Connect with us

Hi, what are you looking for?

Kur korumalı TL Mevduat Hesabı

Siyaset

Okunma Süresi: 7 Dakika

Kur Korumalı TL Vadeli Mevduat Nedir? – Siyaset Tarafı – 2/2

Kur Korumalı TL Vadeli Mevduat konusu hakkında tamamen ekonomik perspektiften analiz eden birinci yazıyı yayınladıktan sonra artık sıra işin siyasi tarafına geliyor. Neden her şeye siyaset karıştırıyor bu ülkede, neden rahatça yaşayamıyoruz, neden bu kadar gündem ve siyaset ile meşgul olmak zorundayız? Neden? Neden? Aslında yaygara yapmaya gerek yok, politika ile ekonomi ayrı düşünülemez iki aksiyon alanı. Yani ekonomi, economics, bir bilim olarak bize insan davranışının gizemi ve garipliği de dahil edilerek kabaca kıt kaynaklar ile sınırsız isteklerin tatmin edilmesi çabasındaki o büyüleyici yolculuğun şifrelerini ifşa etmeye çalışır. Bu şifrelerin bir kısmını da çok güzel çözmüştür. Dolayısıyla o şifreleri hemen kullanıp o kasayı açıp içindekilerden  istifade etme güdüsü ile bir şeylere kalkışır insan evladı. Sonra bir bakar döner kendisine, karmakarışık işler yapıyor, bir yaptığı öteki aksiyonunu englliyor, bir karışıklık bir kaos var, o zaman bunu da düzgün yapmak lazım der ve bu aksiyonların derli toplu alınabilmesine imkan veren Politics, yani politika denen alanı tasvir eder. Artık politikanın alani içerisindeki tanımlamalar, ifadeler, çözümlemeler ile onun ekonomi biliminin kendisine sunduğu şifreleri de kullanıp, kıt kaynalarla kendi sonsuz arzularını doyurmak yolunda daha sağlam adımlar atar hale gelmiştir. Hatta görecektir ki bundan oldukça da fayda sağlayagelmiştir. O yüzden herhangi bir ekonomi mefhumu, yakın etrafında politika olmadan düşünülemez. Dolayısıyla, AKP yönetiminin aldığı bu Kur Korumalı TL Vadeli Mevduat çıkarımı kararı, kendisine ne gibi bir siyasi fayda sağlayacak bu konuyu konuşmanın zamanı gelmiş oluyor.

Bunun için bir ülkede refah nasıl sağlanır, istihdam nasıl sağlanır, ülke ekonomisi nasıl büyütülür bu konuları kısaca konuşmak gerekiyor. İstihdam artışı ancak yeni iş yerlerinin kurulması ile söz konusu olabilir. Eski iş yerleri eğer teknolojinin de ilerlemesi ile doğru yatırımlar yapabilmiş bir iş yeri ise 21. yüzyılda git gide emek gücüne, labour, daha az ihtiyaç duyar hale gelecektir. Dolayısıyla, zaman geçtikçe bir ülkede eğer teknolojik terakki söz konusu ise istihdam düşme eğilimindeyken, büyüyen ekonomisi sayesinde de istihdamın artışı ile bu düşme eğilimi dengeleniyor olması gerekir. Yani yeni iş yerleri kurulması gerekir. Yeni iş yerlerinin kurulabilmesi için de ülkedeki ekonomik atmosferin yatırım yapılabilir sakinlikte olması gerekir. Bu sakinliği sağlayacak olan erk de genellikle siyasi irade olur. Öte yandan da ekonomik göstergeler, yani faiz oranları, sermaye stoğu, borç stoğu, kapasite kullanım oranı, toplam faktör verimliliği ve uluslararası ilişkiler gibi makro-göstergelerin müspet yönde olması gerekir ki yeni iş alanları oluşturulabilsin. Dolayısıyla da istihdam artsın. İstihdam arttıkça da ülkenin ekonomisi büyüyecektir, ülkenin ekonomisi istihdam artışı ile paralel şekilde büyürse, bu refahı getirecektir. Yoksa ekonomik büyümenin ülke refahını arttırmadığı dönemleri biz Türkiye’de yaşadık. O yüzden ekonomik büyüme daima peşinden refah artışını getirecek diye bir kural yoktur.

