Connect with us

Hi, what are you looking for?

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası

Ekonomi

Okunma Süresi: 12 Dakika

Merkez Bankasının İletişim Problemi

Türkiye‘nin bazı kurumları gerçekten o kadar kötü yönetiliyor ki o kadar yeteneksiz ve basiretsiz insanlar tarafından yönetiliyor ki… Fakat bunlar arasında hiçbiri beni TCMB’ninki kadar üzmüyor. Çünkü ülkece en değerli varlığımız olan Türk Lirası para birimimizin yaşadığı değersiz günlerini reva göremiyorum ben. Buradan da söyleyeyim Türk Lirası’nın Birleşik Devletler Doları karşısındaki adil değeri 0.1’dir. Yani 1USD:10TRY. Bu arada Merkez Bankaları ve tabii ki TCMB ne işle iştigal ederler anlamak için daha önceden bu konuyu konuştuğumuz bu yazıyı geri okuma gibi düşünebilirsiniz.

İktisat modellemeleri mühendislik modellemelerine benzemez

Burada unorthodox ekonomi politikaları takip ediliyor ya da faiz-enflasyon, sebep-sonuç ilişkisinde kitapta neyin yazdığı, doğrunun tek olduğu buna nasıl karşı gelindiği filan gibi bir şey üzerinden bir eleştiri yapmak peşinde değilim. Economics yani ekonomi bilimi, iktisat demişiz buna biz, (bu kadar bariz bir şeyi neden böyle ifade ettiğimi de anlatacağım) ifadeleri ya da iddiaları insan fıtratından ve davranışından peydah olduğu için bu ifadelerin ve iddiaların matematiksel modelleri pozitif bilimlerde olduğu gibi, örneğin, enerji-kütle ilişkisi gibi deterministik, `sarih` ve tartışmasız değildir. Mühendislik denklemlerinde genellikle tartışmasız bir `independent variable` yani bağımsız değişken olur. Bu bağımsız değişken cinsinden o eşitlik `inverse` edilebilir fakat sistemin kendisi değiştirilemez. Örnek verecek olursak, çok basit bir hız ve alınan yol ilişkisini ele alalım. Hız=yol/zaman olacak şekilde yazalım denklemimizi. Burada denklemi belli ki hız için çözüyoruz. Yol için çözecek olsaydık denklem yol=hız*zaman olacaktı. Zaman için çözecek olsaydık yol/hız olacaktı. Peki bu denklemin içindeki hangi değişkenle oynayabiliriz ya da gerçek dünyada bu denklemi çalıştıracak bir aksiyon alıyor olsaydık, orada neyi değistrebilirdik? Bir otomobilin içinde gittinizi düşünün, gideceğiniz yer de belli, dolayısıyla, alınacak yol belli oluyor o durumda, geriye zaman ve hız kalıyor değiştirilebilecek olan, zamanı da bükemeyeceğinize göre, hızı değsıtirmek kalıyor geriye. Dolayısıyla bu denklemi hızı değiştirebiliriz kabilinden anlayıp, yazmak gerekiyor. Bu genel olarak gerçek dünyaya uygunluğu müsebbibiyle yapılan bir kabul. İktisadi denklemlerde ise bağımsız değişken denen şey pozitif bilimlerdeki gibi kati surette değil. Şimdiki örnek çok iyi bir zihin açıcı olacak bu konu üzerinde, lütfen özellikle dikkat edin.

Thomas Piketty‘nin Capital In the Twenty-First Century adlı kitabında geçen ve the first law of capitalism diye adlandırdığı, kapitalizmin birinci kuralı, üç entititeden oluşuyor ve çok basit bir relationship bakın equation yani bir denklem demedik, relationship yani ilişki dedik. Ekonomi biraz böyle bir şey işte. Biz economics terimini ekonomi diye çeviriyoruz fakat bu yeterli değil. İktisat daha yerinde bir kelime. Economy için fakat ekonomi kelimesini kullanmak daha uygun olacak.

a= gelirdeki kapitalin payı (anlatacağım)

b= kapital gelir oranı

r= return on capital, roic, (Türkçesi nedir tam anlamını karşılayacak bir şey bulamadım, bir yerde özkaynak karlılığı yazıyordu da beni tatmin etmedi)

