Connect with us

Hi, what are you looking for?

Kur krizleri tarihi
Kur krizleri tarihi

Finans

Okunma Süresi: 7 Dakika

Kur Krizleri – FOY 101-2a

Finansal okur-yazarlık dizisi kapsamında yazdığımız bir önceki yazımızda Para Sistemleri hakkında konuşmuştuk. Para denen şeyin ne olduğu hakkında tanımlamaları yaptıktan yani para denilecek herhangi bir şeyin intrinsic value, (Türkçesi yok bu kelimenin aslında, entrensek diye çeviren de var, biz buna fıtratı icabı ile sahip olduğu değer diyeceğiz), yani o paranınpara biriminin özünde neden kendinden bir değere sahip olması gerektiği kısmını anlattık, burada da artık bu değer kabulü yapılan paranın, başka bir deyişle değerli olduğu kabulu yapılan o paranın –para biriminin-, valuation yani değerlemesi nasıl yapılır, makro düzeyde bir değer, intrinsic valueatfedilen paranın, artık şimdi cari haldeki değeri hakkındaki konuşmaların yapılacağı yere gelmiş bulunuyoruz. Altın neden kıymetlidir?” sorusunun cevabı intrinsic value hakkında konuşmayı gerektirirken, “bir ons altın kaç dolar ediyor?” sorunun cevabı cari değercurrent value, buradan da currency yani kur kelimesine geçiyoruz- hakkında konuşmayı gerektirdiği ayrımını bir kez daha bu örnekle vurgulamak yerlinde olacaktır. Paranın cari değeri nedir ve nasıl hesaplanır? Bu iki sorunun tek bir cevabı var o da faiz ile hesaplanır, daha da temele indirirsek, “paranın fiyatı faizdir” diyebiliriz. Bunu da daha rahat algılamak için şöyle düşünmek yardımcı olacaktır, o para birimi üzerindeki transaksıyonlar birebir ve örten ise yani para birkaç tur attıktan sonra -birkaç transaksiyonda kullanıldıktan sonra- geri döndüğünde hala önceki haliyle sahip olduğu alım gücüne eşit bir alım gücü sunuyorsa, paranın kendi değerinicari– mükemmel şekilde koruduğunu görürüz –yani currency değişmez– ve o para birimi üzerindeki “reel faiz sıfırdır” diyeceğiz. Aslında ideal olanı budur da fakat bu büyük çoğunlukla hiçbir zaman böyle olmaz. Çünkü para kendisi değerli bir şey olduğu için bunu bir başkasına bilabedel vermek düşünülemez.

Bu kısımda konuşulması gereken en önemli konulardan biri NPV diye kısatılan, net present value denen net bugünkü değer kavramıdır. Bu da kabaca uzun yıllar sürecek bir yatırımın ilerideki bir tarihte kazanılacak paranın hesabının bugünden bilançoya işlenebilmesi, yazılabilmesi için yapılan bir hesap türüdür bu hesaplamada da faiz oranı kullanılır. Başka bir bakış açısıyla da bugünden işletilen faiz belli olduğundan, gelecekteki belli bir miktar paranın bugünkü değerini hesaplamak istediğimizde kullandığımız bir yöntemdir. Faiz çünkü bugünkü paranın, nominal varlığın, gelecekte ne kadar olacağını yine nominal olarak söyler. Fakat o miktardaki paranın gelecekte ne kadarlık bir alım gücüne eşit olacağını bugünden bilmek imkansızdır, faiz aslında bu imkansızlığı kusursuz şekilde bir korelasyon tutturmak hedefiyle yola çıkar fakat tutturamaz. Çünkü aralarında ne de olsa stepwise, adım adım-aşamalı ve turn-based, sıra tabanlı, bir ilişki vardır, biri ötekini etkiler, biri ötekini etkileyebilmesi için de o birinin oluşturacağı etkinin ortaya çıkıp ötekini etkilemesi gerekir ve bu recursive yani “tekrarlayan”, “ardı sıra eklenen” bir tür ilişkidir. O yüzden bugün dahi faiz mi sonuç enflasyon mu tartışmaları sürebiliyor. Bu tamamen hangi turn, turda baktığınıza bağlı. Tabii ki güvenli bir ilişki kurmak adına ekonomi kitaplarında bu “enflasyonun sonucu faizdir” olarak kabul edilmiştir ki insan davranışına da aynı zamanda uysun diye. Çünkü insanın bir ekonomik, economics, durum, ortam içerisinde aldığı aksiyonlardır asıl olan. Faiz arttırılır, para pahalılaşır, sonuç olarak da pahalı parayı almak istemez insanlar, dolayısıyla yatırımlarını, harcamalarını erteler, daha sonra ortada para bollaşır, para bollaştıkça da para ucuzlamaya çalışır, dolayısıyla faizler düşer. Kısacası parayı bir nevi face value, üzerinde yazan değer ve  üzerine + faiz olarak işlem gören bir bond, bono gibi bile düşünebiliriz. Çünkü kapitalist sistemin para üretme metodlarından biri aynı bu şekildedir.

