Connect with us

Hi, what are you looking for?

istock

Siyaset

Okunma Süresi: 11 Dakika

21. Yüzyılın Yeni İdeolojileri

Amerika Birleşik Devletleri hakkındaki düşüncelerimi benim önceki yazılarımı okuyanlar çok iyi biliyorlar. Öte yandan yeni necip okuyucu için de kısaca bir kez daha özetlemem gerekirse, ABD bugün dünyanın en güçlü ülkesi diyerek başlamam gerekiyor. Bunu da tesadüflere değil gerçekten doğru politikalara ve sıkı çalışmaya borçlu. Evet geçmişinde, ilk kuruluş zamanlarında, ne gibi kepazelik (felsefede ruthless denir) politikalar yürüttüğünü de hepimiz biliyoruz. Hatta bunu yazan insanların başında genel olarak çok sevdiğim biri olmasa da Jared Diamond geliyor. Guns, Germs, and Steel adlı kitabında belki biraz da günah çıkarırcasına Amerika Kıtası’nın nasıl kolonileştirildiğini kitabının da başlığından anlaşıldığı üzere net bir şekilde anlatmıştır. Yani önce Amerika yerlilerinin bağışıklığı olmadığı Avrupa’nın endemik mikroplarıyla nüfus kırımı yapılıyor, arta kalanlar ateş üstünlüğü ile zapt ediliyor yerliler ve çelik de medeniyeti kuruyor, kısaca özetlersek. Öte yandan bana kalırsa en güzel kaynaklardan biri de Cristopher Columbus (Kristof Kolomb) tarafından yazılmış Seyir Defterleri adlı bir kitabı sayarım. Kitapta Amerikan yerlilerinin ellerinden, yolculuk esnasında geminin kırılan pruva direklerinin parçaları karşılığında altın aldıklarını not etmiştir Kolomb. İlginç değil mi? Yine bir diğer yazar, 18. yüzyılın hiciv üstadı Voltaire Candide adlı kitabında, Candide‘in yolculukları üzerinde benzer konuları işlemiştir. Bunları biraz da şahsıma gelecek “Amerikancı mısın” ithamlarını engellemk için söylüyorum. ABD’nin geçmişinin bütün dünyanın olduğu kadar ben de farkındayım diyorum dolaylı olarak. Fakat burada asıl bahsedeceğim şey ABD’nin çok başarılı taraflarının da olduğu ve bu yüzden bugün dünyanın jandarması rolünü oynadığını, küresel bir sorun yaşandığı zaman bütün gözlerin ABD’den bir hareket beklediğini söylemeye çalışıyorum.

İkinci Cihan Harbi patlak verip de yıllar boyu birbirini yakıp yıkan Avrupayı izleyen Amerika Birleşik Devletleri bu güvenli ve avantajlı konumunun keyfini çıkarıyordu. Çünkü savaş kendi topraklarından uzaktaydı ve sanayisi de resmen Avrupa’nın savaş makinasının ihtiyacı olan her türlü ürünü sağlıyordu. Aynı bugün Rusya-Ukrayna Savaşı’nda olduğu gibi gün geçtikçe bu durumdan fayda sağlıyordu. Git gide zayıflayan bir Avrupa söz konusuydu. Zaten savaşın sonuna doğru bilfiil kendisi de katıldı ve gerekli aksiyonları aldı. Hitler’i durduran Kızıl Ordu bu sefer Avrupa’nın başına heyyula gibi çökeceğinden bunu durdurmak için gelmişti savaşa. Öte yandan ingilizlerin de verdiği akılla biraz da ürettiği atom silahını Japonlar üzerinde kullanarak, bütün dünyaya gücünü gösterdi ve o sırada dünyadaki en güçlü ülke olduğunu herkese kanıtladı. Bundan sonra Soğuk Savaş yılları başlayacaktı. Dünya biraz da bu tantana altında yönetilecekti. 1989 Berlin Duvarı’nın yıkılması ile Sovyetler için çöküş süreci hızlandı ve Aralık 1991’de resmen dağıldı. Fakat bu dünyaya rahat bir nefes aldırmaktan daha çok hem bası boş bir güç haline gelmesinden korkulan bir ülke olmasından korkulur hale getirdi ABD’yi hem de ABD’nin dünyanın jandarmalığı rolünü üstlenirken ona olan ihtiyaç da kalmıştı. Dünyada bir düşman yoksa eğer ABD’nin jandarmalığına da ihtiyaç olmayacaktı. NATO mesela ne işe yarayacaktı? Bunun üzerine tarih ABD’ye yardım etti ve Eylül 2001’de World Trade Center denen ikiz kulelere saldırı yapıldı. ABD’nin böylesine bir tantanayı topraklarında görmeyeli uzun süre olmuştu eğer Pearl Harbour’u sayacaksak. İşte o günden sonra ABD’nin arayıp da bulamadığı bahane artık ellerindeydi. Küresel islami teöror! ABD artık dünyayı küresel islami terörden koruyacaktı. Bu sebeple Afganistan’a girdi. Geri çıkışı da hatırlarsınız, Ağustos 2021’de oldu. ABD’nin şimdiki ajandaşında da Çin ve Rusya var. Bir de aşk nefret ilişkisi yaşadığı Türkiye Cumhuriyeti.

