Connect with us

Hi, what are you looking for?

istock

Finans

Okunma Süresi: 15 Dakika

Borsa Düşüşlerinde Ne Yapmalıyız?

Bu yazı iki bölümden oluşuyor. Direkt olarak “Nele Yapmalıyız?” kısımlarını okumak isteyenler, biraz tatsız olacaktır fakat ilgili bölümlere geçebilir. Genel olarak spot piyasalar için daha anlamlı olacak bir yazıdır.

Mekanikler

Her cinsten finansal piyasa daima bir dalgalanma halindedir. Akıla gelebilecek her türlü piyasa için geçerlidir bu. İlginçtir, sabit tutulan piyasalar için bile böyledir bu dalgalanma oalyı. Basit bir örnek vermek gerekirse, 1971 senesine kadar Amerikan Doları ve altın arasında sabit bir çarpan vardı. Altının 1 onsu yani yaklaşık 31.1 gram altın sabit olarak 35 Amerikan Doları üzerinden işlem görürdü. Bu, 1971 yılında Nixon Shock adı verilen bir Pazar akşamı ulusa seslenişiyle açıkladığı karar ertesinde son buldu. Bretton Woods Anlaşması ile 1944 yılından bu yana sabit olan altının fiyatı artık dalgalanmaya bırakılmıştı. Bretton Woods Anlaşması’ndan önce demek oluyor ki altın sabit fiyat işlem görmüyordu. Büyük Buhran (1929’da patlak verdi) sonrası (1933’te) tamamen çökmüş piyasalarda bir canlılık yaratması ümidiyle Altın Standardı uygulamasından çıkıldığını ilan etti. Çünkü altına bağlı dolar çok değerliydi ve kimse o kargaşada parasını herhangi bir teşebbüste kullanmak istemiyor, aksine, parayı elinde tutmak istiyordu. Altın ile bağı kopartılan dolar bu sefer piyasanın parayı riske etmeyi kabul edeceği bir devalüasyona uğrayacak, altın fiyatı artarken, doların kıymeti düşecek ve dolar artık tekrardan piyasa işlemlerinde kullanılabilir hale gelecekti. Amaç çünkü, daima altınını arttırmaktı o zamanlar, para altın olduğı için. Burada altın güzellemesi yapmak gibi bir hedefim yok. Amacım, o zamanki koşulları aksettirebilmek. Bir nevi piyasalar üzerine konuşurken, örnek olarak kullandığımız bir piyasa olarak kabul etmek gerekiyor altını bu yazıda, başka bir deyişle, altın piyasasını.  Altın 1933 öncesinde 20.67 Amerikan Doları olarak sabit fiyattan işlem görürken, 1933’te alınan bu kararla beraber 36- 37 dolar civarında işlem görür hale gelmişti. Yani neredeyse %100 devalüasyon olmuştu. Daha sonra Bretton Woods anlaşması ile zaten 35 dolara sabitlenmişti. 1971 Nixon Shock ile ise ilk 10 senede altının fiyatı 400 dolar olmuştu. Yani dolar altın karşısında %90’dan fazla değer kaybetmişti. Başka bir deyişle altın 10 kattan daha fazla değer kazanmıştı.

Burada altın piyasası hakkında konuşurken, bunu hisse senedi piyasası gibi düşünmemek gerektiğinin de altını çizmek gerekiyor. Sonuçta altın o zaman için paraydı. Dolar da paraydı fakat altına bağlı bir paraydı. Bir bakıma bugünkü Currency Market, yani para piyasalarına benzeyen fakat uluslararası olmayan bir piyasa olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır. Sonuç olarak, geçerli iki para birimi cinsi arasındaki bir ilişkiden bahsediyoruz. Öte yandan hisse senedi piyasalarındaki konu daha farklı. Çünkü değiş tokuş edilen şeylerden biri para iken ötekisi varlıktır hisse senedi piyasalarında. Varlıklar hakkında konuşurken sadece varlık deyip geçmenin de yeterli olmadığı şerhinin de düşülmesi gerekiyor. İlk önce nominal ve reel varlık olarak ikiye ayırmak gerekiyor varlık türlerini. Nominal varlıklara en basit örnek olarak devlet tahvilleri verilebilir. Üzerlerinde bir değer yazar, face value, bu değer üzerinden satılırlar. Reel varlıklar ise kendi içsel bir değeri, intrinsic value, olan somut varlıklardır. Örneğin, emtia, konut bv. gibi. Fakat her somut varlık da bir reel varlık değildir. Örnek olarak, makina envanteri, otomobil, bunlar somut varlıklardır fakat eskidiklerinden ötürü amortismana tabiilerdir. Yani yerlerine yenisinin konması için kenara para ayrılması gerekir. Konut da eskir fakat çok yavaş eskidiği için ve bir toprak üzerine yapıldıkları için değerleri daha yüksektir. Bütün bunlara ek olarak, bu nominal ve reel varlıkların yanı sıra bir de finansal varlıklar söz konusudur. Bunların da en başında hisse senetleri gelir. Hisse senetleri sonuç olarak birer kağıttırlar, o kağıdın kendi içsel bir değeri yoktur fakat arkasındaki değer hangi şirketin payı ise o şirketin bir değeri vardır. Şirketler de çeşitli varlıklar tuttukları için bünyelerinde, o hisse senedinin de fiyatı o şirketin değerine göre değişir. O yüzden hisse senetleri daha çok reel varlıklara yakın finansal varlıklardandır. Zaten konumuz da bugün burada hisse senetleri piyasaları hakkında olacak.

