Connect with us

Hi, what are you looking for?

The Federal Reserve Building in downtown Washington DC, USA at night. HDR image.

ABD Ekonomisi

Okunma Süresi: 9 Dakika

FED Faiz Arttırmaya Daha Ne Kadar Devam Edecek?

ABD Merkez Bankası FED Mayıs ve Haziran FOMC toplantılarında sırasıyla 50 ve 75 baz puan faiz arttırımlarıyla kendilerine göre fazla ısınan ekonomilerini biraz olsun yavaşlatmak umuduyla dengelemeye çalıştılar. Bu toplantılarda özellikle Haziran ayı toplantısında önceden 50 baz puan intibası verdiği piyasaya 75 baz puanlık şok arttırım kararıyla piyasa ile olan iletişiminde ciddi sorunların oluşma riskini alması piyasada oldukça tartışma yarattı. Bu konu hakkında ayrıntılara bu yazıda girmemeyi tercih ediyoruz. Öte yandan da merkez bankalarının elindeki gücün bir kısmının da ellerindeki devasa gücün kullanılıp kullanılmaması intibası yaratılması ve beklenti oluşuturulması olduğunu da hatırlamak gerekiyor. Bunu da kabaca bir zamanlar Türkiye’de viral olmuş bir videodaki temizlik çalışanının kendisini irrite eden çocuğa yaptığı “oğlum bak git” uyarısına benzetebiliriz. Fakat eğer piyasa merkez bankalarının bu uyarısına fazla kulak asmaz ise aynı bu komik videoda olduğu gibi uyarı yapılan taraf için pek de hoş olmayan sonuçlar oluşturabilir. Bu yazıda asıl dikkat edeceğimiz konu FED’in şu an yürüttüğü para politikasına uzun süre devam etmesi durumunda reel ekonomiler tarafındaki etkilerin olabileceğine dair tartışmaların yapılması olacak. Bunu konuşmak için de referans olarak 2008 sub-prime krizinin Türkiye’deki yansımasını benchmark olarak alacağız. Okuyucunun “ABD gibi dev bir ekonominin gelecekteki durumunu nispeten çok küçük olan Türkiye ekonomisi ile anlatmak ne kadar doğru olur?” endişesini yaşanması çok doğal. Fakat burada bu kıyaslamayı yaparken ekonominin büyüklüğünden ziyade makroekonomik göstergelerin kendi yatkınlıkları ve insan davranışı üzerinden bir naratif kurmaya çalışacağız.