İlişki de şöyle:

a=r×b

bu kadar basit bir ilişki. Şimdi bu ilişkiyi yorumlamaya başladığımız zaman (burada ilişkinin gerçekten doğru bir ilişki olup olmadığı konusunda herhangi bir şey söylemiyorum, burada daha çok iktisat biliminde bir matematiksel ilişkinin nasıl oynak olabileceğini göstermeye çalışıyorum), diyelim ki capital/income ration yani “b” %400 olsun ve rate of return de %10 olsun, o zaman capital’s share in national income, yani gelirdeki kapitalin payı (başka neyin payı olabilir? işgücünün tabii ki, yukarı anlatacağım diye parantez içine aldığım şeyi bu şekilde anlatmış oldum) “a” da o halde %40 olur, bir de düz halde yazalım görünsün:

a=%400×%10

a=%40

Ne demek bu? Bu kabaca şu demek oluyor: milli gelir için diyelim bugün Türkiye’de 8k USD per capita gelir olsun yıllık, bu da aslında toplam hasılanın kafa başı bölümü neticesinde çıkan bir miktar. 1USD:14TRY hesaplanırsa bugün 112k TL kabaca konuşuyorum aylık 9.5k TL aylık ortlama net geliri olan per capita GDP kadar geliri var demektir. Bunun ne kadar üzerine çıkıyorsa kişinin geliri, örneğin 1.2 per capita GDP, 1.5, 2.0, 4.2, 5.3 per capita GDP geliriniz ülke ortalamasından o kadar çok demek oluyor. Bu kişinin kendisi ile alakalı olan bir şey, fakat yukarıdaki denklemde bu bulunan %40 oranı, gelirin, yani income, yani bir başka taraftan bakınca hasılat, bir başka taraftan bakınca üretim, yani product,  (income ve product‘un teorik olarak aynı olması gerekir, fiyat eşleşmesi -alıcı ve satıcı arasındaki mutabakat- teorisi gereği), kapital sayesinde gelmiş demektir. Dolayısıyla, %60’ı da labour yani emek, işgücü sayesinde gelmiş olacaktı.

 

Bir kez daha toparlayalım, çünkü denklemi kurcalamaya başlayacağız. Bizim kapital/gelir oranımızı %400 kabul etmiştik, bu su demek: ülkedeki kapitalin ülke gelirinin kaçta kaçtı olduğu bilgisi oluyor. Buna capital stock, yani sermaye stoğu deniyor. Aynı şekilde bunun borç versiyonuna da borç stoğu denir. Mesela Türkiye’nin borçluluğu %30 denir, nedir bu? GDP’sinin %30 yani, milli gelirimizin %30’u kadar borcumuz var demek. Peki paramız ne kadar? İşte bu sorunun cevabı bu “b” değişkeni oluyor, sermaye/gelir oranı, bu yıllara baliğ bir birikimdir yani ya vardır ya da yoktur bugün için öyle bir birikim, yani stok, çünkü bir anda böyle sermayeler birikmez. Türkiye’nin kabaca 1250 bn US$ direkt cash parası olduğunu düşünüyoruz. Bu paranın bir kısmı tabii ki İsviçre vs gibi para cennetlerinde saklanıyor. Fakat bunun yarısı bankalarda direkt kayıtlı ekonominin içerisinde. Çeyreği yastık altında diğer çeyreği de yurtdışında. Veyahut, bunları 3’te 1’lik parçalar olarak da düşünebilirsiniz. Demek ki bu capital stock, yani sermaye stoğu değiştirilebilecek bir şey değil pek, bu verili bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Biz o zaman bu yukarıdaki denklemin geri kalanında neyi değiştirebiliriz? Kabaca roic, yani rate of return on invested capital, yani ödenen sermayenin geri dönüş oranı, kar, profit cinsinden, yani “ben sermayemi kaç senede çıkarıyorum?” sorusunun cevabını verecek olan değişkeni, ve “adeğişkenini, yani kapitalin gelir üzerindeki payını. %400’du ya yani yukarıdaki denklemde “b“, yani kapital stoğu, burada gelirin kaçta kaçtı kapital sayesinde gelmiş ona bakıyoruz “a” değişkeninde.