Şimdi zaten yavaş yavaş teorik olarak paranın faiz ile olan kaçınılmaz ilişkine bir giriş yapmış oluyoruz bunun yanında da bir de currency denen, para birimleri arasındaki kur konusuna da giriş yapmış oluyoruz. Dolayısıyla, kur ile faiz arasındaki fark ve yine dolayısıyla kur ile enflasyon arasındaki geçişkenliğin konuşulacağı yerin taşlarını döşemiş oluyoruz. Çünkü neden? Eğer faiz ile enflasyon arasındaki ilişkiyi kurduysak, faiz ile de kur arasındaki ilişkiyi aralarındaki farklar üzerinden tanımladığımız zaman, kur ile enflasyon arasındaki yol da aslında en azından teorik olarak ortaya konmuş oluyor. Currency, yani cari fiyat, yani o paranın cari değeri, eğer kendisi ile ölçülecek ise bir nevi faiz ile başka bir para birimi ile ölçülecekse de kur ile quantify yani sayısallaştırılıyor, rakamlara dökülüyor diyebiliriz. Bir paranın değeri, bir başka deyişle, alım gücü, eğer zamana baliğ sekilde erime göstermeye eğilimliyse, bunu biz o paranın o sıradaki alım gücünü en azından gelecekte de koruyabilmesi açısından üzerine bir faiz oranı eklenerek o paranın geleceğe götürülmesini mümkün kılıyoruz. Bu tabii ki enflasyonist ortamdaki faiz hakkında konuşurken yapacağımız bir tanımlama. Enflasyonist olmayan bir ortamda da faiz olabilir, ki hatta olur, bunun da temel sebebi, parayı kiralamak gibi düşünebiliriz, çünkü kapital stoğu her yerde yoktur, kapital stoklamak kolay değildir, o yüzden kapitali kullanma hakkının kendine has bir maliyeti vardır, işte bu noktada da bir faiz kullanıllır, o faiz de o parayı kullanma maliyetidir. Buna da kabaca borçlanma maliyeti diliyoruz, çünkü tanımlamayı kapital stoğuna sahip olan tarftan değil de karşı taraftan yapıyoruz. Çünkü bu ihtiyaca sahip olan borç alacak taraf, yani borrower, dolayısıyla o borcu aldığında bunun bir maliyeti olacak onun için. Enflasyonist olmadığı için de ortam, bu maliyet unsuru olarak kullanılan faiz de sabit kalır ve piyasa ne zaman kaç faize ne kadar para bulabileceğini bilir ona göre ticaretini yapar. Bu ortamda dolayısıyla kur da sabittir, tabii ki diğer para  birimi de stabil bir ekonomiyi idare ediyorsa. Bu noktada net bir kur krizi tanımı yapacaksak eğer o da bir ülkenin nominal exchange rate‘indeki ciddi düşüş ya da elindeki yabancı para birimindeki stoğun ciddi düşüşü diye bir tanım yapabiliriz. Tam da bu noktada Krugman’ın ödemeler dengesi adlı makalesindeki “ülkelerin yabancı para cinsinden rezervlerini tüketmeleri sonucunda kur krizleri ortaya çıkar” deyişini hatırlamak gerekiyor.