2008 finansal krizi öncesi Türkiye’de 2002-2007 yılları arasında 1998-1999 ve 1999-2001 ekonomik krizlerinin ardından uygulanan IMF programının takibi ülke ekonomisinde kimi çevreler için müspet kimi çevreler için menfi sonuçlar doğurmuştu. Burada belirli çevrelerin kendi tecrübelerinden yola çıkmaktan ziyade konuyu ülkenin makroekonomik göstergeleri üzerinden irdelemek daha doğru olacaktır. Yine çok kabaca konuşursak, IMF programının temel hedefi ülkedeki yüksek enflasyonist ortamın bastırılması olmuştu. %70 civarındaki yıllık enflasyon alınan tedbirler sayesinde tek haneli seviyelere indirmek mümkün olmuştu. Bu iyileşmenin de tabii ki olumsuz yan etkileri de görülmüştü. Temel olarak ekonominin yavaşlatılmasına dayanan program mantığı artık herkesin çok iyi bildiği şekilde merkez bankasının politika faizinin arttırılmasına dayanıyordu. Artan faizler sebebiyle yatırım maliyetlerinin artması sadece çok yüksek kâr marjı olan sektörlerin finansmana ulaşmasına olanak sağlarken kâr marjı düşük sektörlerin ya da işletmelerin bu dönemde büyümekten ziyade küçülme yönünde bir politika gütmesine sebep oldu. Asıl etki ise sanayi sermayesinin risk alarak yatırım yapmasından daha çok ellerindeki likiditeyi faize park etmelerine sebep oldu. Faiz tarafında da getirilerin beğenilmemesi ile bir sonraki durak şeklinde tabir edebileceğimiz sermaye piyasalarında yeni oyunların oynanmasına yol açtı. Burada “oyun oynamak” benzetmesini özellikle kullanıyoruz. Çünkü şirketlerin özsermaye kârlılıkları çok iyi olmasa dahi özellikle hisse senedi piyasalarında nispeten durağan döviz kuru sayesinde de ciddi bir risk iştahı oluştu. Başka bir deyişle bilançolarında ciddi kârlar yazılmamasına karşın hisse senedi fiyatlamaları oalndan daha iyi yapıldı. Buna durağan olan dolar kuru da destek oldu çünkü TL bazlı edilen kârlar daha sonradan dolara çevrilip dolar getirisine dönüştürüldü. İşte tam da bu dönemde o zamanlar İMKB, şimdinin BİST endeksi 5.5 USD tarihi zirvesini görmüştü. Bu dönemden sonra BİST getirilerinin dolar bazında daha düşük seviyelerde olması hatta getiriden ziyade endeks değerinin bir daha bu seviyeyi görememesi sadece Türkiye’nin genel olarak ekonomisinin kötü olması ya da jeopolitik risklerin artması değildi. Bunun arkasındaki en temel sebeplerden biri de takip edilen para politikası olmuştu. Faizlerin düşürülmeye başlandığı ya da düşürüleceğinin sinyali verildiği andan itibaren sanayi sermayesi zaten iyi getiriler sağladığı mali piyasalardan çıkıp tekrar asıl iştigal alanları olan kendi işlerine direkt yatırım tarafına geçmeye hazırlıyordu kendisini. Bu geçişin tamamlanamadan düşük oranlarda kalmasının sebebi için genel olarak ekonominin istikrarsız gidişatı ve jeopolitik riskler bu noktada sebep gösterilmesi daha doğru olacaktır. Yani borsanın yükselemeyişi hisse senetlerindeki paranın borsadan çıkıp reel yatırımlara dönüşeceği anda Türkiye’nin içinde bulunduğu istikrarsız durum buna engel oldu. Eğer bu böyle olmasaydı, BİST endeksi düzeltmesini yapıp yoluna belki de devam edecekti fakat bu şekilde olmadı.

istock

Piyasada genel olarak banka mevduat faizleri ve hisse senedi piyasaları arasında ters ilişki olduğu söylenir ve bu yanlış bir düşünce değildir. Fakat para bir yerden başka bir yere gidecekse kendi içerisinde yalnız tek bir teşvik yeterli değildir. Tek teşvik belki sadece paranın halihazırda bulunduğu yerde rahatsızlanmaya başlamasına sebep olabilir fakat bulunduğu yerden ataletini kırıp harekete geçmesi başka bir mekanik gereksinim ister. Bunun üzerin de başka spesifik bir noktaya gitmesi ise ek bir yeni mekanik gereksinim oluşturur. Bunu basitçe şu şekilde izah etmek mümkün: Örneğin, bir ülkede sıcak para faizde duruyor olsun. (Bu durumun oluşma sebeplerini incelemeyeceğiz -fakat bu incelemediğimiz sebeplerin de payı kesinlikle yadsıyanacak kadar önemsiz değildir bu şerhi de koymadan devam etmemek gerekiyor fakat bu örnekte anlatıyı basit tutmak amacıyla bu noktayı göz önünde bulundurmadan devam edeceğiz). Faizde park edili para, buradan çıkma düşüncesi ancak başka bir yerde rölatif daha iyi getiri bulması durumunda söz konusu olabilir. Bunun da temel olarak iki bacağı vardır; 1: faizlerin düşmesi, 2: başka bir yerde getirilerin daha yüksek olmaya başlaması. İşte tam bu esnada faizdeki parada bir huzursuzluk başlar. Fakat para henüz faizden çıkma kararını almamıştır, çünkü daha faizden çıkmak için yeterli kopma enerjisi zerk edilmemiştir sisteme. Birinci opsiyondaki gibi faiz getirilerinin düştüğünü düşünelim –ceteris paribus. Öte yandan bu faiz getirilerinin düşme sebebinin ne olduğu önemli olacaktır. Eğer artık enflasyonun çok fazla düştüğü ve ekonomilerin hızlandırılması gerektiğini düşünen bir merkez bankası söz konusu ise bu noktada faizde park edili para için sanayi yatırımları teşviki çalışabilir ve para faizden çıkıp reel ekonomi yatırımlarına dönebilir. Reel ekonomi yatırımlarına döneceği öngörülen para doğal olarak belirli bir süre sonra daha fazla üretime dolayısıyla da şirket bilançolarında daha büyük kârların yazılmasına sebep olacağından hisse senedi piyasaları bu durumu önceden fiyatlamak isteyebilir. Bunun için de gerçekten faizde duran mevduatın azalıp azalmadığına bakılır. Buradaki azalma gerçekten reel yatırımlara dönüşüyorsa bu noktada risk iştahı artabilir ve hisse senetlerinin fiyatları yavaş yavaş yükseliş trendine girebilir.