istock

Hisse senetlerinin fiyatlarının oluşumunda, ideal şartlar altında, konu olan bir şirketin ödenmiş sermayesinin beher payı oldukları için şirketin değeri ile belirlenmesi umulur. Fakat şirketler bilançolarında çok sayıda ve birbirinden farklı türden varlıklar tuttuklarınan dolayı bilanço altındaki bu varlık kalemlerinin her birinin birebir değerlemesini yapmak çok zordur. Bu yüzden de pay senedi piyasalarında bu fiyatın belirlenmesine açılması dahiyane bir buluştur ve belki de modern insanın en büyük icatlarından biridir. Fakat bu da görecelilik getirdiğinden ötürü oldukça dalgalı bir piyasa oluşturur. Örnek olarak bir şirketin bilançosunda varlıklar kısmında, Nakit Ve Nakit Benzerler, Finansal Yatırımlar, Ticari Alacaklar, Stoklar, Maddi Duran Varlıklar, Maddi Olmayan Duran Varlıklar ve daha başka türden varlık kalemleri vardır. Hangi varlığın hangi kalem altına yazılacağı konusu ise muhasebenin konusudur. Örneğin, patent bir varlık çeşidir fakat ne tür bir varlık çeşidi? İşte hangi varlığın hangi varlık kalemi altında muhasebeleştirileceği de kişiden kişiye değişebileceği için bu karışıklığın giderilmesi amacıyla belirli standartlarla bağlanmıştır. Burada takip edilecek standart Uluslararası Muhasebe Standartları kılavuzudur. Bir ülke de kendi Ticaret Kanunu’nda kendi muhasebe standartlarını oluştururken ne kadar bu Uluslararası Muhasebe Standartları’na uyuyorsa o dereceden güvenli bir ülke olur ticari anlamda. Çünkü şirketlerinin değerlemeleri o derece kolay yapılır ve o şirketlere de yatırım gelir. Burada asıl amacımız teknik konulara girmekten ziyade, bir şirketin değerlemesini yapmanın öyle çok da basit bir şey olmadığını anlatmak olduğu için buna yer ayırdık. Çünkü bu varlık kalemleri üzerinden spekülasyonlar ancak mümkün olabilir. Aksi halde bu değerleme ve değerleme sonucu biçilecek fiyat tamamen kumar olurdu. Bir şirketin değerini belirlerken, dolayısıyla o şirketin bir hissesinin de fiyatını belirleyeceğimiz için bu fiyat belirleme aşamasında değerleme yapan uzmanların farklı görüşlerde olması, tam da spekülasyonun asıl kaynağı olduğunu anlatabilmek amacımız. ABD’deki teknoloji şirketlerinin hisse senedi fiyatlarının neden geçtiğimiz senelerde 30-35 yıllık karları ile fiyatlandırkan demir-çelik şirketlerinin 8-10 yıllık karları ile fiyatlandığını anlamak için kabaca da olsa bilanço nedir bilmek gerekiyor. İşte buna bahane edilen kalem tam olarak patent kalemidir. Bir teknoloji şirketinin elinde patentin ileride muazzam karlar getirme olasılığına binaen aşırı fiyatlanır. Buna keza bir demir-çelik şirketinin bilançosu altındaki varlık kalemleri çok daha kolay kestirilebildiğinden değerlemesi daha kesin şekilde yapılabilir. Bu sadece basit bir örnekti.