Bugün siyasette liyakat adına herhangi bir emare bulunmuyor. Her türlü talan, mala çökme, dolandırıcılık, ihaleye fesat, rüşvet, usulsüzlük ne ararsanız var. Siyasete bulaşıp da zenginleşmeyen bir kişi bile yok iktidar cephesinde. Bir kere bu devlete olan güveni yok ediyor. Böyle devam ettiği sürece ne olursa olsun, istenen ekonomik ya da finansal zeka, deha üstünlük ne varsa artık ortaya konsun, güven olmadığı için, bu edinilecek olan faydadan halk kendisinin faydalanamayacağını bildiği için siyasi iktidara güvenmiyor. Güvenmemekte de çok haklı. Bugün iktidarın yanında duran kesim de şüphesiz, iktidarının bu talanından nemalanan insanlar. Normal şartlar altında her ülkenin altında olduğu sıradan baskıları abartıp bunları birer Kurtuluş Savaşı mücadelesi düzeyine getirmesi de siyasi iktidarın aslında tıkandığını gösteriyor. Dolayısıyla, hazır ekonomik durum da kötüyken, kabaca “ölümü gösterip sıtmaya razı edeyim”, mantığını devreye sokma gibi bir zihni sinir düşünce ile belli ki yola çıkıldı. 2020 Kasım ayında yaşananların birebir aslında aynısı yaşanıyor bugün de. Bir şekilde parasal olarak genişlemesi gereken iktidar, ekonominin bunu artık göz göre göre yapamayacağı bir durumda olduğu için alternatif senaryolar ile yapmak için çabaladığını görüyoruz. Bunun da iki büyük emaresini görüyoruz. Bunlardan birincisi mekaniklerini bir önceki yazıda anlattığımız bu kur farkının garanti edilmesi DTH için. Bir diğeri de Türk Telekom’un Varlık Fonu tarafından satın alınması. Biliyorsunuz, Türk Telekom 2018 yılında borçlarına mahsuben özel bankalar tarafından satın alınmsiti. Bu satın alım içerisinde aşağı yukarı her banka var. Şimdi Varlık Fonu aslında Türk Telekom’un borcunu ödeyerek, hisselerini bankalardan geri toplayacak. Bu da dolayısıyla bankalara yine bir tür sermaye enjeksiyonu yapacak. Yani bankaların bu sattıkları hisseler, tabii ki bankaların direkt para cinsinden dönen varlıklarına ekleneceği için sermayeleri artacak ve artan sermaye ile munzam karşılıklar oranı sebebiyle kredi alanı genişleyecek. Bunu çok sık tekrar ediyorum gibi gelebilir size fakat kapitalist sistemin en büyük iki çarkı budur. Birincisi merkez bankası yönetimi ve para arzı, ikincisi de bankacılık, özel bankalarda mevduat biriktirilip bu mevduatın sermayeye eklenemesi ve sermayenin de merkez bankasına munzam karşılık olarak belli bir oranının teminat olarak konmasına mukabil para üretme hakkının bankalara tevdi edilmesi usulüyle para yaratılır. Bunların hepsi işte parasal genişlemedir. Parasal genişleme de suni olarak ekonomi iyiymiş hissiyatı yaratır, geçici bir refah ortamı oluşmasına sebep olur. Bunun da kullanılacağı zamanlar vardır tabii ki. Örnek: seçim öncesi.

Bu noktada asıl amaç parasal genişleme yani halka bol ve ucuz kredi dağıtmak. Zaten faizler de düşürüldüğü için, suni bir şekilde kurun da düşmesi, bir dönem için gerçekten bankaların kredi oranlarının da düşmesine sebep olabilir. Bu noktada ucuz kredi dağıtılır bu kredi ile borç para harcanır, ekonomi görece iyi olur gibi olur ve insanlara “bakın bu problemi çözdük evvelallah” denilerek “hakikaten ya adamlar çözdü baksana” dedirtip belli bir kesmi, oy toplamanın peşindeler tabii ki. Daha sonraki felaket için de “artık onun çözümünü o sırada düşünürüz” diye hareket ediyorlar. Bunun çözümü de çok basit bu arada “denedik olmadı, faizleri yükseltiyoruz” diyecekler ve bitecek. Fazla bir açıklama yapmaya gerek yok. Çünkü o noktada artık fiyat istikrarı geri geleceği için faiz yüksek de olsa ticaret geri başlayacak ve yeteri kadar ve yeterli süre boyunca yüksek tutulduğu zaman faizler enflasyon da yavaş yavaş düşecektir. Daha sonra da kazanılan para ile gerçek yatırımlar yapıldığı zaman iş kendiğilinden hallolacaktır. Yani böyle bir hayali söz konusu şu anki iktidarın. Fakat bu elindeki kadro ile bunun yapılması da mümkün değil. Çünkü bu kadro yiyici bir kadro. Hiçbir devlet memuru öyle 3 senede memur maaşı ile filan 20 tane daire alamaz. Burada çok belli ki bir talan söz konusu. Zaten Erdoğan’ın seçime gitmeden önce bu tür insanları ifsalatacağını da düşünüyorum. Aksiyonlar sadece ekonomik olarak düzeliyor algısı üzerine olmaktan ziyade, “hukukta da düzeltmeler yapıyoruz, biz de liyakat esaslıyız, kendi içimizdeki çürükleri ayıklıyoruz” mesajını çok güçlü şekilde vereceğini düşünüyorum. Bu noktada skandal ifsalar söz konusu olabilir. Zimmetine para çekirmiş bürokratlar, memurlar, rüşvet, talan vs. haberleri çıkartılıp, “bunları ayıkladık ve kaçırdıkları paralara ve mallara el koyduk” haberlerini sık sık duyacağız.