İkinci opsiyon tarafında da faizdeki risksiz getirisinin keyfini çıkaran yüksek ataletli paranın bir kısmı, başka bir yerde daha büyük risk alma tarafında kendiliğinden bir teşvik geliştirir. Buradan edilecek yüksek risk – yüksek getiri iştahı daha da arttırır ve bir oyuna sebep olabilir. Burada asıl üzerinde durulacak nokta, faizde park etmiş paranın öncelikle kesinkes sabit sermaye yatırımına gitmeyeceği algısı/düşüncesi/kabuludür. Çünkü yatırımların maliyeti finansal tarafta faizlerin yüksek olmasından ötürü çok yüksektir ve bu yatırımlar doğası itibariyle ciddi oranda da risk barındırır. Faiz tarafında risksiz bir getiri söz konusu iken, paranın bu risksiz getiriyi bırakıp da ciddi bir risk barındıran sanayi yatırımlarına gitmesi, misâlen, bir nehirin yukarı yönlü akması kadar zordur. Nehir içerisinde belki ilginç hareketler yapan göz ardı edilebilecek kadar ufak ve bütünü etkilemeyecek bölgeler söz konusu olabilir fakat nehirlerin hepsinin suyu fizik kanunları gereği eğim aşağı akarlar. Benzer şekilde yüksek faiz getirisi söz konusu iken yine de faizden bir şekilde çıkmayı düşünen para da sanayi yatırımına gitmeden önce daha başka noktalara uğraması daha olasıdır. Buralar başka türlü daha riskli kağıtların alınıp satıldığı piyaslar ve hatta hisse senedi piyasaları olabilir. Fakat bunlar reel ekonomiye katkı sağlayacak bir yatırım kadar hesaba katılacak bir etki yaratmayacaktır. Kabaca 2008 krizi öncesinde IMF programının Türkiye’de etkileri bu şekilde oldu diyebiliriz. Finansal piyasalar güçlüydü fakat reel ekonomi buna paralellik gösterecek kadar güçlü değildi.