Bu değerleme ve değerleme ardından gelecek olan fiyatlama konularının birbiriden farklı şeyler olduğunu anlattıktan sonra konu değerleme ile fiyatlama arasındaki ilişkiye geliyor. İşin bu kısmı bizi tam da piyasa denen yere getiriyor aslında. Fiyatlama denen şeyde konu olan transaksiyon yani alım satım işlemi nihai bir karar olacağı için ve piyasa koşullarının da bu nihai karara çok büyük etkisi olacağından, önemi büyüktür. Bunu da şöyle bir örnek ile anlatalım, diyelim ki bir bakkal dükkanı satışa konu olsun ve bakkalın sahibi, işletmesini 10 milyon TL ile satışa koymuş olsun. Siz de bu bakkalı almak isteyen bir yatırımcı olun. İlk bakacağınız şey aynı yukarıda anlatıldığı gibi bakkalın bilançosu olacaktır. Burada bilanço üzerinde yapılması muhtemel hilelerden bahsetmeyeceğiz ve böyle bir durumun söz konusu olmadığını kabul edeceğiz. Bir ülkeye yatırım yapılırken, demiştik ya yukarıda standartlara uygun olması önemlidir diye, şimdi daha iyi anlaşılmıştır umarım neden böyle dedik. Bilanço çünkü yalandan şişirilmiş de olabilir. Fakat burada bu gibi konulardan azade konuşacağız. Bakkal, satacağı işletmesine 10 milyon TL fiyat biçiyor ve siz de almaya niyetlisiniz. Siz de bir fiyat biçebilmek adına bilançoya baktınız, bu bakkal dükkanı, yılda ortalama 450 bin lira net kâr yazmış bilançosu tutulduğu tarihten bu yana. Siz de basit bir hesapla, 10 milyon TL ödediğiniz zaman bu paranın kendisini 20 yıldan daha uzun bir sürede ödeyeceğini gördünüz. Siz de yeni bir teklif verdiniz ve bunun sebebini açıkladınız. Bakkal da size ortalaması evet 450 bin TL fakat son 3 yılda 1 milyon TL üzeri kârlar ettiğini bu bakkal dükkanının ve böyle şekilde artarsa geri dönüş süresinin 10 yıldan daha da aşağı olacağını söyledi. Siz de bunun böyle olmayabileceğini söylediniz ve pazarlığa başladınız. İşte siz aslında orada bir alıcı ve bir satıcı ve ortadaki bir ticari maldan oluşan küçük bir borsa oldunuz. Bu yatırım sizin için mâkul mu değil mi bu sizin vereceğiniz bir cevap iken bir de alıcıların daha fazla olduğu bir ortam düşünelim. Sizin bu alımı yapmak istediğiniz yerde diğer potansiyel alıcılar bunu çok pahalı buluyorlarsa, sizin düşünceniz bundan ne kadar etkilenirdi? İşte şimdi tam olarak bir borsadan söz etmeye yakın hale geldik. Bunun üzerine bir de satılacak olan varlığın birden fazla olduğu, yani yanda bir kuaför dükkanı, caddenin karşısında bir avizeci, onun yanında bir kasap olduğunu hayal edin ve birden fazla alıcı ve birden fazla satıcının olduğunu düşünün. Belki bakkal dükkanı kendisini getirisiyle çok daha uzun sürede öderken, yanda kuaför çok daha kârlı bir alışveriş olabilir. İşte farklı sektörler de olsa fiyatlamaların birbirlerini ne kadar çok fazla etkileyebileceğine dair basit ve güzel bir örnek.

istock

Alışa ya da satışa konu olan her ne olursa olsun, sonuçta aslolan getiri olacağından, çünkü herkes bir işi para kazanmak için yapıyor, burada alınan şeyin bir bakkal dükkanı mı bir kasap dükkanı mı yoksa roket şirketi mi önemli değildir. Öte yandan yukarıda bahsettiğimiz, spekülasyona konu olabilecek bilanço altındaki varlık kalemlerinin ne kadar dolu olduğu da borsaların, şirketlerin gerçek değerlemelerinden ayrı bir realitesidir. Yani bugün bir roket şirketi ettiği karlar ile 50 senelik karına satılıyor olması, bunun 5 sene sonra ettiği karlar ile 10 senelik kârı ederine gelmesi ve bir sene sonra da bügünkü fiyatı üzerinden 1 senelik kârına gelmesi olasılığına binaen o gün için fiyat bulabilir. Biraz daha netleştirirsek, bugün 100 milyon dolara satılan bir roket şirketi, yıllık 2 milyon dolar ortalama kar ile 50 senelik karına satılıyor olsun ve bu şirketin elindeki yeni bir teknoloji ile roket fırlatma maliyetlerini yarı yarıya düşürmesi muhtemel bir geleceğe sahip olsun. Zaten bu haber üzerine 10 yıllık karına stabil şekilde işlem gören bu roket şirketinin hisseleri 5 kat değer kazanarak 50 fiyat kazanç oranına geldiğini farzedelim. Bu sefer yeni bilançolarla beraber yükseler kârlar geldikçe, bu 50 fiyat kazanç oranının yavaş düştüğünü hayal edelim. Bu şirketin hisselerinin piyasada işlem göreceği fiyatı öngörmek çok zor olacaktır. Kimileri, şirketin daha da büyük karlar edeceğini hayal ederek satın alma eğiliminde olurken, kimileri de zaten bugünlere varacağını önceden bildiği için çoğu kişiden daha önce yatırım yaptığı için satmak isteyecektir ve yine böyle bir şirket bulmak için arayışa girmiştir. Borsa böyle bir yerdir. Birilerinin umudu birilerinin kazancıdır. Burada en çok spekülasyona konu olan ve olabilecek türden bir hikayeyi konu edindik. Bunun yanı sıra bir de daha stabil hareket eden şirketlere bakmak gerekiyor.