Hükümetin aklındaki patika da şöyle olsa gerek diye düşünüyorum: 2021 zaten bitti, Aralık ayının sonuna geldik, Ocak-Şubat-Mart ayları için iktidarın belki de en zorlu zamanları diyebiliriz. Bu konuda çünkü yapacakları çok fazla bir şey yok. Ellerinde bir kaç koz daha var bunları kullanmak için eğer olursa fırsat kollayacaklardır. Nedir bu kozlar? Benim ilk beklediğim, bu yastık altındaki altının bozdurulması için bu açıklanan finansal enstrüman gibi yeni bir ürün daha açıklanacağı yönünde. Çünkü o altın kullanılarak ciddi bir sermaye bankacılık sistemine sokulmuş olacak. Bu altını altın olarak bankalara konulması için bir ürün olacağı yönünde düşünüyorum. Fakat devlet bir kanun ile bu bankadaki altınların belli bir oranının TL mevduat gibi kullanılması yönünde bir düzenleme yapabilir. Yani bugün bankalarda nasıl için DTH varsa, değerli metaller için de Kıymetli Maden Depo Hesapları denen bir hesap türü vardır ve bunun üzerinden altın bankacılığı esasları belirlenmiştir ve altın da banka sermayesi içine TL cinsinden muhasebe edilebilir şekle büründürülmüştür. İşte bu noktada belki bu KMDH sahibi kişilerin, kendi hesaplarını teminat gösterip ucuz kredi kullanmalarının önü açılabilir ya da buna benzer bazı teşvik edici aksiyonlar ile evde duran altınların bankacılık sistemine çekilmesi için cazip durum oluşturulabilir. E bu ne işe yarayacak, yine işte banka sermayesi artacak, sermayesi artan bankanın kredi verme alanı genişleyecek vs. Bu bir elektrik üretmeye benziyor, sonuçta bir türbin dondurup bakır sarılı bobini hareket ettirip hareket enerjisini elektrik enerjisine çevirmek gerekiyor, yöntem bu şekilde. Fakat bu döndürme işlemini gerçekelştirmenin yolu değişik olabiliyor, rüzgar olur, termik santral olur, kömür yakıp buhar yapıp türbin döndürmece ya da doğalgaz yakıp suyu buhar yapıp türbin döndürmece ya da nükleer enerji ile suyu buhar yapıp türbin döndürmece. Benzer durum bankacılık için de geçerli, sonuçta nasıl edersiniz, yolları değişik olabilir, bankanın sermayesinin arttırılması gerekiyor, yani parasının artması gerekiyor, parası artan banka daha çok kredi verebiliyor, böylece para yaratılmış oluyor. Sistem bu şekilde çalışıyor. İktidar da güven ortamı oluşturup bu yastık altındaki paraları çıkartmanın yolunu arayacaktır.