Buradan yola çıkarak, benzer durumun ABD Merkez Bankası’nın faiz arttırımı arindan da benzer sonuçların oluşacağını öngörebiliriz. Bu nedensellik ülkelerin kendi ekonomik davranışlarından ziyade makro-korelatif-aksiyon, correlated actions, olarak düşünülmelidir. Faizler yüksek iken yüksek finansman maliyetine katlanıp yatırım yapmak ABD’li bir yatırımcı için de Türk bir yatırımcı için de aynı acıya sebep olur. Faiz gelirinden doyup faizden aldığı getirinin bir kısmını daha riskli yerlere götürme iştahı da yine bir ABD’li yatırımcı için ve Türk yatırımcı için aynı şekilde gelişecektir. Bu noktadaki benzerlik örnek verilen ülkeler ve birçokları için de paralel ya da denk olarak düşünülebilir. İşte tam da bu noktadan sonra makro durumun nasıl olacağının tahminini yapmak asıl konumuz halini alıyor. Faizlerin yüksekten seyrettiği bir dönem boyunca reel ekonominin durumu ve sermaye piyasalarının akıbeti ne olur? Bunu incelerken de işte aradaki fark, ülkelerin ekonomilerinin neye daha reaktif neye daha direngen olduğunun analizi yapmamız gerektirecektir. Genel olarak Türkiye’de insanlar enflasyon ile yaşamaya alışkınlar fakat Türkiye’de asıl korkulan şey kıtlık olagelmiştir. ABD’de ise bu durum kendisini işsizlikte gösterir. Enflasyona alışık bir toplum olarak nitelendirilemeyecek olsa da ABD halkı, asıl reaktif oldukları konu işsizliktir. Çünkü öteden beri reklamı yapılan Amerikan Rüya’sı için insanların sabit bir gelire sahip olmaları ve bu sabit gelirle çok düşük faizlerle kredi alıp havuzlu evlerini ve büyük motorlu otomobillerini alabilecekleri hayali satılır. Bu sadece ABD halkı için değil, anakaraya yurtdışından gelecek göçmenler için de böyledir. Çünkü, ABD için esas olan, sermaye sahiplerinin ücretli çalışan bulup, onları çalıştırıp kendi özsermayelerini katlamalarıdır. Bu aslında kapitalizmin temel kuralıdır fakat her toplumun düşüncesi daha doğrusu öncelediği unsur farklı olabilmektedir. Türk toplumunda ise bu daha çok “başımı sokacak bir çatı” ve/veya “ailecek huzur içerisinde yaşamak” gibi göreceli isteklere dayanabilir.

ABD faizleri bu şekilde ne kadar daha arttırmaya devam edebilir?

Bu sorunun cevabı aslında çok net. ABD faizlerini arttırmaya uzun süre devame edemez. Bunun da temel sebebi ABD ekonomisinin yapısı nın yüksek faiz ekonomisi olmamasından kaynak alır. Yüksek faiz ekonomileri genellikle cari açık veren ve bu cari açığın finansmanı için sıcak paraya ihtiyaç duyan ülkeler içindir. Evet, ABD de cari açık veren bir ekonomidir fakat sınırsız şekilde dünyada bugün rezerv para olarak kullanılan doları basabildiği için  klasik bir cari açık veren ülke değildir ABD. Aslında rüya bir ekonomiye sahiptir ve bütün dünyadan karşılıksız şekilde bastığı paralar ile mal ve hizmet satın alır. Klasik cari açık veren ülkelerin de cari açık vermelerinin yine iki ucu vardır. Bu açık ya çok fazla tüketimden kaynaklanır ya da yetersiz üretimden. Temel olarak açık denen şeyin doğası zaten böyledir fakat kimi durumlarda hazırda sermaye olmasına rağmen bu paranın istihdam geliştirici taraflarda risk arayışında olmaması faiz ya da sermaye piyasaları gibi yerlerde oyalanması söz konusu olabilmektedir. Sermaye piyasalarının çok zayıflaması geleceğe dair reel ekonominin zayıflayacağı algısı anlamına gelebileceği gibi hazihazırda iyiden iyiye zaten zayıfladığı anlamına da gelebilir. Bu noktada da aslında sermaye için bir teşvik durumu oluşmuş olur. Reel ekonomi zayıfsa ve bunun da farkında olan bir merkez bankası faizleri düşürerek reel ekonomide bir canlanma oluşturmaya çalışacaktır. Burada rasyonel bir merkez bankasından bahsediyoruz tabii ki. Bu durumda da halihazırdan elinde sermaye gücü barındıran sermayedarlar ellerindeki nakitin gücü ile çok daha büyük yatırımları çok daha ucuza mal edebilirler ve gelecekte daha büyük karlar yazacak bilançolar oluşturulabilirler. Burada konuştuğumuz senaryo da aslında bize oldukça tanıdık gelmesi gerekiyor.

istock – Close up photograph of U.S. Savings Bonds, selective focus.