Diyelim ki çok büyük bir çelik üreticisi, elindeki teknoloji sayesinde hem kalitesi hem de sunduğu arz güvenliği ile çoğu piyasa koşulunda mallarını sorunsuz şekilde satabiliyor olsun. Bu şirket, özellikle arz güvenliği sebebiyle daima büyük üreticilerin çalışmak istediği bir üretici olacağı aşikardır. Bu çelik üreticisi, piyasadaki teveccühü dolayısıyla yıldan yıla kapasitesini kendi finansallarını zora sokmadan peyderpeyh arttırdığını farz edelim. Şirketin yaptığı iş sebebiyle bilançosu kolay tahmin edilebilen bir şirket olduğundan, bu şirketin hisseleri idealde çok fazla dalgalanmayacaktır. Şirket yılda %20 gibi bir üretim arttırımı yapacağını piyasaya haber verdiği zaman bu haber dolayısıyla şirket hisseleri de baz senaryoda %20 yükselsin. Tabii ki serbest piyasa koşullarında bu şirketin hisseleri yıl içerisinde olması gereken değerden bazen %30 yukarı bazen de %30 aşağı fiyatlanabilir. Hatta bu belki kalabalıkların çılgınlığı etkisiyle %100’lere bile varabilir. Fakat siz böyle bir şirketi ederinden %100 daha pahalıya alsanız bile 2-3 sene içerisinde hisselerin fiyatı hiç artmasa dahi sonraki sene kar ettirmeye başlayacağını bilirsiniz. Sadece alırken pahalı almış olursunuz ve size vakit kaybettirir. Fakat diğer türden mesela yukarıdaki roket şirketi gibi bir şirketin hisselerini 50 fiyat kazanç oranından almak, küçük bir olumsuz haber geldiğinde bir anda hisse fiyatlarının 30 fiyat kazanç oranına satılmasına sebep olacağı durumların riskini de almış olursunuz. Bu kötü haber piyasa aktörlerinin kötü niyetiyle dahi olabilir, ki bu spekülasyonun manipülasyona dönüştüğü anlar olacaktır. Fakat bu risklere sizin en başta ekspoze olmayı kabul ettiğiniz gerçeğini değiştirmez.

Hisse senetleri, dayanak varlıklar olarak türetildikleri şirketlerin her ne kadar iştigal alanları ve şirketlerin kendi yapısal özellikleri dolayısıyla birbirlerinden çok farklı şekilde fiyatlanıyor olsalar da sonuçta bunların hepsi birden birer hisse senedidir ve hisse senedi piyasalarında işlem görürler bu yüzden de hisse senedi piyasalarının genel hareketlerinden etkilenirler. Bu bağlamda da hisse senetleri aslında şirketlerin iştigal alanları farklı olsa da çok farklı hareket etmez, piyasa ile yüksek korele hareket ederler. Genel olarak paranın gezindiği piyasalardan sadece bir tanesidir hisse senedi piyasaları ve bazen hisse senedi piyasalarında bazen tahvil ve bono piyasalarında bazen de emtia piyasalarında daha çok gezinmeyi sevebilir para, günün şartlarına bağlı olarak. Evet, belki paranın gezinmeyi tercih ettiği piyasalarda işler yapan şirketler de bu durumda yüksek karlılıklar elde edecektir fakat para bir kez hisse senedi piyasalarına gelmiyorsa, genel olarak gelmiyordur. Zaten bu sebepten ötürü bazen çok iyi şirketlerin hisse senetlerinin fiyatları çok cazip noktalara gelebilmektedir. Asıl olan da zaten bu gibi büyük fırsatlar sunan anlarda o hisseleri ele geçirebilmektir. Her ne kadar bir gün bütün parasını kaybedip intihar ettiyse de insanlık tarhinin gelmiş geçmiş en büyük hisse seneti spekülatörlerinden biri olarak addedilen Jesse Livermore’un şöyle iki sözü vardır:

“To anticipate the market is to gamble. To be patient and react only when the market gives the signal is to speculate.”

“Piyasayı tahmin etmeye çalısmak kumardır. Sakin/sabırlı olmak ve sadece piyasa sinyaller verdiğinde harekete geçmek spekülasyondur.”

“Don’t take action with a trade until the market, itself, confirms your opinion. Being a little late in a trade is insurance that your opinion is correct. In other words, don’t be an impatient trader.”

“Piyasa, kendisi, sizin düşüncenizi doğrulamadan bir pozisyon açarak aksiyon almayın. Pozsiyon açmada biraz geç kalmak sizin düşüncenizin doğru olmasının sigortasıdır. Başka bir deyişle, sabırsız bir al-satcı olmayın.”

Jesse Livermore ilginç bir karakterdir, 100 sene öncesinden çok ciddi tecrübelerini bugüne aktarmayı başarmış bir karakter oluşu bile bana kalırsa, hisse senedi spekülatörlüğünden daha başarılı bir aksiyon olmuştur. Zaten farklı insan aslında böyle olunuyor. Sıradan işleri, herkes yapıyor. “Nothing new under the Sun” derler, yani “Güneş’in altında yeni hiçbir şey yok” Hz. Süleyman’ın söylediği iddia edilir. Fakat bazı insanlardan daha az sayıda bulunuyor o Güneş’in altında. Bence onlardan biri olmaya çalışmak, bu hayatta en güzel, ilanihaye hedeftir.

istock

Piyasalar Kötüyken Ne Yapmalıyız?