Şimdi oynayalım denklemle biraz. Ben diyelim ki a değişkeninin yükselmesini istiyorum. Kapitalin gelir üzerindeki payının artmasını istiyorum, yani para sahiplerinin daha da zengin olması demek oluyor bu, onlar daha zengin olsun istiyorum, ona göre politika yapacağım. Ülkedeki kapital stoğu da belli, yani b, değişkeni, GDP’nin 4 katı, eğer siz gidip de birinden, yabancı bir ülkeden, kendi GDP’nizin 4 katı kadar hibe para almayacaksınız, b değiskeni değişmeyecek, dolayısıyla, denklem değişmeyecek, yine dolayısıyla bununla,  değişkeniyle oynamak imkansız, o halde “ne ile oynayabilirim?“, rate of return ile oynayabilirim. “Bununla nasıl oynarım?” çok kabaca konuşuyorum, bugün de aslında gündemde olan, otomasyon, 4IR, IoT, robotlu üretim vs. burada bu yatırımı kim yapacak? Kapital tarafı yapacak tabii ki. Dolayısıyla kazananın kim olması lazım? Kapitalin olması lazım. Zaten öyle oluyor. sistem verimi arttıkça, içinden insan işçi çıkartılıyor, üretim otomatikleşiyor ve dolayısıyla, at arabasındaki atlar yerini içten yanmalı motorlara bıraktığı gibi bir dönem, işçiler de yerlerini robotlara bırakıyor, sistem tam otomatik olduğunda fabrikayı aydınlatmaya bile gerek kalmıyor buna karanlık fabrikalar konsepti deniyor, yani ciddi tasarruf bakmayın aslında. Böyle böyle verim artarak share of capital in income artıyor. Diyelim ki siz bunu düşürmek istiyorsunuz, o zaman kabaca yine, fabrikaları işçilerle doldurmalısınız, bir işi beş kişi yapar, çıktı aynı olur ama kullanılan işgücü artar, dolayısıyla gelirdeki labourun payı artar. Biz burada neyi değiştirmek istedik ne ile oynadık? Share of capital değişsin istedik, rate of return ile oynadık.

Şimdi de tersiyle oynayalım, rate of return, r, değişsin isteyelim, dolayısıyla share of capital, a,  ile oynamış olalım, bu mümkün müdür? Kulağa başta saçma geliyor da ama mümkünsüz de değil. Bir işe az sermaye yatırırsanız, misal olarak makina almazsanız, üretim dolayısıyla elle yapılacaktır, rate of return on invested capital dolayısıyla düşecektir, roic, r, düşerse dolayısıyla share of capital de düşecek, çünkü zaten başta kapital koymadık, dolayısıyla payı da düşecek. Fakat bunlar işte aslına bakarsanız, dinamik olaylar, durmaksızın gerçekleşen olaylar. Burada b, sermaye stoğunu hep sabit kabul ediyoruz, halbuki yıllara baliğ artarcak bu değişken, bugün 4 GDP, yarın 5 GDP, daha ileride 6 GDP olacak. Bununla bearber teknoloji ilerleyecek, dolayısıyla, roic artacak, dolayısıyla da share of capital, a, artacak, sonuç olarak da share of labour düşecek.

İlişkiler anlaşıldı değil mi? Şimdi burada aslında bir ülke politika yürüterek share of capital‘i de arttırır istediği gibi, share of labor‘u da. Burada demek istediğim şey bunların birer tercih olduğu, başka bir deyişle doğrusunun ya da doğalı denen bir şeyin olmayışı. Zorlarsan ve zorladığın şeyin mekaniklerine uygun hareket edersen her şey olur kısacası. Bunun aynısı faiz-enflasyon için de geçerli. Fakat aynı bu yukarıda “teknoloji geliştirmeyeyim dolayısıyla share of labour daha yüksek kalsın” demek gibi bir şey oluyor bu case, yani vak’ada. Ha öte yandan bunların hepsi ne ile çözülüyor? b ile yani kapital stoğu ile çözülüyor. Araplar mesela, mega para var adamlarda kafalarına göre her şeyi yapıyorlar, çarşaf giyip üzerlerine.