ABD sermaye piyasaları, piyasa uzmanlarının dediklerine göre resesyon fiyatlaması yapıyor bugünlerde. Resesyon fiyatlaması demek de aynı yukarıda bahsettiğimiz gibi gelecekte hatta belki bugünden itibaren dahi bile belki reel ekonomilerin güçsüzleştiği ya da güçsüzleşeceği algısına dayanır. Dolayısıyla da rasyonel bir merkez bankası burada yavaş yavaş doğal teşvik oluşturmaya başlamış makroekonomik görünümün üzerine daha da yukarıda dediğimiz gibi tek bir teşvikle ataletini ancak kırmaya meyilli olan likiditenin ek bir teşvikle daha yeni bir noktaya ilerlemesi mekaniğini kullanacaktır. Burada da ikinci bir soru karşımıza çıkıyor: “FED bu teşviki nasıl oluşturur ve ne zaman aktif eder?” Bu sorunun cevabı için de iki noktaya dikkat etmek gerekiyor. Birincisi, ABD ekonomisinin kendi yapısal özellikleri, yani işsizliğe çok reaktif bir algısının olması hakikati; ikincisi de bu reaksiyonun daha oluşmadan FED’in erkenden davranıp piyasayı tekrardan likidite yoluyla ya da maliyetleri düşürmek suretiyle sulaması. Bu iki unsur bize aynı bir tahterevalliye benzer bir ilişki durumu oluşturacaktır. Tahterevallinin bir ucu zamansallık diğer ucu da aksiyon tarzı olarak düşünebiliriz. Bu da bize kabaca şöyle bir görünüm sunacaktır: FED piyasayı finans maliyetlerini düşürerek mi rahatlatacak yoksa yeni bir parasal genişleme ile mi? Eğer FED piyasaları yeni bir parasal genişleme ile rahatlatacaksa, bu durumda FED’in aksiyon almada geç kaldığını kabul etmemiz gerekecek. Bunun olması için de FED’in şu anki politikasına neredeyse 2025’lere kadar varan bir inatla devam etmesi gerektiğini söyler. Fakat FED birkaç FOMC toplantısında daha faiz arttırımı yaparak, daha sonra faiz arttırımlarını durduracak ve faiz indirimlerine başlayacak diye düşüneceksek bu defa da FED’in 2023 sonu 2024 basında bu noktaya varmış olacağını düşünebiliriz. Burada verdiğimiz zamansallık reel ekonominin durumuna göre değişecektir fakat değişmeyecek tek şey, parasal genişlemeye ihtiyaç duyulmasının faiz arttırımlarının mazi/zamansallık sıralamasına göre daha sonra olacağıdır. Bize ek bir bilgiyi de zımni şekilde veriyor olacak: parasal genişleme yapıldığı takdirde piyasalar çok fazla baskılanmış, reel ekonomiler de çok yavaşlatılmış olduğu senrayosudur.