Swan Diagram

Source: https://en.wikipedia.org/wiki/Swan_diagram

Paranın değeri, enflasyon, faiz, ve kur konuştuktan sonra bunların ekonomi içerisindeki yerleri ve aynı zamanda da bu parçaların mekanizma içinde çalışırkenki hallerini konuşmaya geldi sıra. Bu noktada da bu parçalar çalışırken ortaya çıkan sonuçların tabii ki birbirleriyle olan ilişkisi de söz konusu oluyor ve bu ilişkinin tek bir grafik üzerinde gösterildiği çalışmayı da Avustralya’lı ekonomist Trevor Swan 1956 yılında hazırlamış. Çok kabaca konuşur isek grafiğin söylediği çok kritik bir şey, bir ekonomide iç ve dış dengenin aynı anda tutturulduğu tek bir nokta vardır deyişi bu işin ne kadar zor olduğunun bir kanıtı aslında. Öte yandan bu grafik bize başka şeyler de söylüyor, bunlardan biri, ekonomik modelin tamamen politik seçime bağlı olduğu. Ne demek bu? Bir ülke, kendi ekonomisini dış açık vermek üzere de kurgulayabilir, dış fazla vermek üzere de. Yani bu da başka bir bakış açısıyla, dış fazla veren bir ekonomi, dış açık veren bir ekonomiden daha başarılı bir yönetim iradesi ortaya konduğunu söylemez bize ya da dış fazla veren bir ekonominin dış açık veren bir ekonomiye göre daha gelişmi bir ekonomi olduğunu söylemez. Bunların her biri kendi başına birer tercih meselesidir. O ülkenin yapısal durumu ile alakalıdır. Örneğin, ABD için konuşacak olursak, dış açık veren bir ülke olarak, ekonomik büyüme modelini temel şeyleri yurtdışından nispeten ucuza almayı tercih eder ve kendi içerisinde de daha çok yeni teknoloji üretimine enerjisini harcar. Dolayısıyla ABD sadece para harcayan bir ekonomi gibi görünür dışarıdan bakıldığı zaman. Buna karşılık Almanya da ekonomik olarak dış fazla veren bir ekonomidir, yurtdışına daha fazla mal satar aldığından. Dolayısıyla da ülkenin her sene elinde surplus yani fazla kalır. Bu fazla ile de yeni yatırımlar yapar ve ekonomisini bu şekilde büyütür. Bu da ABD için, daha inovatif daha yenilikçi bir eğitim anlayışı ve buna göre bir müfredat ve buna göre bir sosyal kapitalin var olduğunu düşünebiliriz. Almanya için ise daha çok kalifiye mühendislik ve işçiliğin tekrar tekrar yapılarak, dünyanın temel ihtiyaçlarının karşılandığı genel olarak sanayi devrimi saiklerine uygun bir eğitim modeli ve işçi zihniyeti ile yetiştirilen bir beşeri kapitale sahip bir ülke olduğunu düşünebiliriz.