Newton mekaniğinde kuvvet eşitliğinde F=m×a, “ya ben yerçekim ivmesini değiştireyim de o yüzden yere çarparken canım acımasın” diyemiyoruz şu an. Eğer keyfimize göre gravitional acceleration değiştirebileceğimiz bir tür motor yapamaz isek mecburen canımızın acımaması için ilk önce düşmemeye gayret etmemiz gerekiyor, ha düştük ya da düşüyoruz, bir yere tutunmaya, yani yerçekimi ivmesine maruz kaldığımız süre boyunca kazanacağımız hızımızı azaltmamız gerekiyor. Diğer bir çözümde kütlemizi ufaltmak yani kilo vermek. Fakat iktisadi modellerde ilişkiler burada, kuvvet örneğinde olduğu gibi çalışmıyor. Aşağı yukarı her şey değiştirilebilir, bu yukarıdaki b bile değiştirilebilir. Bütün sermayenizi kullanmazsınız değişir yani denklem ya da mega bir borç yüküne girersiniz ülkece yine değişir. Parasal genişleme olabilir, TCMB zorunlu karşılık oranını %10’dan %5’e ceker kredi yoluyla parasal olarak %100 genişlersiniz. Bunlar mümkün yani. İktisatta oynanacak çok değişken var. O yüzden faiz-enflasyon ilişkisi öyle kitapta yazdığı gibi kütle çekimi kadar mutlak bir şey değil. Bu kural içinde bulunduğumuz finans dünyasının saikleri gereği öyle. Başka bir şey yüzünden değil. Boğal bir denklem değil yani. Doğanın bir mecbur kıldığı bir şey değil yani. Sistem başka şekilde kurgulansaydı böyle ilişkiler de olmayacaktı. Bu kural bu sistem içinde geçerli. Dolayısıyla da bu sistemden çıkmak bir tercihtir ve politikadır. Sağlam siyasi irade ve yeterli hazırlık ile başarılı sonuç verebilir. Fakat yine tekrarlıyorum bu gerçekten çok zor bir şey.

TCMB’nin piyasa ile iletişim problemi

Şimdi gelelim asıl konumuza. TCMB bunları neden bu şekilde anlatamıyor? Söylediği şeyler de piyasanın aksiyon alıcılarına müthiş fırsatlar sunuyor. Bunlar ne demek onlara bakalım bir de. Örneğin, “faiz indirimlerine devam edeceğiz” demek, ben çok dürüstüm, netim, delikanlıyım,  direkt söylerim demek değildir. Merkez bankacılığı böyle efelik kaldırmaz. Piyasa canınıza okur. Sen şimdi bugün kalkıp “kesin faiz indireceğim” dersen, PPK günü yaklaştığı zaman Londra’daki traderlar toplar 50 milyar dolar, shortlar Türk Lirasını, “nasıl olsa faiz indirecek bu enayiler” diye, zaten şu an olan düzene ters hareket etmekten dolayı hasar alan ekonomin daha da fazla hasar görür. Spekülatörlere böyle bir fırsatı sunmak en hafif tabirle naifliktir. Böyle idare edilmez merkez bankası. Burada değeri yitirilen şey Türk Lirası, dolayısıyla bu ülke toprakları üzerindeki her şey. Bu şekilde davranmanın ve devam etmenin kimseye hiçbir bir faydası yokç Öte yandan Türk halkının da yaptığı büyük hatalar var. Cebinde 50 lirası olan gidiyor 3 dolar almanın peşine düşüyor. Sen ne yapacaksın doları hakikaten ya? İthalat mı yapıyorsun da ara malı mı alacaksın üretim için? Döviz borcun mu var da onu mu kapatacaksın ya da bakkal alışverişini dolar ile mi yapıyorsun? Sanane ya dolardan? Cebindeki son kuruşa kadar dolara geçmenin sana ne faydası olacak? geçen gün gördüm, ABD’deki enflasyon düzeyi şu ana kadar halkın yabancısı olduğu bir seviyede olduğu için insanlar ne yapacaklarını şaşırmışlar, Arjantinliler de yarı oh olsun yarı da ciddi, enflasyon ile nasıl mücdele edilir noktasında akıl vermişler ABDlilere.