Eğer ABD’de piyasalar çok fazla baskılanırsa, ABD içerisinde kendisine getiri bulmakta zorlanan para gözünü dışarıya dikecektir. Bu sefer de bu fon sahipleri halihazırda dünyada ucuz olan ne var ne yok belli bir risk ölçeğinde satın almaya başlayacaktır. Bu da temel olarak gelişmekte olan piyasalar için iyi haber diyebiliriz. Bu sermaye akışı sıcak para şeklinde de olabilir, DFI denilen, direct foreign investment olarak da olabilir. Bu para akışının doğrudan yabancı yatırım şeklinde olması için bu paranın tabii ki ABD ile o söz konusu ülke arasındaki siyasi ilişkilerin bu sefer asıl belirleyici olacağını da bilmek gerekiyor. Örnek olarak vermek gerekise, geçtiğimiz aylarda Elon Musk’ın Türkiye’ye gelip Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesini ele alabiliriz. Elon Musk Türkiye’ye yatırım yapmayı planlarken, bu yatırım için ABD yönetiminden onay gelmemesi bunun en güzel örneğidir. Bir başka örnek olarak da Volkswagen fabrikası olabilir. Fakat sıcak para için aynısını bu şiddette söylemek çok da mümkün değil. Sıcak para doğası itibariyle çok fazla akışkan olduğu için doğrudan yabancı sermaye yatırımı gibi de kalıcı olmadığı için siyasi ilişkilere çok fazla dikkat etmeden hareket edebilir. Bu da genel olarak gelişmekte olan ülkelerin hisse senedi piyasaları için oldukça olumludur. Eğer kısaca toparlayacak olursak,  belirli bir süre sonra ABD’deki yüksek faizin (görece yüksek faiz) getirileri gelişmekte olan ülkelerin hisse senedi piyasalarına avlanmak için geleceğini düşünebiliriz. Burada özellikle FED aksiyonlarının yakından izlenmesi gerekiyor. Peki FED aksiyonları neye göre belirlenecek? Bu sorunun cevabını bu yazıyı daha fazla uzatmamak adına burada vermeyeceğiz fakat kısaca şunu demek mümkün: ABD ekonomisine dair güçlü veriler, yani işsizlik başvurularının az olması vs. gibi, gelmeye devam etmesi FED’in hazlıhazırda politikasına devam edeceği yönünde düşünülmesine sebep olacaktır. FED işsizlik başvurularının yükselmesi ile ekonominin yavaşlaması sinyallerini alacağını ve ancak o noktada artık faizleri arttırmayı bırakacağını düşünmek gerekir. Kısacası önümüzdeki toplantılarda veri güdümlü bir politika söz konusu olacaktır. Fakat bu fiyatlamalar da yine sermaye piyasaları için bir noktaya kadar olabilir. Bunun da sebebi genel olarak ABD halkının emeklilik parasının bu tür piyasalarda olmasıdır. Bu emeklilik fonlarının maaş ödemelerinde sorun yaşamaya başlaması ya da bir şekilde var olan dengenin bozulmaya başlaması çok hızlı bir parasal genişlemeyi masaya getirecektir.

Written By

Vitruvius Kadını

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

.

Bunları da beğenebilirsiniz

Econ 101

Enflasyon hakkında konuşmadan önce aslında nominal varlık – reel varlık nedir bunun bir ayrımını yaparak başlamak gerekiyor. Nominal varlık nedir diye anlatmadan önce de...

BIST

Geçtiğimiz sene 2021 ve hatta 2020‘nin devamı gibi olduğu için 2020‘den bu yana düşünmek daha doğru olacaktır, dünya borsalarında ilginç hareketler gördük. Bundan tabii...

Ekonomi

Türkiye’de konservatif kapital, yani konservatif kafanın, zihniyetin elindeki sermaye 21. yüzyıl ideallerini anlamanın çok uzağında olduğundan kendisini 21. yüzyılın ikinci yarısına atmayı başaramayacak. Bunun...

Felsefe

Klasik dönem felsefecilerinden Platon ve Aristoteles‘in insan-topluluk-devlet anlayışı üzerinden siyaset nedir, neden yapılır, neden yapılmalıdır gibi konuları konuşacağımız bir yazı olacak. Bunu anlatırken de...

Finans

Bu yazı daha önce başka bir yerde yayınlanmamış, direkt olarak Postevre’ye yazılmış bir yazı olacak ve konumuz da DeFi yani Merkeziyetsiz Finans. DeFi denen...

Econ 101

Enflasyonist ortamda paranın değerini korumak için yapılması gerekenler tarafında bu sefer daha özele inip borsa yatırımı enflasyonist ortamda iyi bir fikir midir konusunu tartışmamız...

Econ 101

Merkez bankaları bulundukları ülke piyasanın sorunsuz işlemesi için gerekli para arzını ve akışını kontrol eden bağımsız kurumlar olarak ortaya çıkmışlardır. Bu yazıda merkez bankacılığı...

Sosyoloji

Politikayı küçümseyen ya da bir kenara koyan her birey profesyonel hayatında kaybetmeye mahkumdur, hadi hadi kayıp demeyelim de büyük bir potansiyelin kaybı diyelim buna....

Sitemizde bulunan toplam yazı sayısı: 54