Yukarıdaki grafikte yataydaki ve düşeydeki eksenleri biraz daha iyi tanımak adına: yatay eksende bütçe açığı düşey eksende de göreceli maliyet yer alıyor. Bunları sırasıyla bir de şöyle düşünün, daha iyi anlaşılacağına eminim: reel iç talep ve reel kur. Reel kur ne demek peki? Reel kurun ne demek olduğunu anlamak için de öncelikle reel efektif kur ne onu anlamak gerekiyor. Reel efektif kur şu demek: bir ülkenin para biriminin ticaret yaptığı diğer ülkelerin para birimlerinin yapılan ticaret ile ağırlıklı ortalaması alınarak hesaplanan kurdur. Örneğin, Türkiye ihracatının %42’sini EU ülkelerine ve %9’unu da ABD’ye yapıyor. Bu da demek oluyor ki Türk Lirası’nın reel efektif değeri hesaplanırken, 0.42*Euro/TL+0.09*USD/TL+… gibi hesaplanarak TL için bir reel efektif kur değeri hesaplanıyor. Reel kur da o iki para birimi arasındaki kurun, yabancı para birimi cinsinden kendi ülkesindeki alım gücünün çarpımıyla bulunur. Yani bu da şu demek oluyor: örneğin bugün USD:TRY yuvarlak hesap 13 işe, ABD’de Big Mac menü 6 USD, Türkiye’de ise 44 TL, bu hesaba göre Türkiye’de Big Mac menü 3.40 USD ediyor, normalde ABD’de 6 USD. 6/3.4=1.76, 13/1.76 yapıldığında USD:TRY yaklaşık 7.40 gibi bir rakam çıkıyor. Bu da alım gücü cinsinden normalize edilmiş bir kur değeri oluyor. Hani bu birim para cinsinden hesap yapanlar var ya aslında bu hesabı yapmaları lazım fakat onlarda bu kabiliyet olmadığı için cahil tartışmalarına devam edecekler tabii ki. Reel kur cinsinden karşılaştırma yapınca o ülkedeki alım gücünü de hesaba katmış oluyoruz kısacası. Yani düşey eksendeki kur bu tür bir kur, reel kur. Yatayda da o ülkede kendi para birimleriyle nominal olarak ne kadarlık bir talep oluşturdukları yer alıyor. Yani GDP değil de yerleşiklerin reel talepleri yani nüfus artışı ve enflasyondan arındırılmış hali. Nüfus artışının etkisi yok per capita alınırsa denebilir fakat nüfus artışının da enflasyona etkisi var o yüzden dahil etmek istedim. Biraz da grafikte şağa sola gidince aşağı yukarı gidince neler oluyor bunları konuşup yavaştan bu yazıya son vereceğiz, çünkü kur krizleri tarhini ikinci bir yazıda konuşmak daha yerinde olacak, yoksa bu yazı çok uzun olmuş olacak.

Duruma biraz daha mikro bakacak olursak, bir ülke, domestic production, yani yurtiçi üretim, yurtiçi kaynakların tümünü kullanacak ölçüde büyükse, o ülkede iç denge var demektir, yani yurtiçi kapital de yurtiçi işgücü de tam olarak kullanılır, tam istihdam ortamı vardır, enflasyon düşüktür, buna iç denge diyoruz. Bir ülke, ihracatı ithalatını tam karşılıyorsa, dış ticaret dengesi var demektir, ödemeler dengesinde sorun yaşamıyor demektir, dolayısıyla o ülkede parasal denge vardır, kur stabildir, o yüzden yabancı para ülkeye rahatlıkla gelebilir anlamı çıkar, buna dış denge diyoruz. Yabancı para o ülkeye girerken o ülkenin para birimine dönüşmek zorundadır, dolayısıyla da eğer kur dengesi yoksa o ülkede, yabancı para kendi birimini bırakıp da güçsüz ve zamanla değer kaybetmeye devam edecek olan o para birimine dönüşmez. Yukarıdaki diagram da bize şunu söyler: dış denge için, rel kur yükseldikçe, yani bizim için TL değer kaybettikçe, bizim ihraç ettiğimiz mallar daha rekabetçi hale gelir ve yurtdışında daha cazip olmaya başlar. Öte yandan ithal mallar git gide pahalanir yani iç talep azalır ve bu dış ticaret fazlasına sebep olur. Dış denge eğrisinin altı fazla, üstü de dış açık anlamına gelir. Benzer şekilde iç denge için de enflasyonsuz tam istihdam ve kamu harcamaları yükseldiği durumda, iç talebi arttırıcı etki yapacaktır bu yüksek kamu harcamaları bu da enflasyona sebep olacaktır. Enflasyon oldukça reel kur artacak ve bununla beraber de bütçe açığı artacak, buradaki bütçe açığını aynı zaman iç talep olarak da okuyabilirz, çünkü enflasyon arttıkça insanlar mal talebini arttıracak, parada durmak istemeyecek ve iç talebi yükseltecektir. Bu da iç dengeyi enflasyon tarafına bozmak demek oluyor. Son bir kez de beraber bakarsak iç ve dış dengeye, iç denge eğrinin altına doğru dış dengede kendi eğrisinin üstüne doğru bir yerde denge oluştuğunu düşünelim, bu noktada o ülkede negatif enflasyon olacak demektir, fakat bunu istihdam açığı yukarıdan baskılar, bu açığı dengelemek için de devlet bütçe genişlemesi yapar, bu çalışmayanları fonlar, bu da bu sefer enflasyonist bir baskı oluşturmaya başlar. Bütün çaba aslında ortadaki o tek bir nokta etrafında dans etmekten geçer. Fakat yukarıda da dediğimiz gibi bu grafikte nerede olunacağı o ülkenin kendi ekonomi politikasıdır.

Written By

Vitruvius Kadını

2 Comments

2 Comments

  1. Pingback: 2022 Yılında Öne Çıkacak Olan Sektörler - Post Evre

  2. Pingback: Türkiye'nin Cari Açık Problemi - Post Evre

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

.

Bunları da beğenebilirsiniz

Econ 101

Enflasyon hakkında konuşmadan önce aslında nominal varlık – reel varlık nedir bunun bir ayrımını yaparak başlamak gerekiyor. Nominal varlık nedir diye anlatmadan önce de...

BIST

Geçtiğimiz sene 2021 ve hatta 2020‘nin devamı gibi olduğu için 2020‘den bu yana düşünmek daha doğru olacaktır, dünya borsalarında ilginç hareketler gördük. Bundan tabii...

Finans

Bu yazı daha önce başka bir yerde yayınlanmamış, direkt olarak Postevre’ye yazılmış bir yazı olacak ve konumuz da DeFi yani Merkeziyetsiz Finans. DeFi denen...

Ekonomi

Türkiye’de konservatif kapital, yani konservatif kafanın, zihniyetin elindeki sermaye 21. yüzyıl ideallerini anlamanın çok uzağında olduğundan kendisini 21. yüzyılın ikinci yarısına atmayı başaramayacak. Bunun...

Felsefe

Klasik dönem felsefecilerinden Platon ve Aristoteles‘in insan-topluluk-devlet anlayışı üzerinden siyaset nedir, neden yapılır, neden yapılmalıdır gibi konuları konuşacağımız bir yazı olacak. Bunu anlatırken de...

Econ 101

Enflasyonist ortamda paranın değerini korumak için yapılması gerekenler tarafında bu sefer daha özele inip borsa yatırımı enflasyonist ortamda iyi bir fikir midir konusunu tartışmamız...

Econ 101

Merkez bankaları bulundukları ülke piyasanın sorunsuz işlemesi için gerekli para arzını ve akışını kontrol eden bağımsız kurumlar olarak ortaya çıkmışlardır. Bu yazıda merkez bankacılığı...

Sosyoloji

Ta en başta söyleyeyim bu bir fütürizm yazısı değildir, fütürizmi 21. yüzyıl kıraathane muhabbeti olarak görüyorum. Ne o öyle yok sene 3487, galaktik otobanlar...

Sitemizde bulunan toplam yazı sayısı: 51