Bu dönem de geçtikten sonra yavaş yavaş Nisan ayına geliyoruz ve burada da bu sefer gündem turizm olacak. Turizm Türkiye’ye belki %10 TL maliyet ile direkt döviz getiren kar oranı en büyük sektör. Yani TL maliyet ediliyor, döviz kazanılıyor bu da kemiksiz bir döviz geliri olarak direkt kasaya doluyor. Geri kalan yine aynı, bu para nereye geliyor? Bankalara, dolayısıyla bankanın sermayesi artıyor, bankanın sermayesi artınca kredi dağıtıyor vs. artık ezberlediniz. Tabii ki bu gelen döviz, artık TL cinsinden alım gücünün de ciddi şekilde düşmesi sebebiyle, ithalatın nispeten azalması ile cari açığın kapanıp belki hatta cari fazla verilmesi durumu ortaya çıkıyor. Bu sefer de ülkenin elinde yepyeni bir döviz stoğu oluşuyor. Bu döviz de artık zaten bütün parasıyla döviz almış halk tarafından kolayca emilemeyeceğinden, bu döviz fazlası, düşük USD-TL işlem hacimlerinin de etkisiyle çok ciddi derecede kur düşüşlerine olanacak sağlayacağı düşünülüyor. En son bu şekilde kura dip yaptırılıp “bakın çözdük bu işi biz” denilecek. Eldeki durum şöyle olacak: kur düşmüş, faiz düşmüş, cari fazla verilmiş. Dolayısıyla bütün hedefler tutturulmuş ve tam da dedikleri gibi 6 ay içinde bu iş bitirilmiş, Erdoğan bir ekonomisi dahisi olarak lanse edilecek. Bu tantana altında da tabii ki seçimlerin ilanı yapılacak bu ilan da ekonomi dahisi Erdoğan tarafından yapılacak tabii ki. “Siz bu kardeşinize inanın, önümüzdeki dönem bu ülkeyi uçuracağız” diyecekler. “Gördünüz, yaptık, yine yapacağız, daha iyisini yapacağız” diyecekler. Benim tahminim Eylül-Ekim gibi bu seçin süreci ilan edilir, 2023 ilkbaharında da seçimler yapılır. Buraya 3600 ek gösterge, EYT, emekli maaşı zamları ve borsa rallisini de eklediğiniz zaman, bütün ülkenin aşagi yukarı her kesimi mutlu edilmiş olacak. Böylece de bu yüksek enerji ile seçimlere girilecek, tekrardan gündemi kendisi belirleyecek ve rahat harcayan halk, para kazanmış halk, tüketen halk o mutluluk ile sandığa gittinde tabii ki oyunu Erdoğan’a atacak. Senaryo kısaca böyle, beklenti bu şekilde.

 

 

Written By

Vitruvius Kadını

1 Comment

1 Comment

  1. Pingback: Kur Korumalı TL Vadeli Mevduat Nedir? - Ekonomi Tarafı - 1/2 - Post Evre

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

.

Bunları da beğenebilirsiniz

Econ 101

Enflasyon hakkında konuşmadan önce aslında nominal varlık – reel varlık nedir bunun bir ayrımını yaparak başlamak gerekiyor. Nominal varlık nedir diye anlatmadan önce de...

BIST

Geçtiğimiz sene 2021 ve hatta 2020‘nin devamı gibi olduğu için 2020‘den bu yana düşünmek daha doğru olacaktır, dünya borsalarında ilginç hareketler gördük. Bundan tabii...

Finans

Bu yazı daha önce başka bir yerde yayınlanmamış, direkt olarak Postevre’ye yazılmış bir yazı olacak ve konumuz da DeFi yani Merkeziyetsiz Finans. DeFi denen...

Ekonomi

Türkiye’de konservatif kapital, yani konservatif kafanın, zihniyetin elindeki sermaye 21. yüzyıl ideallerini anlamanın çok uzağında olduğundan kendisini 21. yüzyılın ikinci yarısına atmayı başaramayacak. Bunun...

Felsefe

Klasik dönem felsefecilerinden Platon ve Aristoteles‘in insan-topluluk-devlet anlayışı üzerinden siyaset nedir, neden yapılır, neden yapılmalıdır gibi konuları konuşacağımız bir yazı olacak. Bunu anlatırken de...

Econ 101

Enflasyonist ortamda paranın değerini korumak için yapılması gerekenler tarafında bu sefer daha özele inip borsa yatırımı enflasyonist ortamda iyi bir fikir midir konusunu tartışmamız...

Econ 101

Merkez bankaları bulundukları ülke piyasanın sorunsuz işlemesi için gerekli para arzını ve akışını kontrol eden bağımsız kurumlar olarak ortaya çıkmışlardır. Bu yazıda merkez bankacılığı...

Sosyoloji

Ta en başta söyleyeyim bu bir fütürizm yazısı değildir, fütürizmi 21. yüzyıl kıraathane muhabbeti olarak görüyorum. Ne o öyle yok sene 3487, galaktik otobanlar...

Sitemizde bulunan toplam yazı sayısı: 51