  1. Maaşınızı hemen harcayın
  2. Kredi çekip borca girin
  3. Patronunuzdan yılda iki defa zam isteyin

gibi bir reçete sunmuşlar. Birkaç madde daha vardı, bunların arasında dolar alın diye bir şey yoktu. Bir kere para birimi farketmez, enflasyona karşı alınacak önlemler bu yukarıdaki gibidir, döngüsel olarak böyledir yani. Türkiye’de mal ve hizmetler üretimi noktasında dolara bağımlılık vardır, bu uzun yıllardır da böyledir fakat bunun sorumluluğu halkta değildir, şirketlerdedir. Bu şu demek: şirketler gidip de dolar artıyor diye ürünlerini sonsuz bir zam döngüsüne sokamaz. kur ile baş etmek için var olan finansal enstürmanlar var. Örneğin önümüzdeki dönem için doların 20 tl olacağını öngörüyorsan, gidip sattığın mallara zam yapmak değildir bunun çözümü. bunun çözümü doları 14 TL’den alma opsiyonu satın almaktır. Buna call option deniyor, futures işlemler kategorisine giriyor, “bu da ne ya diyorsa” o şirket de batması gereken bir şirkettir. Bu tür finansal cahilliğinin sorumluluğunu halka yükleyemez. Öte yandan zaten batar çünkü bu opsiyonları kullanan rakiplerine göre rakebetçi fiyatlarla üretim yapacamayacağı için belli bir süre sonra iş yapamayıp batacaktır.

Bugün Türkiye’de bazı büyük şirketlerin kur ile ilgili bir sorunları yok. Dolar isterse 100 tl olsun, bilançolarındaki çarpan değişecektir sadece bu şirketler zaten dolar ile bilanço tutuyorlar. Abartılı bir örnek verdik burada fakat bu yükseliş eğer birden olmayacaksa sorun olmaz. Çünkü kur risklerini yönetmenin kesin yöntemleri var. Dediğim gibi opsiyonları kullanmak bunlardan birisi, öte yandan iyi bir finans ekibi de bunun ciddi bir parçası. örnek olsun diye veriyorum, bugün Erdemir döviz açığı olan bir şirket ve satışlarının da %60-70’ini yurtiçine yapıyor. Fakat bu şirket kur krizine rağmen kar patlaması yaptı. Üretimi arttı, karlılığı arttı. yukarıda roic dediğimiz oranı yükseltebildi yani. Bunu da share of labor in income‘i düşürerek değil, daha çok satış yaparak ve kur krizini iyi yöneterek yaptı. Bu mümkün yani kısacası. Önceki dönemlerdeki çelik fiyatlarının artışı da tabii ki bunda bir etkisi var. Fakat çelik fiyatları artıyorsa, hurda demirin de artıyor. Kısacası bu tür atakları profesyonel şirketler gayet de iyi yönetiyorlar.

Cebindeki son paraya kadar gidip dolar almak yapılacak en büyük yanlışlardan birisidir. Ben paramın alım gücünü koruyorum mantığı da burada çalışmaz. bugün dolarda da enflasyon söz konusu çünkü. ABD yıllık %7 enflasyon açıkladı ve hala daha gidip dolar satın alınmasını benim mantığım almıyor. Bu saf cahillikten başka bir şey değil. Bundan belki 4 sene önce parasını dolara çevirenleri iyi anlıyorum fakat pandemi sonrası varlıkların fiyatları nasıl arttı belli iken orada hala dolarda beklemek en hafif tabirle naifliktir. Altının onsu 2100 dolara kadar yükseldi, sen bundan faydalanamıyorsan, S&P endeksi %110 civarında getiriyle 2300 puandan 4700 puana geldi. Çelik, petrol, buğday yani industrial raw materials, IRM, yani endüstriyel hammaddeler, precious metals yani değerli metaller, altın, gümüş, platin, uranyum gibi, ve diğer commodities, tr: emtia, food, feedstuffs and beverages, yiyecek-içecek, yem fiyatları hepsi mega arttı. Bu noktada bir bakış açısı, dolar alım gücünü yitirdi, fakat Türk Lirası dolar karşısında daha fazla kayba uğradığı için, dolarda duran birisi, TL karşısında alım gücünü korumuş gibi hissederken aslında dolar tarafından kaybettiği alım gücünün farkında olmuyor. Zaten dolar alıp, başarısını zaten zayıf gördüğü bir para birimine karşı kıyas tutup, iyi yaptığını düşünmek de ayrı bir oksimoron. Bunu aynı, bugünün o kıymeti kendinden menkul meziyetleri ile kendisini anadolunun cahiliyle kıyasa sokup üstün gören bir takım (aralarında muazzam olanlar daha çok) yeni nesilin yaptığı gibi bir hatadır. Zaten senden kötü olan biriyle kendini kıyas edersen yarısı kaybedersin. Bugün nasıl bizim genç neslimiz kendisini ABD’nin, AB’nin, Aya’nın genç nesli ile kıyaslaması gerekirken, gidip ağzında diş kalmamış dayı ile kıyaslıyor ve kendisine ilüzyonal bir konfor alanı oluşturuyorsa, burada parasını dolara park eden için de aynı şeyi söylemek gerekiyor.

Peki para nereye konmalı? Arjantinliler çok güzel anlatmışlar aslında, hemen harcayın paranızı, ihtiyaçlarınızı karşılayın, alabiliyorsanız ev ve araba alın, enflasyonist ortamlarda kesinlikle bunun fiyatı uçtu buradan alınmaz yanılgısına düşmeyin. Zaten banka hesabında 1000 doları bile olmayan insandanlardan finansal tavsiye almayın. Onlar kendi kızgınlıklarını, bir sinir ile hissi konuşarak saçmalıyorlar. Bir otomobile 1 milyon verirken bir eve 1 milyon vermeyi aptalca gören, gösteriş budalası, avare kişilikler genellikle. Bundan iki sene önce ev fiyatları çok ciddi artış gösterecek dediğimde mesaj kutum anneme edilen küfürlerle doldu. Bu insanlar ama eğitimsizlikleri yüzünden ama tembellikleri yüzünden mükerrer hatalar yapıyorlar, o hatalar dolayısıyla daha büyük sorunlarla karşılaşıyorlar ve o sorunlar yüzünden yoruluyorlar, sinirleniyorlar, umutları kırılıyor ve daha çok hata yapıyorlar. Sonuç olarak hissi davranıyorlar ve gelip küfür ediyorlar. Birine küfür etmek kimsenin finansal sorunlarını çözmez.

Yapılması gerekenler ilk aşamada çok kolay

Tabii ki halkı böyle olan bir ülkenin merkez bankası yönetimi de farklı olmuyor. Yukarıda dediğimiz gibi özellikle yapmaya çalıştığı şeyi anlatma noktasında Uganda merkez bankasından daha geride. İletişimi kesinlikle beceremiyor. Yapmak istedikleri şeyi ben anlıyorum büyük bir işe kalkıştıklarını düşünüyorum, çok zor bir uğraşa girdiklerini anlıyorum. Açıkçası buna saygı da duyuyorum, umuyorum ki bu verdikleri uğraşta galebe çalarlar. Fakat bunu yaparken “biz bir şey deniyoruz” filan gibi çocukça açıklamalar ile olmaz. Yapmaya çalıştıkları şeyi anlatabilecek bir ekibi yok. Merkez bankasının söylemleri muhatab olunanı kandırmaya yönelik değil de onu teskin edici, onun aklına kötü şeyleri getirmeyecek türden, fakat aynı zamanda da işini halledecek şekilde açıklamalarda bulunması gerekiyor. Örneğin, FED bugün tapering filan derken aslında piyasayı bu çok fazla olan para arzı üzerine “bu ipin ucu kaçtı artık” noktasına gelmemesi için mantıklı açıklamalar yapıyorlar. Halbuki tapering tamam belki ama para arzını durdurmaları imkansız. ABD’de faiz yükseltilirse eğer ABD ekonomisi 1 senede batar. Çünkü ABD’nin borç stoğu 1.22 GDP civarında. Bu borç cash flow ile çevriliyor ve düşük faizli kredi kullanılıyor. Eğer faizler arttırılsa bu yüzden ABD ekonomisi çöker diyoruz. Böyle bir şey kesinlikle olmayacak zaten o yüzden QE, Quantitative Easing, parasal gevşeme daha da hızlanarak devam edecek. Öte yandan ellerinden geldiğinde enflasyonu düşük tutmaya çalışacaklar laf ile. Doğrusu da budur zaten. Eğer FED bugün bu şekilde değil de bizim merkez bankası gibi yürütseydi bu süreci, ABD’deki enflasyon %7 değil %17 olurdu. Bunun olmadığını yani %17 enflasyonu görmediğimiz için, bu zaten hiç olmadı veya olmayacaktı sanıyoruz. Halbuki ekonomi yönetimi böyledir, engellenen şeyin ne kadar engellendiği ölçülemez. Bu eve alarm taktirmaya benziyor. Alarmin ışığı yüzünden mi hırsız cayıyor yoksa eve gerçekten hiç mi hırsız uğramıyor bunun bilinememesi gibi bir durum bu. Fakat bunun yanı sıra bizim merkez bankamız ise ne yapacağını saf gibi söyleyip başına bütün akbabaları, köpekbalıklarını topluyor. Piyasayla sonsuz para basma hakkı olan FED bile uğraşamaz. Çünkü sonsuz para demek hiç para demek. Bunun ayarının tutturulması lazım. Bu da tamamen zekice politikalar ve laflı telkin ile olur. Merkez bankası yönetiminin %80’i belki public relations‘dan geçer, yani halkla ilişkiler, ekonometriden değil. Bugün TCMB’nin yaptığı şey penaltı atışında, kalecinin, “ben sağa atlayacağım ha ona göre” demesinden hiçbir farkı yok. Yapılan şeye isim takmaya da gerek yok gayet açık işte analoji gayet net anlatıyor kendisini. Faiz indirimlerinden daha çok yapılan açıklamalar zarar veriyor ekonomiye, ben buradan uyarayım da uymak devlete kalsın. Hep diyorum, ben ülkemi seviyorum, devletimi de ayrı seviyorum. Hiçbir zaman da kendi hatalarımın sorumluluğunu devlete atmadım. Türk insanının bir problemi de budur. Sen eğitim hayatın boyunca hiçbir şey yapma daha sonra da ekonomik durumun bozuk olunca devlete kız. Ne ala memleket yani. Ne bekliyordun? Ha bunu toparlama imkanın da var hayat bu illaki tek bir yol yok fakat onu da yapmıyorsun. Bu tür insanların bu şekilde iyi bir hayat yaşama ihtimalleri yok. Zaten dediğim gibi ABD’de olsa sokakta yaşarlar ve kısa zamanda da ölürler soğuktan vs. bu dünya’nın her yerinde böyledir. Çalışmazsan ölürsün.

TCMB tarafında ise ilk aşamada yapılacaklar aslında çok kolay. Evet Türkiye büyük bir işe kalkıştı bu yolda ilerlemek ciddi bir irade ve dayanıklılık istiyor. Türkiye’nin ekonomik durumunu bu yolu yapmaya yetecek mi ben açıkcası emin değilim. Fakat bu moral bozmasın, böyle konuşmamın sebebi de elimde yeterli bilgi olmayışından kaynaklanıyor. Fakat TCMB’nin bu yapmaya çalıştığı şeyi çok daha iyi şekilde halka anlatmak zorunda. Bıkmadan, usanmadan, kim ne anlar hesabı yapmadan, yapacaklarını izah etmeliler. Bunun yerine taktiksel olarak yapacakları şeyi söylüyorlar ve bu da yurtdışındaki traderlara resmen açık kapı bırakmak gibi oluyor. Bunun yerine halka eğer anlatılırsa ne yapılmaya çalışıldığı ve buradan internal tradging denen içerden bilgi alınarak ticari fayda elde etme benzeri durumlara mahal verecek aksiyonların önüne geçilirse bu süreç daha sağlıklı ilerler. Yoksa normalde ortada olmayacak bir problemi de problemler sepetine eklemiş oluyoruz bu şekilde.

Written By

Vitruvius Kadını

1 Comment

1 Comment

  1. Pingback: Tarım Dışı İstihdam Verisi Aslında Ne Demek? - Post Evre

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

.

Bunları da beğenebilirsiniz

Econ 101

Enflasyon hakkında konuşmadan önce aslında nominal varlık – reel varlık nedir bunun bir ayrımını yaparak başlamak gerekiyor. Nominal varlık nedir diye anlatmadan önce de...

BIST

Geçtiğimiz sene 2021 ve hatta 2020‘nin devamı gibi olduğu için 2020‘den bu yana düşünmek daha doğru olacaktır, dünya borsalarında ilginç hareketler gördük. Bundan tabii...

Ekonomi

Türkiye’de konservatif kapital, yani konservatif kafanın, zihniyetin elindeki sermaye 21. yüzyıl ideallerini anlamanın çok uzağında olduğundan kendisini 21. yüzyılın ikinci yarısına atmayı başaramayacak. