan hikaye, “dünya ısınıyor, dünya ısınırsa hoş şeyler olmaz, o yüzden soğutmamız lazım” diyor. Tabii ki bu ilk defa Kyoto Protokülü zamanlarında henüz gelişmini tamamlamamış ülkeler gelişmiş ekonomilere “yahu siz bu dünyanın canına okudunuz, zenginleştiniz, şimdi de “dünya çok ısındı, iklim değişiyor, buna bir şey yapmalıyız” diyorsunuz” diyorlar. Haklılar tabii ki, mesela buradaki ikiyüzlülüklerden birisi, Paris İklim Anlaşmasında bu küresel meclisin muradı Türkiye’den “gelişmiş ekonomi” olarak katılım sağlaması yönündeydi. Yahu Türkiye 2021 rakamlarıyla hala daha 1 trilyon dolar output, çıktı üretemeyen bir ülke. Biz karnımızı doyuramıyoruz ki aç bürokratların altına lüks araba çekmekten sıra gelmedi daha zenginleşmeye. Türk halkı aklını başına toplamadığı sürece daha bir sürü böyle şark kurnazı görgüsüzlerin altına mercedes alır. Ülkede her türlü ticari aktivitenin kaçağı önlenmiş gibi geçen gün bir de sokaktan kağıt toplanyanlara operasyon yapıldı. Bu basit gibi duruyor fakat bu de facto olarak devletin çöktüğünün işaretidir. Artık geçinmek için çöp karıştıran insanların dahi oradan çıkardıkları rızıklarına göz diktiyse bu devlet, bürokratları israf kabilindeki lüks hayatlarını sürdürürken, bu devlet çöker. Çöker derken öyle temerrüde düşer filan değil. Bildiğimiz çöker. Yeri gelmişken kamu spotunu da yapmış olalım.

Türkiye bürokratları aşırı zengin halkı de açlık seviyesine düşmüş aşırı fakir bir ülkedir. Bu yüzden dünya sahnesinde özellikle politik gücü neredeyse yok gibi. Bürokratların kendi sefahatlarını devam ettirme endişeleri yüzünden de dünyada neler oluyor göremiyorlar. Bugün bu Paris İklim Anlaşması’nın arkasında çalışan asıl mekanizma göründüğünden çok daha farklı. Bunu anlatmak için de bazı rakamlardan bahsetmek gerekiyor. Rakamları yazının inandırıcılığını arttırmak için kullanmayacağım, daha çok farklı bir alana dikkati çekmek için yapacağım. Hikaye çok ilginç bu kısmı çok dikkati okumanızı istiyorum.

ABD’de Department of Energy Office of Fossil Energy çatısı altında, 1910 yılında kurulmuştur bu arada bu ofis, NETL denen National Energy Technology Laboratory ışmında bir çalışma grubu var. Bu çalışma grubu yaptığı bir “bilimsel” araştırmayı 2011 yılında sunumunu yapıyor. Çalışmanın konusu şu: genel olarak doğalgaz çatısı altında toplanan shale gas sanırım Türkçe’de kaya gazi deniyoru, petrol ortamlarından çıkarılan bir tür gaz, coal bed methane denen, kömür ortamlarından çıkarılan metan gazi ve direkt olarak doğal gaz olarak bildiğimiz gazlar kullanılan üretilen elektrik enerjisinin, kömür kullanan termik santrallerde üretilen elektrik enerjine kıyasen %53 daha az sera gazi çevrimi yaptığını söylüyorlar. Özetlersek, doğalgaz. kömure kıyasen %53 daha temiz diyorlar, özellikle sera gazi tarafında. Bunu kim diyor? ABD diyor aslında ref1ref2ref3ref4ref5

bir başka “bilimsel” çalışma, referans vereceğim, hatta bu çalışma içerisindeki biliminsanlarından birini kişisel oalarak tanıyorum, doğalgazdan üretilen elektrik enerjsının kömürden üretilene kıyasen %30 daha fazla sera gazi çevrimine sebep olduğunu söylüyorlar. ref1ref2