Yukarıdaki belki birçokları için tamamen laf ve tantana olan kısımdan destek alarak birkaç yöntemden bahsedebilmek ancak mümkün olacaktır. Piyasalar kötüyken ilk dikkat edilmesi gereken şey, piyasaların neden ve ne kadar kötü olduğudur. Evet Jesse Livermore, “piyasaları tahmin etmeye çalışmak bir kumardır” demiş fakat eğer daha da kötüye gidebileceği de aşikârsa orada durmanın da çok da bir alemi olmayacaktır. Peki piyasa daha kötü olmaya devam edecek mi nasıl anlarız? Burada da yine ilk dikkat edilecek husus, piyasaların yükselmesine sebep olan nedenlerin hâlâ masada olup olmadığına bakmak olacaktır. Eğer piyasaların yükselmesine sebep olan hikaye hâlâ daha masadaysa, piyasalar belirli bir düşüşün ardından yine câzip görünmeye başlayacak ve yine asıl yönüne devam edecektir. Peki piyasaların asıl yönünü tayin eden şey nedir? O da temel olarak, ekonominin gidişâtı olacaktır. Ekonominin gidişâtı neye göre belirlenir? O da para poltikalarına ve para politikalarının seyrine göre belirlenir. Kısacası, piyasada ekonomik büyümeye müspet miktarda para akışı varsa, ekonomiler büyümeye devam edecektir. Sağlıklı büyüme ve hormonlu büyüme bu noktada çok fark etmiyor piyasa hareketlerinin tarihine baktığımız zaman. Fakat piyasa zaman zaman bu hormona da bağımlı hale gelebiliyor. Buna en güzel örneklerden olan 2008 krizi öncesini ve pandemi dönemini verebiliriz. Merkez Bankacılığı tarafında para emisyon git gide artıyorsa, piyasaların düşmesi pek de kolay değildir. Fakat burada piyasa önden fiyatlama yapacaktır. Bu daima böyledir. Bu dönüş anlarını anlamanın tek yolu da makroekonomik göstergeleri iyi analiz etmekten geçiyor. Bunun ne kadar derinine inilirse zaten bu tam zamanlı bir işe dönüşür. Bu yüzden sadece kendi parasını değerlendirmek için borsada olanlara tavsiyem, iyi makroekonomi analizi yapan insanları takip etmektir. Piyasada birçok zırva üreticisi insan vardır. Bunların ekonomist olmaları zırvalamayacakları anlamına gelmez. Söylemleri siyasi olan hiçbir insanı bu konuda takip etmemek bence ilk yapılması gereken işlerin başında gelir.

Düşüşe Malda Yakalandım Ne Yapmalıyım?

Öncelikle taşıdığınız hisse ne tür bir hisse senedi onu objektif bir şekilde değerlendirmeniz gerekiyor. Bazen bilerek spekülatif bir hisse senedi de taşıyor olabilirsiniz. Bunun için kimsenin size “tü Allah belanı versin senin, seni rezil seni” diyecek hâli yok. Burada herkes kendi parasıyla işlem yapıyor. Kredili mal taşıyanlara daha sonra geleceğiz. Eğer kendi paranız ile portföyünüzün de belli bir kısmı ile spekülatif bir hisse senedinde iseniz ve piyasanın yukarı gitmesine sebep olan faktörlerde ciddi hiçbir değişiklik yok ise pozisyonunuzu korumanız daha doğru olacaktır fakat bir şartla. Hisseyi zaten spekülasyon yapmak için almışsınız ve beklediğiniz hareket henüz gerçekleşmediyse, o hareket illaki bir ara spekülatörler tarafından başlatılacaktır. Fakat bu, piyasanın yönünün değişmeyeceğini öngördüğünüz durumlarda bu geçerlidir. Bunu da yukarıdaki paragrafta anlattık. Peki sağlam hisselerde pozisyon taşırken ne yapılmalı? Burada sağlam hisselerden kasıt, belirli bir büyüklüğe erişmiş, üreten ve ürettiğini de her zaman satabilen şirketler ise, nasıl bu şirketler fabrikayı kapatıp gitmiyorsa, sizin de bu şirketlerin hisselerini satmamanız gerekir. Çünkü bu şirketlerin hisseleri, hiçbir zaman çok ucuz olamaz. Ara ara çok ucuz kalabilirler oradan da zaten şirketin kendisi kendi hisse senetlerini toplamaya başlar. Patron alımları ve satışları zaten yapılması gereken hakkında çok fazla şey söyler. Bir ülkenin en büyük şirketlerinin hisseleri için konuşacak olursak, konjonktürün aleyhine çalışmadığı bütün şirketlerin hisseleri gönül ferahlığı ile taşınmaya devam edilebilir. Eğer piyasalardan kazandığınız para ile geçinmeye çalışan biri değilseniz tabii ki. Bu büyük şirketlerin hisselerinden görece daha iyi kârlar yazdıran başka yatırımlar olabilir. Zaten bu portföy yönetim işi de farklı yatırım araçlarından bir sepet yapabilme sanatıdır. Riski bölüştürmek, görece daha mütevazı bir getiri sağlayacaktır fakat uzun vadede bizi özellikle enflasyona karşı da koruyacaktır.

Düşüşe Kredili Mal İle Yakalandım Ne Yapmalıyım?

Bu durum hisse senedi piyasalarında karşılaşılabilecek en berbat durumdur. Sırf bu yüzden ve birbirine karmaşık şekilde bağlı finansal varlıkları taşıdığından ABD’de tarihin en büyük yatırım bankalarından biri battı. Bu gibi durumlarda yapılabilecek en iyi şey, o zararlar büyüyüp de bizi bitirecek noktaya gelmeden kol kesmektir. Bu oyunda ilk kural daima oyunda kalabilmektir. Paramız bittiği zaman oyun hakkımız da kalmaz. Makinadan tek bir uyarı gelir: “Insert more coin!” yani “yeni para getir” olacaktır.

Düşüşü Nakitte Yakaladım Ne Yapmalıyım?

Burada cevabı en kolay gibi görünen aslında uygulaması en zor aksiyon tam da burasıdır: düşüşü nakitte yakalayıp da mallanmaya nereden başlayacağını bilememek. Burada en basit yapılacak iş, çok küçük miktarlarda alışlar yapmak olacaktır. Önce, gerçekten komik miktarlarda toplam yatırılacak paranın %1’ini geçmeyecek şekilde alışlar yaparak başlamak çok güzel olacaktır. Çünkü bu sayede piyasayı daha iyi koklayabilir hale geliriz. Hem piyasada pozisyonumuz vardır hem de o pozisyon düşüş devam etse bile bizim canımızı yakmayacak miktarlarda zarar yazacak olduğundan, içten içe piyasa daha da düşsün isteyeceğizdir. Bu noktada iş tekrardan duygusal yönetime geliyor. Sabırlı olmayı bilmemiz gerekiyor. Alım yaptığımız yer dip noktlar mı yoksa daha da aşağılara hareket olacak mı tahmin etmeye kendimizi kaptırmamalıyız. Toplam paramızın %20’lere kadarını, bu tür kör alımlara harcayabiliriz. Piyasa o alım yaptığımız yerden bir %50 daha düşse bile toplam portföyümüzün %10’unu kaybetmiş oluruz ki, piyasa bu %10’u çok rahat geri alacaktır zaten. Piyasa yavaş yavaş dip noktalarını belli etmeye başlayacaktır. Kötü haberler kesilmeye başlayacaktır ve tekrar kendine gelecektir. O anlarda pozisyonlarımızı yine kontrollü olacak şekilde olmak şartıyla tabii ki arttırarak devam etmeliyiz. Hisse seçimi tabii ki çok önemli. Yine yukarıda bahsettiğimiz şekilde, ne kadarını spekülasyona ne kadarını güçlü hisselere yatıracağımız da bizim kendi risk algımıza bağlı olacaktır.

Piyasada Şartlar Değişiyorsa Ne Yapmalıyım?

Piyasada şartların değsıtığını düşünüyorsanız, malınızı satıp çıkmanız gerekir. Benim kendi kişisel düşüncem, Türk Borsası hiçbir zaman tamamen satılıp çıkılacak bir piyasa değildir. Bankacılık dışındaki sektörlerde özellikle XU30 şirketlerindeki getiriler daima enflasyona karşı korumuştur. Düşüşler bu gibi şirketler için alım fırsatıdır. Belki sat-al yaparak getirileri büyütmek mümkündür evet, fakat bu eğer sizin tam zamanlı bir işiniz değilse çok fazla bu yola gitmemeniz daha sağlıklı olur. Bu konuda Erdemir‘in temettü yatırımcısının son 10 yıllık dolar bazlı getirisini hesapladık. Rakamlar ortada. Yine benzer şekilde eğer Warren Buffet Türk borsasından bir hisse senedi alsaydı bu ne olurdu konusu üzerine konuştuğumuz yazıyı da okumanızı tavisiye ederim. Öte yandan piyasada şartların gözle görülür şekilde değiştiği gibi bir durum varsa, bunları da makroekonomik göstergeler bize gösterecektir, bu durumda bile bile de piyasada durmanın pek bir alemi yok. Fakat öte yandan 10 yıllık dönemde de getirilerin hala çok daha büyük olduğunu unutmamalıyız. Uzun soluklu düşüş dönemlerinde sat-al yapmak bu karları katlayabilir. Bu da piyasa ile yakından ilgilenmeyi gerektiriyor. Midesi kaldıranların bunu yapmasını gerektiğini düşünürüm. Geleceği bilmediğimizi, geleceği kimsenin bilmediğini de unutmamak şartıyla tabii ki. Bu piyasaların en güzel özelliği de geleceği kimsenin bilmemesidir. Bu açıdan da aslında herkese tam olmasa da eşit şartlarda oyun fırsatı sunar. Bu işin yatırımcılık tarafı da oyun tarafı olduğunu kabul etmek de yatırımcılara ayrı bir derinlik kazandıracaktır. Borsa kesinlikle sadece bir yatırım aracı değildir. Borsalar vahşi hayat kurallarının en geçerli olduğu alanlardır. Avcı toplayıcı zamanlarındaki bu av partilerine “game” dendiğini unutmamak lazım. Borsa böyle bir yerdir. Av ile avcı ortaya her şeylerini koyarlar. Birisi galip gelir ötekisi yok olur.

Hisse Senedi Değişimlerini Ne Zaman Yapmalıyım?

Bir hisse senedini alma sebebimiz, temel analiz adı verilen, o şirketin finansallarının sağlığının analizine binaen olmalıdır. Kısacası, gözle görülür şekilde zarar eden ve çok kötü bir dönem geçirecek bir şirketin hisse senedini almak doğru bir yatırım olmaz. Öte yandan pandeminin en berbat döneminde, havacılık şirketleri büyük zararlar yazdıklarından en çok etkilenen şirketler oldular. Fakat bazı yatırımcılar aslında bu tam olarak bir speküalsyondur, bu pandeminin bir gün sona ereceğini düşündükleri için o tarihi ucuz fiyatlardan alım yaptılar ve gerçekten de pandemi bitip turistler için o güzel günler geri geldiği zaman havacılık şirketleri de büyük kârlar ettiler ve bu kârlar da hisse senetlerinin performanslarına yansıdı. Bu gibi alpha tradeler yakalandığı zaman buralarda belirli bir pozisyon büyüklüğü ayırmak, bize büyük kazançlar sağlayacaktır. Bir benzeri için de biz daha önceden demir-çelik sektörü için yapmıştık merak edenler bu yazıyı da okuyabilirler. Genel olarak hisse senedi değişimlerini, elimizde taşıdığımız pozisyonlarda belirli kârlar edildikten sonra, artık kafamızdaki rakam neyse, bir sonraki dönem için başka hisse senetleri için umduğumuz getirileri kıyaslayarak yapmamız gerekir. Örneğin, pandemi döneminde havayolu aldım, beklediğim gerçekleşti, fiyatlar oturdu. Bir sonraki dönem için havacılık sektöründen daha iyi getiri umduğum başka bir sektör varsa, onun öncü şirketlerinin hisselerini toplamaya başlamam gerekir. Bu artık hangi hisse senedi olacaksa. Bir dikkat etmemiz gereken şey de asıl amacımız, paramızı arttırmak değil, malımızı arttırmak olduğunu unutmamamız lazım. Eğer iki sene sonra, elimizdeki hisse senedi, daha önceki yatırımımızda olduğundan daha az havayolu hisse senedi alıyorsa, aslında biz doğru bir hareket yapmamışız demektir. Evet belki paramızı arttırdık fakat zaten bir ara içinde olduğumuz sektörün getirisinin de geri kalmış oluruz. İşte tam da bu yüzden birkaç sektörden oluşan bir sepet yapmak bizi ortalama bir getiriye sabitleyecektir. Bunun için de daha önceden bahsettiğimiz üzere o ülkenin en şirketleri içerisinde yer alan (Türkiye’de banka dışı) şirketler genel olarak zaten Türkiye al-sat pozisyonu gibi olacaktır. Bunlar yatırım tavsiyesi kapsamında değildir. Al, sat ve tut tavsiyesi olarak değerlendirilmemelidir. Bankacılık hariç dememin sebebi de bankacılık sektörü daha fazla teknik bilgi gerektirdiğinden ileri geliyor. Bankacılığın nasıl çalıştığını iyi anladığımız zaman da aslında diğer sektörlerden daha yüksek başarı oranları yakalamak da daha kolaydır. Fakat bankacılık konusunu başka bir yazıya bırakıyoruz.

TARS

Son Olarak

Nasıl daima gelişecek olan, daha çok kâr edecek, daha fazla getiri sunacak şirketleri almak istiyorsak, bizler de aynı bu tür şirketler gibi olmalıyız. Kendimizi daima geliştirmemiz, etrafımıza daha çok katkı sunacak hale getirmemiz, insanların bizim vakit geçirmek isteyeceği insanlara dönüşmemiz gerekir. Bunu da aynı şirketler gibi spekülatif söylentilerle ya da gerçekten yapabiliriz. Fakat piyasalardan öğrendiğimiz kadarıyla bu tür spekülatif hareketler yapan şirketlerin önünde sonunda bir gün yatırımcılarını üzdüğünü biliyoruz. Dolayısıyla, bizler de bize vakitlerini ayıran, yani bir bakıma bize ömürlerini yatıran insanları üzmemeliyiz. Bu üzüp üzmeme meselesi, onlara iyi davranıp daima canım cicim olmaktan değil, onların hayatlarına katkıda bulunmak ile olduğunu da bilmemiz gerekiyor. Aynı şekilde bizler de kendi vaktimizi yatıracağımız insanları iyi seçmemiz gerekiyor. Bize göz göre göre zararlı olan, vaktimizi öldüren, bize katkısı olmayan insanları hayatımıza hiç almamamız gerekiyor. Hata edip almışsak da bunları hayatımızdan çıkarmayı bilmemiz gerekiyor. Burada insanlara bir hisse senedi gözüyle bakın tavsiyesi vermiyorum. İnsanlar ile hisse senetleri aynı şeyler değillerdir hatta çok farklı iki şeydir. İnsan denen varlık çok değerli bir varlık. Bugün bütün bu teknolojiyi üreten, dünyayı değiştiren varlık insandır sonuç itibariyle. Öte yandan batıran, kötüleştiren, öldüren de insandır aynı zamanda. Romantik bir tavsiye vermediğimi de belirtmek isterim. Hayat/evren ha keza, hiç de romantik yaklaşmaz olaylara. Devletler kadar olmasa da belirli ölçüde pragmatik yaklaşmamız gerekir insanlara da karşı. Interstellar isimli filmde pilot Cooper ve yardımcı pilot Dr Brand ile aralarında geçen bir tartışma üzerine, Cooper ile -Cooper’in “giant sarcastic robot” her ne kadar Türkçesi pek de çevirisi yapıldı hissi vermese de “dev sarkastik robot” (nasıl çeviri ama ha?) dediği- TARS isimli humorunu çok sevdiğim bir robot arasında geçen mini bir diyaloğu da son olarak buraya bırakmak isterim.

Cooper: Hey TARS, what’s your honesty parameter? Hey TARS, dürüstlük parametren kaç?

TARS: 90 percent. %90.

Cooper: 90 percent? %90?

TARS: Absolute honesty isn’t always the most diplomatic nor the safest form of communication with emotional beings. Mutlak dürüstlük, duygusal varlıklarla iletişim şekli bakımından daima en diplomatik ya da en güvenlisi olmuyor.

Cooper: Okay, 90 percent it is. Tamam, %90 ise %90’dır.

O yüzden bizler de %100 pragmatik olmamalıyız ilişkilerimizde, fakat pragmatiklik seviyemiz de kesinlikle romantiklik seviyemizi geçmemeli. Aksi halde hiç de hoş olmayan sonuçlara katlanmamız gerekecektir. Hayat romantikliği pek kaldırmaz, piyasalar da zira.

 

 

Written By

Vitruvius Kadını

1 Comment

1 Comment

  1. Pingback: Ters Repo Nedir? - Post Evre

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

.

Bunları da beğenebilirsiniz

Econ 101

Enflasyon hakkında konuşmadan önce aslında nominal varlık – reel varlık nedir bunun bir ayrımını yaparak başlamak gerekiyor. Nominal varlık nedir diye anlatmadan önce de...

BIST

Geçtiğimiz sene 2021 ve hatta 2020‘nin devamı gibi olduğu için 2020‘den bu yana düşünmek daha doğru olacaktır, dünya borsalarında ilginç hareketler gördük. Bundan tabii...

Ekonomi

Türkiye’de konservatif kapital, yani konservatif kafanın, zihniyetin elindeki sermaye 21. yüzyıl ideallerini anlamanın çok uzağında olduğundan kendisini 21. yüzyılın ikinci yarısına atmayı başaramayacak. Bunun...

Sosyoloji

Politikayı küçümseyen ya da bir kenara koyan her birey profesyonel hayatında kaybetmeye mahkumdur, hadi hadi kayıp demeyelim de büyük bir potansiyelin kaybı diyelim buna....

Felsefe

Klasik dönem felsefecilerinden Platon ve Aristoteles‘in insan-topluluk-devlet anlayışı üzerinden siyaset nedir, neden yapılır, neden yapılmalıdır gibi konuları konuşacağımız bir yazı olacak. Bunu anlatırken de...

Finans

Bu yazı daha önce başka bir yerde yayınlanmamış, direkt olarak Postevre’ye yazılmış bir yazı olacak ve konumuz da DeFi yani Merkeziyetsiz Finans. DeFi denen...

Econ 101

Enflasyonist ortamda paranın değerini korumak için yapılması gerekenler tarafında bu sefer daha özele inip borsa yatırımı enflasyonist ortamda iyi bir fikir midir konusunu tartışmamız...

Econ 101

Merkez bankaları bulundukları ülke piyasanın sorunsuz işlemesi için gerekli para arzını ve akışını kontrol eden bağımsız kurumlar olarak ortaya çıkmışlardır. Bu yazıda merkez bankacılığı...

Sitemizde bulunan toplam yazı sayısı: 60