ABD çok uzun soluklu planlar yapan bir ülke. Bunu da çok iyi başarıyor. Ülkesinde angarya işleri ithal ettiği insanlara yaptırırken kendisi tamamen politika ile uğraşıyor. Amerikan üniversitelerine giderseniz eğer doktora öğrencilerinin yarısından fazlası Amerikan vatandaşı olmayan yabancı öğrenciler olduğunu görüyoruz. Buna bir de Amerikan olmayan fakat vatandaş olanları eklediğimizde rakam daha da yükseliyor. Gelişmiş ekonomilerin nispeten olayı budur. Angarya işler yabancılara iyi işler de vatandaşlara verilir. Örneğin, bir akademik departmanda hocaların çoğu yabancı kökenliyken bölüm başkanlığı, dekanlık ve rektörlük (ABD’de rektörlük yok da president var) gibi yönetici ve karar alıcı/verici pozisyonlar vatandaşlardan oluşur. Hele ki işin aktif siyaset tarafına bakacak olursak orada vatandaşların çok daha büyük sayıda olduğunu göreceğiz. E tabii ki vatandaşlık şartı var da o yüzden evet, benim demek istediğim Amerikalılık işte. Yani ırksal bir ayrımdan bahsediyoruz burada. Eski Amerikan diplomatlarından George F. Kennanın raporundan bir kısım paylaşmak istiyorum:

“We (USA) have 50 per cent of the world’s wealth but only 6.3 per cent of its population. İn this situation, our real job in the coming period … is to maintain this position of disparity. to do so, we have to dispense with all sentimentality … we should cease thinking about human rights, the raising of living standards and democratisation.”

“Biz ABD olarak dünya nüfusunun yüzde 6.3 sahipken servetinin yüzde ellisine sahibiz. Bu durumda bizim yapacağımız asıl şey gelecek dönemde bu adaletsiz dağılım pozsiyonumuzu korumak olacaktır. Bunu yapmak için de öncelikle bütün duygusallığımızı bir kenara bırakmalı ve insan hakları, refahı arttırmak ve demokratikleşmeyi desteklemek gibi düşüncelere bir son vermeliyiz.”

ABD böyle bir ülke. Burada kimse ABD’yi demonize etmeye çalıştığımı düşünmesin. Pragmatik şekilde kendisini düşünüyor, her ülke bunu böyle yapar. Fakat geçenlerde Türkiye’de HDP’den birkaç kişi toplanıp Libya’ya gittiler ve Hafter ile görüştüler. İktidara geldiklerinde imzalanan deniz sınırları anlaşmasını feshedeceklerine dair bir anlaşma yaptılar. Türkiye’deki bir siyasi parti Türkiye’nin sınırlarını değiştirmek için başka bir ülke ile konuşuyor. Peki bunu ana akım medyada haber olarak gördük mü? Görmedik! Bu akıl almaz bir olay. Böyle bir şey gelişmiş ülkelerde olmaz. Bu tür insanlar direkt yok edilir. Siz hiç duydunuz mu ABD’den bir parti çıkıp Meksika’ya gidip de Albuquerque‘yi vermek için Meksikalı bürokratlarla görüştüğünü filan? Türkiye’de fakat bu “özgürlük” adı altında yapılıyor. İşte konumuz da aslında bu biraz. Yeni dönemin kolpa ideolojileri.

istock

İdeolojisizlik Çağı

ABD Sovyetlerin tasfiyesinden sonra özellikle World Trade Center saldırılarından sonra George Kennan’ın raporunu ve dış politikasını unuttuğu bir döneme girdi. Resmen Afganistan’da terlikle dolaşan çağ dışı mahluklar ile gerçek hayatta Call of Duty oynadı, hem de 20 sene boyunca. O büyük ABD kendi halkının çıkarlarını koruyordu Afganistan’ın dağlarında. Trilyonlarca dolar harcadı bunun için. Sonra da çıkıp gitti. Bu esnada ne oldu peki? Bir baktı ki Çin denen bir şey çıkmış ortaya. Ekonomisini 2000 yılından itibaren 5 kattan fazla büyütmeyi başarmış bir dev ile karışılaştı. Yepyeni bir ordu kurmuştu Çin. Uluslararası sularda ABD’nin egemenliğine halel getiremese de ciddi bir rakip olarak ortaya çıkmıştı. ABD, George Kennan’ın raporunu yazdığı sıralarda dünya ekonomisinin tam yarısını oluştururken son 20 senede %15’i civarını ancak oluşturabilir hale gelmişti. Bu süre zarfında da 2008 krizini yaşamıştı. Gerçi bu krizin etkilerinin büyük kısmını dünyaya ihraç etmeyi de başarmıştı fakat ciddi darbe almıştı ekonomisi. Kısacası dünyayı global islami terörden koruma görevi ABD için pahalıya patlamıştı. Halbuki öncesindeki düşmanı Rusya ile oluşturdukları çift kutuplu dünya düzeninde liberalizm ve komünizm ideolojilerinin çarpıştırıldığı dönemde çok daha başarılıydı. Sovyetlerin yıkılması ardından yaşanan bu ideolojisizlik dönemi global islami terör naratifi ile aslında doldurulamadığı aşikardı. Belki konuya biraz da komplo teorisyenlerinin tarafından bakılacak olursa ABD birileri tarafından kasıtlı şekilde oyalandığı senaryosu kulağa çok da garip gelmiyor. Fakat komplo teorilerinin özelliği budur zaten. Aynı ekonomistler gibi bir şeyler iyice aleni hale geldikçe çok mantıklı görünen iddialar ile çıkar ve bütün olan biteni basit bir anlatı ile izah eder. Bu da tehlikeli kabullerin yapılmasına yol açabilir.

Bunlar olup biterken Rusya ABD’de patlak veren 2008 finansal krizinin yarattığı tantanada Gürcistan’a saldırdı. Orada hükümeti kendi lehine olacak şekilde değiştirdi. Batı’dan gelen her ne kadar yapamazsın edemezsin sesleri yükselse de Ayı dinlemedi tabii ki. Daha sonra 2014 yılında Kırım’ı işgal etti. Belarus’ta hükümeti yine kendi lehine değiştirdi. Rusya bir nevi sınırlarını genişletmeye başlamıştı. Moldova ve Ukrayna vardı sırada. Kırım ardından Ukrayna’ya saldırdı Donbass’ı ele geçirdi. O gün bugündür de Ukrayna’daki savaş sürmekte. Geçtiğimiz sene başında Çin’deki Kış Olimpiyatları’nın kapanışı ardından Ukrayna’ya tekrar girdi ve Luhanks ve Donetsk’i ilhak etti. Bir yandan yükselen Çin öte yandan da daha hırçınlaşan Rusya ABD’nin zayıf aksiyonlarına karşı bu fırsatı iyi değerlendiriyorlardı. Bu noktaya kadar sanki olan biten daha önceden de aşina olduğumuz jeopolitik güç mücadelesi gibi görünüyor. Olayın bu kısmı için Avrupa Krizi başlığı altındaki değerlendirmelerin konu edildiği yazıyı okumak faydalı olacaktır. Fakat olan biten eskiden olan mücadelenin devamı değil. Öyle olsaydı ABD 20 sene Afganistan’da oyalanmazdı. Burada olan biteni ABD ulus devletinin jeopolitik mücadelesinden ziyade küresel kurumların öneminin arttırılması olarak okumak daha yerinde olacaktır. 2020 COVID-19 pandemisi ve Rusya’nın Ukrana’yı ilhaki ile ortak nokta jeopolitik olmaktan ziyade küresel bir hikayenin oluşmaya başladığı olacaktır. Rusya Ukrayna Savaşı ile NATO’nun tekrardan anlam kazanması ve COVID pandemisi ile de Çin’in küresel etkinliğinin düşürülmesi hikayeyi biraz daha netleştiriyor. Bunun üzerine Çin Komünist Partisi’nin Çinli global şirketlerin üzerine yaptığı baskı, örneğin Alibaba, ve iktisadi yapılanmasını daha çok kendi içine geri dönmek üzere kurgulaması biraz daha netleştiriyor.

istock

21. Yüzyıl Yeni İdeolojileri

21. yüzyıl ideolojileri diye telaffuz etmenin daha doğru olacağı fakat yine de tek bir çatı altında da toplamanın mümkün olduğu bu ideolojiler tarihten alışık olduğumuz anlatılardan biraz daha farklı. Önceki tartışmalar kabaca iktisadi iken bu sefer ki tartışmalar daha kapsayıcı şekilde gelişiyor. Hatta iktisadi olmaktan daha çok bu sefer sosyolojik. Evet iktisadi değişimler de söz konusu olacak bu çünkü bütün bir sosyal bilimlerin konu edildiği bir değişim. Genel olarak kitlelerin yaşayış tarzlarının doğrudan hedef alındığı ulusal bir jeopolitik güç mücadelesinden daha çok küresel bir yaşayış tarzı endoktrinasyonu mücadelesi ile karşı karşıyayız. Bunları kabaca sıralayacak olursak eğer, -kabaca diyorum çünkü yeni ideolojiler de eklenebilir gelecekte fakat eklemleneceği yapıya doku uyumu kusursuz olacaktır bu yeni eklenecek ideolojilerin, eğer geleceklerse tabii ki- Green New Deal çatısı altında, Yeni Yeşil Mutabakat ve yenilenebilir enerji dönüşümü bunların başında geliyor. Bu bağlamda fosil yakıtlar terk edilecek ve birçok alanda kullanılan mallar da buna göre değişecek. Dolayısıyla direkt olarak yaşamlarımız değişecek. Mega elektrifikasyon döneminin içine gireceğiz. Zaten girmeye de başladık. İşin bu kısmı çip teknolojisini oldukça önemli kılıyor. Dijitalleşme ile birbirini tamamlayan iki yap-boz parçası gibiler. Diğer bir yandan kitlelerin sistematik manipülasyonu ile seksüel hayatın da hedef alındığını görüyoruz. Daha henüz birkaç sene önce gayler ingiltere’de ceza alırlarken 2010 sonrası bütün dünyada esen çok güçlü LGBT rüzgarı bugün özellikle yeni nesillerin cinsel yaşamlarını tamamen değiştirdi bir önceki kuşağa göre. 2008 finansal krizinden sonra iyice cıvıyan merkez bankacılığı, COVID pandemisi ile bir tur daha cıvıdı ve doların küresel transaksiyon mediumu olma vasfının da sorgulanmasına sebep oldu. Bu da tabii ki Bitcoin gibi dijital varlıkların bir kurtarıcı olabileceği algısını yarattı. İnsanların bu yeni paraya nasıl reaksiyon vereceklerini de bu bahane ile denemek mümkün oldu. Naratif çok güçlü, merkeziyetsizlik! Kim istemez ki?

Buradaki temel sorun, hayatta deneyimsiz gençlerin hedef alınıyor oluşu. Bu kurgu gerçekten çok zekice. Bir anda z-kuşağı diye bir şey ortaya çıktı. Bu kuşağın temsilcileri bu kategorizasyonu hemen kabul ettiler, çünkü kendilerini farklı hissettiler. Daha öncesinde y,x ve boomer olarak adlandırılan kuşaklar aslında bu kategorizasyonu benimsememişlerdi. Fakat z kuşağı anlatısı ile sanki dünyada sadece bu neslin bireyleri varmışcasına bir anda özel bir kitle oluşturuldu ve neredeyse istinasız şekilde temsilcileri tarafından kabul edildi. Her alanda “biz z kuşağıyız siz anlamazsınız” gibi bir tavıra büründüler. “biz internetin içine doğduk, her şeyi araştırıp öğreniyoruz” diyerek interneti icat eden nesilleri küçümsediler. Kendinden önceki nesilin davranışlarından farklı olsun da ne olursa olsun anlayışı ile iyi kötü ayırt etmeden yeni olan her şeyi kabul ettiler. Bu yüzden de değişim çok hızlı oldu. Sanılmaya başlandı ki önceki kuşak tamamen geri zekalı insanlardan oluşuyor. Fakat çok açık ki bugünkü dünyayı kuran insanların içinde z kuşağı hiç yok. Z kuşağı tamamen edilgen. Ellerinde hiçbir erk yok. Henüz iktisadi yaşamlarına bile başlamadı daha birçoğu. Z kuşağının çalışanları bir bakıma tamamen kendinden önce gelenlerin ajandalarını takip ediyor. Buradan da anlaşılıyor ki mesele kuşak meselesi değil. Mesele tamamen ideolojik! Yoksa bir tür holiganizm oluşturan bu kuşak ayrımında y ve x kuşakları bütün her şeyi bırakıp z kuşağının Disneyland’ını mı oluşturmayı kendileri amaç edinmişler? Böyle bir şey epistemolojik olarak bir kere mümkün değil. Eğer gerçekten kuşak ayrımı yapılmaya çalışıyor olsaydı, bugün z kuşağı edilgen değil etken olurdu. Burada kuşaklar arası sidik yarışı yaptığım sanılmasın. Kuşak ayrımına karşı olduğumu necip okuyucu biliyor. Hayat süreklidir, kuşaklara ayırmak ise doğal değildir. Güneş’in altında olan biten her şeyin evrensel kurallara uygun olması gerekiyor. Eğer böyle olmasaydı yerçekimi kuşak farkı gözeterek etki etmesi gerekirdi. Bu örnek saçma gelmesin, evren/doğa üzerinde olan bitene kayıtsızdır. Daima ve istinasız kurallarını işletir. Bu bir taş için de geçerlidir, bir goril için de, bir bisiklet için de… ve insan bundan azade değildir. Dikkat edilmesini isterim, burada bir doğru yanlış ya da iyi kötü ayrımı yapmıyorum.

istock

Merkeziyetsizlik

Hiper-elektirifikasyon ve dijitalleşme merkeziyetsizlik çatısı altında birleşiyor. Daha doğrusu bunun önünü açıyor. Burayı çok derinlere girmeden anlatacağım fakat genel olarak da resmi yeterli netlikte çizecektir. Bitcoin ile gündeme gelen bu merkeziyetsizlik öteki taraftan bakarak konuşacak olursak, dağıtıklık sonrasında daha işlevsel olan Ethereum’un ortaya çıkmasına imkan tanıdı. Temel olarak aralarındaki fark Bitcoin blokzincirinde yapılan transaksiyonların dağıtık nodlar tarafından onaylanması sonucunda bir ödül verilmesine dayanıyor. Burada hızlı olan makinalar bu ödülü topluyordu. Fakat yapılan işlem sadece bir onay süreci. Etherum’da ise onay mekanizması üzerine bir de akıllı kontrat yazılmasına imkan veren bir teknoloji söz konusu idi. Bu da asıl devrimi yapan oldu. İlk defa isteğe göre yazılan bir koşullar bütünü sadece kod tarafından şartların sağlanıp sağlanmadığı kontrol edilip, onay veriliyordu. Fakat buradaki sorun da gerçek hayatta sağlanan şartın nasıl yerine getirileceği oldu. Gerçek hayatta bir yaptırım gücü yok çünkü kodun. Çünkü kod ile gerçek hayat arasında bir bağ yok. Evet iddiaya giren iki taraf için ortaya konan bahis, iddiayı kazanma şartları yerine geldiği zaman bakiyeyi kazanana gönderme gibi işlemler yapılabilir, bu seviye kontratların daha üst seviye olanları yani arada gerçek hayatta var olan bir executor yani uygulayıcıya ihtiyaç duyan türden kontratlar kadük kalıyorlar. İşte tam da bu noktada bir seviye daha ileri gitmek, gerçek hayatta kullandığımız ekipmanların akıllı hale getirilmesi bu sorunu bir nebze çözebilir. Internet of Things denen, IoT, yani Şeylerin İnterneti tam da burada devreye giriyor. Uygulayıcının kendimiz olduğu birçok alanda akıllı hale getirilmiş ekipmanlar bizi by-pass edebilirler, yani atlayabilirler. Örneğin, bu Yeni Yeşil Mutabakat doğrultusunda, o ay elektrik kotamızı doldurduğumuz zaman, dünyayı çok fazla kirlettiğimizden ötürü belki su ısıtıcımız çalışmayacak. Çünkü blockzincir üzerinde fabrika ayarı olarak tanımlanmış bize ait akıllı kontratımızın şartları sağlanmış olacak ve bu sağlanan şartı ilgili ekipmanlara iletecek onlar da bize sormadan kontratta olan kodu uygulayacaklar. Bu akıllı ekipmanlar olmadan, bugünkü durum itibariyle şartları sağlanan kontrat dijitalde kalmaya mahkum. Çünkü o şart sağlansa bile bizi daha fazla elektrik kullanmaktan geri tutacak bir yaptırım gücü yok fakat bu yakın gelecekte mümkün olacak.

Bir diğer merkeziyetsizlik unsuru da dijital paralar. İşin bu tarafında da yine özellikle z kuşağı bu dijital paraları kendilerinin kurtuluşu olarak görüyorlar fakat bana kalırsa gerçekten olacak olan bunun tam tersi. Öte yandan “bugün kullanılan para sanki dijital değil, banka hesaplarımızdaki para da dijital” söylemi de epistelemolojik olarak yanlış. Evet bugün kullandığımız para da internet aracılığıyla ulaştığımız bir hesap içinde görünen rakamlardan oluşuyor sadece fakat bu, paranın dijital olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü bugünkü para kağıt paranın sadece dijital kaydının tutulmasından oluşuyor. Paranın kendisi hala dijital değil. Sadece muhasebesi dijital. Bu yeni düzende paranın kendisi dijital olacak ve bu da aynı Ethereum’da olduğu gibi paranın programlanabilmesinin önünü açacak. Aslında dijital para, para bile değil. Başlı başına bir şartlar bütünü, bir kod olacak. Bunun da merkeziyetsiz olması mümkün değil. Böyle bir gücü, bu teknolojiyi geliştirenlerin bunu geliştirip daha sonra bireylerin yararına olacak şekilde ortalığa salacağını düşünmek büyük saflık olur. Zaten kamu yararı denen şeyde münferit bireylerin hiçbir önemi yoktur. Evrensel olarak işleyecek bir kurallar bütünü olacaktır. Bu evrensel kuralların da kime ne kadar sirayet edeceği de programlanabileceğinden bireyin adına burada herhangi bir özgürlük söz konusu değil. Örnek olarak, eğer merkez bankaları dijital para üretmeye başlarlarsa ve bunu arz eder ve ekonomi bu paralar üzerinden dönmeye başlarsa, net şekilde devlet tarafından direkt olarak ödenen paraların nerede kullanılacak önceden programlanmadan dağıtılmaması  ihtimali neredeyse imkansızdır. Evet emekli birine bir ödeme yapılacaktır fakat o paranın kesinlikle bir son kullanma tarihi (ve akla gelebilecek diğer sonsuz sayıda farklı koşul) olacaktır. Hatta ne kadarlık bir kısmının hangi harcamalarda kullanılacağına kadar bir programlama durumu söz konusu olacaktır. Buna emekliler kadar sert olmasa da memurları da ekleyebiliriz. Buna merkez bankalarının bankacılık sistemine verdikleri paralarda da benzer şeyleri uygulayacağını öngörebiliriz. Dolayısıyla, maaşlı çalışan herkes aslinda şu an bildiğimiz anlamda para kazanmayacak sadece bir tür kupon kazanacak diyebiliriz. Çünkü blockzincir teknolojisinde üretilen şeyin intrinsic değeri yani içsel bir değeri yok. “nasıl yok harcanan elektrik ne peki?” sorusu yerinde bir soru değil. Sonuçta o elektriği harcamak zorunda değilsin. Bunu sen kendin istediğin için harcıyorsun ve bir maliyet hesabı sonucunca ona ticari bir değer atfediyorsun. Ta ki o coine birisi senin istediğin parayı ödeyene kadar. O miktarı ödeyecek kimse kalmadığında elde kalan o djital paralar hiçbir anlam ifade etmeyecektir.

Dijital paraya son kullanma tarihi koymak demek aslında negatif faiz demek. Bugünkü para sisteminde para her ne kadar merkez bankaları tarafından dijital bir hesapta yaratılmak suretiyle üretilseler de para bankacılık sistemine girdiği zaman bireyin kendi hesabındaki parayı nakite çevirmesi ile bir nevi sistemden çıkabilme olanağı sağlıyor. Bu yüzden de negatif faiz uygulanması mümkün olmuyor. Bir dönem Avrupa’da negatif faiz uygulanıyordu. Ekonominin canlandırılması için faizler negatife çekilmişti. Yani hesapta para tuttuğunuz sürece paranız eriyordu. Örneğin, sene başında 10 bin euronuz varsa hesabınızda sene sonunda bu para 9900 euro oluyordu. Böyle olunca da insanlar paralarını bankalardan çektiler. Efficient Lower Boundary denen, Efektif Dip Sınır, faizlerin düşürülebileceği minimum seviyeye verilen addır ve bu da sıfırdır. Sıfırın altına indirmek efektif değildir çünkü para bu sefer bankacılık sisteminden çıkar ve bu ekonomi için daha kötü bir sonuç doğurur. Kısacası, Avrupa Merkez Bankası zaten bu paraya son kullanma tarihi koyma politikasını bugünkü para sisteminde denemiş bir merkez bankasıdır. Bu da eğer merkez bankası dijital parası sistemine geçilecekse paraya türlü türlü şartların tanımlanacağının önceden beyanı olarak kabul etmemiz gerekir. Aksini düşünmek saflık olacaktır. Bu noktada da ben herhangi bir özgürlük de merkeziyetsizlik de göremiyorum. Böyle bir gücü de merkez bankalarının ellerinde tutmak için savaşmayacaklarını düşünmek ayrı bir saflık olur. Burada tam bir dijital diktatörlük söz konusu. Ha bir tür toplum sözleşmesi çatısı altında bazı regülasyonlar yapılır, buna diyecek bir şeyim yok. Fakat böyle bir sosyal mutabakatın da halkın adına bu gücü elinde bulunduranların yapacağına ihtimal vermiyorum. Buradaki amacı insanların özgürleştirilmesi değil tam tahakküm altına alınması olarak görüyorum. Tabii ki burada benimle bu görüşü paylaşanları susturmak için bu yeni ideolojiler kapsamında “teknoloji düşmanı, cahil” karalaması yapılırak geçiştiriliyor. Bunu yapan da işte o etiketi takmayı kabul eden z kuşağı temsilcileri oluyor. Zaten ideolojilerin asıl işlevi de tam da burada kendisini gösteriyor. Bundan önceki dönemde komünistlere “özgürlük düşmanı” liberallere de “sermayenin uşağı” denmiyor muydu? Pratikte, aralarında hiçbir bir fark yok!

Written By

Vitruvius Kadını

4 Comments

4 Comments

  1. Erkut

    Ocak 9, 2023 at 8:37 pm

    19ncu yüzyılın zengin çocuklarının zamanın yeni dünya dinini yaratıp kucaklaması gibi ( Komunizm, Sosyalizm ), bu çağın bolluk içinde doğan çocukları da kendilerine coşku, amaç ve ruhanilik veren yeni dünya dinini kucakladılar. (Veganlık, Lgbt, Black Lives Matter, …) Zamanın tek tanrılı dinlerinde ve sosyalist harekette olduğu gibi insan vücudu ve arzuları aşağılandı. Değerlerine ve kutsallarına en ufak bir eleştiri yaparsanız akademiden, işinizden ve sosyal hayattan dışlandınız. Yeni kutsallara sahip değilseniz aşağılanıp ve günahkar ilan edildiniz. Tabi yeni dünya dininin merkezi bu sefer Amerika olduğu için en çok zararı onlar gördü. Sayın Kennan’ın da ifade ettiği gibi duygusal olmamalıydılar. Ancak ben yine de şanslı olduklarını düşünüyorum. Bir önceki dinin yok edilmesi 45 ‘lerden 90 lı yıllara 45 sene sürmüştü. Bu sefer de eminim çok kısa sürede yok edilecektir. Amerika yeni Kennan yeni Reagan ve yeni Bernanke’lerini bulacaktır.

    • Vitruvius Kadını

      Ocak 11, 2023 at 2:12 am

      Bence kisa ve net yorumlamissiniz. Nacizane bir okuma onerisi vermek istiyorum, bu ozellikle 45 sene olarak ifade ettiginiz donem icin, ABD’deki kurumsal dongu ve sosyoekonomik donguden bahseden bir kitap. George Friedman, ” The Storm Before The Calm”. En azindan ABD’nin kendi icerisinde yasadigi donusumleri de farketmek acisindan cok faydali. Tabii ki kendisi ABD lehine yazilar yazan bir yazar, bu cok dogal, fakat biz de kendi payimiza dusen farkindaligi edinmek adina faydali buldugum bir kaynak.

      • Erkut

        Ocak 12, 2023 at 10:08 am

        Kitap öneriniz için teşekkür ederim. Yorumumu özellikle kısa ve net yapmaya çalıştım. Bu sebeple eleştirilecek ve hemen çürütülebilecek birçok yanı bulunmaktadır. Ben insanları idealizme sürükleyen, kişilerde coşku, amaç, ruhanilik gibi duygusal yoğunluk yaratan kollektif hareketleri dini hareketler gibi gören yaklaşım ön kabulu üzerinden psikolojik ve sosyolojik yorumlar yapmaktayım. Bu hareketler kendilerini eşitlik, kardeşlik, yurttaşlık, insanlık gibi soyut kavramlar çerçevesinde mükemmelleşmeyi amaç edinerek ideal insan, ideal hristiyan, ideal yurttaş gibi asla gerçekleştirilemeyecek bulutların ötesindeki amaçlara adamaktadırlar. Yani bu hareketlere göre insan her zaman kendi özüne yabancılaşmalı, onu törpülemeli, günahlarından arınmalı ve biricikliğini bir kenara bırakarak hayatını bu amaçlara adamalıdır. Günümüzde bence liberalizm bile bu özelliklere sahiptir.

        • Vitruvius Kadını

          Ocak 13, 2023 at 11:57 am

          Size katılıyorum genel olarak. İdealizm yanlısı biriyim diyemem kendime fakat bir hedef belirlemek daha çok o hedefe varmaktan ziyade yolda olmak üzere doğru bir aksiyon olacağını düşündüğüm için de pratikte işe yaramıyor diyemem. Öte yandan her ideolojiye de karşıyım. Çünkü tek mükemmel bir ideoloji olamaz. Kişişel bazda harman iyi olacaktır. Toplum için en iyisi nedir sorusu da iyice felsefeye girecek ve uzun bir tartışma gerektireceğinden burada kesiyorum : ))

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

.

Bunları da beğenebilirsiniz

Econ 101

Enflasyon hakkında konuşmadan önce aslında nominal varlık – reel varlık nedir bunun bir ayrımını yaparak başlamak gerekiyor. Nominal varlık nedir diye anlatmadan önce de...

BIST

Geçtiğimiz sene 2021 ve hatta 2020‘nin devamı gibi olduğu için 2020‘den bu yana düşünmek daha doğru olacaktır, dünya borsalarında ilginç hareketler gördük. Bundan tabii...

Ekonomi

Türkiye’de konservatif kapital, yani konservatif kafanın, zihniyetin elindeki sermaye 21. yüzyıl ideallerini anlamanın çok uzağında olduğundan kendisini 21. yüzyılın ikinci yarısına atmayı başaramayacak. Bunun...

Sosyoloji

Politikayı küçümseyen ya da bir kenara koyan her birey profesyonel hayatında kaybetmeye mahkumdur, hadi hadi kayıp demeyelim de büyük bir potansiyelin kaybı diyelim buna....

Felsefe

Klasik dönem felsefecilerinden Platon ve Aristoteles‘in insan-topluluk-devlet anlayışı üzerinden siyaset nedir, neden yapılır, neden yapılmalıdır gibi konuları konuşacağımız bir yazı olacak. Bunu anlatırken de...

Finans

Bu yazı daha önce başka bir yerde yayınlanmamış, direkt olarak Postevre’ye yazılmış bir yazı olacak ve konumuz da DeFi yani Merkeziyetsiz Finans. DeFi denen...

Econ 101

Enflasyonist ortamda paranın değerini korumak için yapılması gerekenler tarafında bu sefer daha özele inip borsa yatırımı enflasyonist ortamda iyi bir fikir midir konusunu tartışmamız...

Econ 101

Merkez bankaları bulundukları ülke piyasanın sorunsuz işlemesi için gerekli para arzını ve akışını kontrol eden bağımsız kurumlar olarak ortaya çıkmışlardır. Bu yazıda merkez bankacılığı...

Sitemizde bulunan toplam yazı sayısı: 60