Şimdi bu ilk “daha az emisyon oluyor” denen grubun çalışmaları aynı kurum tarafından yapılmış farklı çalışmalar. Muhtemelen de araştırma kaynağı aynı yer tarafından verilmiş. Zaten bu yüzden diyoruz uzun zamandır, 21. yüzyılda bilim denen şey parayı verenin düdüğünü öttürdüğü bir alan diye. Taraflardan biri %53 daha az diyor ötekisi de %30 daha fazla diyor doğalgazdan üretilen elektriğin sera gazi katkısını. Peki bu bilimsel araştırmalar yanlış mı?

Hayır değil. İlk grup direkt olarak gidiyor, doğalgazdan elektrik üretildiği zaman daha temiz bir enerji kaynağı olduğu için elektrik de daha temiz olacak diyorlar. İkinci grup da “sen bu doğalgazı çıkarırken, kuyulardan metan kaçağı oluyor, boru hatlarından gaz siziyor, metan gazi en tehlikeli greenhouse etkisi olan gaz, direkt olarak atmosfere stray gas olarak, yani başıboş, serbest, serseri halde karışıyor” diyor ve “bu yüzden” diyor, “bu direkt kaçağı da hesaba katında aslında atmosfere daha çok zarar veriliyor” diyor.

Şimdi bana “sen manyak mısın bunları neden burada yazıyorsun” diyenler olabilir, hayır manyak değilim, fakat anlatmak istediğim bir şey var ve bunu da kanıtlarıyla sunmak istiyorum. Bu olanları zaten ben rahatlıkla görebiliyorum, bu aleni olan şeyi de paylaşmak istiyorum. şimdi geliyoruz işin bomba kısmına.

Peki aynı ülkede neden böyle iki farklı cenah var? Neden birileri doğalgazı övmek için para harcarken öteki grup da yermek için para harcıyor?

İşin bütün kısmı tabii ki para!

LNG-CNG

Doğalgazın kullanılmasını isteyenler eski petrol şirketleri kabaca. Çünkü bu şirketler hali hazırdaki bilgi ve sermaye birikimleri bu alanda kullanmak istiyorlar. Öteki grup da aslında petrol dolar sisteminin artık kalkmasını istiyorlar. Çünkü bugün dünyanın yönetimindeki en büyük dişli petrol ve dolar arasındaki bağ. Bunun 21. yüzyıl için de artık doğalgaz dolar olarak devam etmesini istiyorlar. Daha sonrası için kabaca ne yapılacağını düşünürüz diyorlar. Peki bu gruplar temel olarak kimler? 2008 Obama başkanlık dönemi 2009-2017 arasındaydı. ABD’de 2008 civarında ciddi bir hidrolik çatlatma hydraulic fracturing ya da fracking denilen yöntem ile petrol sahalarında kaya ortamından gaz çekme operasyonları başlatıldı. ABD bu arada çok büyük petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip bir ülke fakat bunu harcamıyor. Daha çok kendi ülkesi dışındaki kaynakları sömürme peşinde. İleride ola ki bir problem olur kendi rezervlerini kullanmak istiyor. Bir de ABD işçilik maliyetinin çok yüksek olduğu bir ülke olduğu için ABD’nin ürettiği petrol ve doğalgaz doğal olarak daha büyük maliyetlerle üretilebiliyor ancak. Fakat işte Irak, Libya, İran, Suudi Arabistan bilmem ne tarafından daha rahat şekilde direkt o işi kendisi yapmasına değmeyecek Fiyatlardan zaten satın alıyor. Bu aşamada kendilerine kalan neredeyse küsurat kabilinden paylarla da Araplar düşünün ne kadar para yapmış vaziyetteler. Fakat bu enerjiyi asıl kullanan ABD ve kabaca Anglo-saksonlar. Bu enerjiyi diğer ülkeler kullanmıyor daha çok eğer varsa ellerinde satıyorlar.

ABD’de 2012 rakamlarına göre günde 8 milyon varil petrol harcanıyor. bunun da 3 milyon varılını tek başına tırlar harcıyor. Yük taşımacılığında yani. Bir grup diyor ki “yahu biz bu tirları dizel ile değil de doğalgaz ile çalışacak türde motorlarla kullansak?” zaten buradan başlıyor işler. Hesap ediyorlar, bu iş ABD’deki masrafları daha da düşürüyor. Hem günlük 3 milyon varil daha az petrol harcanıyor, buna mukabil harcanan doğalgaz da daha ucuza geliyor, hem de karbon izi daha düşük. Fakat ne var? Doğalgaz çıkartmak aslında petrol çıkartmaktan çok daha zor. Zaten bakın tam da o aradalar doğalgaz fiyatları aşırı bir yükselişe geçiyor. Yükseliyor ki doğalgaz santrallerinin kurulabilmesi için gerekli para ile doğalgazın satışı arasındaki makas bu işe yatırım yapılabilir tarafına meyletsin. Böylece yer altındaki atıl olarak duran değer ekonomiye kazandırılmış oluyor. Şöyle düşünün bunu, yer altında duruyor, hiçbir ekonomik değeri yok, o sırada gazın mmbtu cinsinden değeri 2 dolar, bunu yapıyorsunuz 8, bir anda yer altındaki o atıl gaz servet haline dönüşüyor. Tesisler kurup çalıştırmak için gerekli müstakbel parayı içinde barındırır hale geliyor. Böylece birileri çok daha zengin oluyor, yani birileri daha fazla güçleniyor, belli bir grup. Kim karşısında? Yeni tip sanayiciler, yani tech-giantlar karşısında. Eski tip kapitalistler 21. yüzyılda kaybetmeye başladıkları güçlerini ancak böyle geri alabileceklerini biliyorlar.

Buna karşılık tabii ki bu teknoloji tayfası boş durmuyor ve propagandaya başlıyorlar. 2012 yılında Barack Obama’ya bir mektup yazılıyor. “yahu Obama, kapat şunları, bunlar doğayı yok ediyor, dünya zaten ısınıyor, iklim miklim iyice zıvanadan çıktı, insanlığın kaderi vs.” diye Obama’ya bunları kapattırıyorlar. Peki Donald Trump başkanlık yarışında ilk dediği şeylerden biri neydi Texas’a sinyal vererekten? “Hiç üzülmeyin, her yeri hidrolik çatlatma cenneti yapacağız”[trump hydraulic fracturing direkt referans vermiyorum kendiniz okuyun].

Kısacası bu doğalgaz olayı, eski petrol şirketlerinin silikon vadisine kaptırdıkları güçlerini geri tesis etmek için oynadıkları bir koz. Bu konuda da aslında neredeyse kazanmış vaziyetteler. ABD politikasını sadece bu taraftan okumak gerekiyor. senatörler şunu dedi, okazyo kortez bilmem ne yaptı, bunlar küçük işler. ABD’nin bugün ikiye bölünmesinin ardındaki sebep de budur. ABD eğer bölünecekse, öyle Türkiye’de halkın gerizekalı kesimi  gibi “sen sağcısın ben solcuyum” diye bölünmüyor. Bu iki sermaye grubunun hangisi asıl dünya’yı yönetme gücünü elinde barındarak kapışması bu. o yüzden son zamanlardaki bu Pandora Papers, Zuckerberg vs olaylarını da bu taraftan okumak gerekiyor. Çünkü bu teknoloji şirketlerinin ortalama büyüklükte olanlarından bir tanesi gidiyor 20. yüzyıl usulü eski tip sanayi kuruluşlarının tekmilini birden satın alacak piyasa değerine sahip oluyor. Öte yandan ekonomiyi ateşleyen şey de enerji olduğundan, ve bu enerji tekeli eskilerin elinde olduğundan yeni tip 21. yüzyıl tayfası onların elinden bu gücü de almak istiyor. Yeni yeşil mutabakat, Green New Deal kısmını da bu şekilde okumak lazım. Kısacası öyle küreselciler, ulusalcılar meselesi değil bu. Zuckerberg tarafı aslında bu dijitalciler içindeki fraksiyonları anlamak için gerekli bir nokta. Bunu da daha sonra konuşacağız. Çünkü ABD’de sadece böyle 20. yüzyıl zenginleri ve 21. yüzyıl zenginleri diye iki grup yok. Bunların da kendi içlerinde fraksiyonlar var. 21. yüzyıl dijitalcilerinin arasında bu Zuckerberg’in başını çektiği -içinde Peter Thiel gibi isimeler de var- grup Almancılar grubu. Anglo-sakson diyoruz ya, kelimenin içinde saklı aslında, anglo ne, sakson ne? Anglo-amerikanlar vardır mesela bunlar kim? temelde olay buraya dayanıyor. O yüzden her iki grubu bir de Anglo-amerikan ve Anglo-sakson olarak düşünmek önemli. Kabaca Alman kökenli Amerikalılar ile İngiliz kökenli Amerikalar.

Yeni yeşil mutabakat ile yapılmaya çalışılan şey petrodolar sisteminin üzerine toprak atmak. Bunun yerine başka bir sistem kurmak istiyorlar fakat enerji tarafından yani asıl enerji kaynağı konusunda ne düşünüyorlar açıkçası ben anlamış değilim. Çünkü bu işler öyle rüzgar enerjisi ya da güneş enerjisi ile çözülebilir değil şu an için. Yenilenebilir enerji kaynakları evet çok önemli ve enerji arzı ve güvenliği tarafında güzel bir işleve sahipler fakat bugün ihtiyaç duyulan enerjini talebi karşısında yeterli arzı sağlayamıyorlar. Bunun yanı sıra doğalgaz ise çok büyük bir alternatif.

Benim beklentim, özellikle lojistik sektörü tamamen doğalaza geçeceği yönünde yani yük gemileri ve tırlar LNG ya da CNG ile çalışan makinalar haline gelecek diye tahmin ediyorum. LNG denince de akla gelen ilk ülke türkiye’de arap diye küçümsenen Katar. aslında bu önceki doğalgaz yazısını Katar yazısı ile devam ettirmek istiyordum da Paris İklim Anlaşması günemi olunca Türkiye’de bu taraftan devam ettirmek daha iyi göründü gözüme. Bundan sonra Katar hakkında konuşmak gerekiyor. Katar’da bizzat bulunduğum için, oradaki gözlemlerimi de paylaşacağım. Ellerindeki zenginliğin ne boyutta olduğunu, bu zenginliği nasıl elde ettiklerini ve dünyada hangi ülkeler ile aslında çok yakın politik ilişkiler içinde olduklarını, küçük olduklarına bakmaksızın, dünya uluslararası politikasında ne kadar güçlü oldukları hakkında konuşmak gerekiyor. Bu gücün nereden geldiği konusunda da girişi şimdi den yapalım. LNG!

Doğalgaz olayı kesinlikle öyle küçümsenecek bir konu değil. Önümüzdeki günlerde kış iyice bastırınca, bu teknoloji şirketlerini kötülemek adına “bakın bunlar coin diye bir şey çıkardılar, orada harcanan elektrik yüzünden burada doğalgaz fiyatları arttı” diye bir haber yağmuru da bekliyorum. Fakat bunun karşılık bulması için de insanların önce soğuktan bir titremeleri gerekiyor. Henüz havalar sıcakken bunu kimse kabul etmez. avrupa’daki bu yaşanan enerji krizi son günlerde bunun hazırlıkları. Yok neymiş, İngilterece kamyoncu kalmamış. Dünyayı yöneten İngiltere kamyoncusuz kalacak, yani bunlara inanmak benim için çok güç. Özellikle bir dar boğaz yaratılıp, tekrardan doğalgaz yatırımlarının feasible hale getirilmesi ve bu yapılırken de bir taşla iki kuş vurmak misali bir de coincilere vurmak fırsatı varken bunu kullanmamak bu eski kurtlar için tepilecek bir fırsat değil.

Doğalgaz konusu cidden önemli bir konu. Bu konunun bir ucu tabii ki bizim Doğu Akdeniz anlaşmazlığına dayanıyor. Bu konuda da bugünlerde Türkiye aşırı pasif davranıyor. Bunun da temel sebebi yine ekonomi. Ekonomi kötü olduğu için Erdoğan bu konuda baskın davranamıyor zira daha dayanacak gücü kalmadı ekonomik olarak. İç siyaset uğruna yine Türkiye’nin geleceğinden feragat edildiği bir dönem yaşıyoruz. Ondan sonra içinden çıkılmaz bir orta gelir tuzağı ve fakirlik ortamı.

Written By

Vitruvius Kadını

5 Comments

5 Comments

  1. ferhat karaaslan

    Ekim 22, 2021 at 1:25 pm

    Energy transitions kitabını nasıl paylaşacaksınız?

  2. Pingback: How to Avoid Climate Disaster: Bill Gates Book Review - Post Evre

  3. Eren

    Nisan 5, 2022 at 5:42 pm

    Mükemmeldi bir solukta okudum. Derleyen kişinin emeğine sağlık

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

.

Bunları da beğenebilirsiniz

Econ 101

Enflasyon hakkında konuşmadan önce aslında nominal varlık – reel varlık nedir bunun bir ayrımını yaparak başlamak gerekiyor. Nominal varlık nedir diye anlatmadan önce de...

BIST

Geçtiğimiz sene 2021 ve hatta 2020‘nin devamı gibi olduğu için 2020‘den bu yana düşünmek daha doğru olacaktır, dünya borsalarında ilginç hareketler gördük. Bundan tabii...

Ekonomi

Türkiye’de konservatif kapital, yani konservatif kafanın, zihniyetin elindeki sermaye 21. yüzyıl ideallerini anlamanın çok uzağında olduğundan kendisini 21. yüzyılın ikinci yarısına atmayı başaramayacak. Bunun...

Felsefe

Klasik dönem felsefecilerinden Platon ve Aristoteles‘in insan-topluluk-devlet anlayışı üzerinden siyaset nedir, neden yapılır, neden yapılmalıdır gibi konuları konuşacağımız bir yazı olacak. Bunu anlatırken de...

Finans

Bu yazı daha önce başka bir yerde yayınlanmamış, direkt olarak Postevre’ye yazılmış bir yazı olacak ve konumuz da DeFi yani Merkeziyetsiz Finans. DeFi denen...

Econ 101

Enflasyonist ortamda paranın değerini korumak için yapılması gerekenler tarafında bu sefer daha özele inip borsa yatırımı enflasyonist ortamda iyi bir fikir midir konusunu tartışmamız...

Econ 101

Merkez bankaları bulundukları ülke piyasanın sorunsuz işlemesi için gerekli para arzını ve akışını kontrol eden bağımsız kurumlar olarak ortaya çıkmışlardır. Bu yazıda merkez bankacılığı...

Sosyoloji

Politikayı küçümseyen ya da bir kenara koyan her birey profesyonel hayatında kaybetmeye mahkumdur, hadi hadi kayıp demeyelim de büyük bir potansiyelin kaybı diyelim buna....

Sitemizde bulunan toplam yazı sayısı: 54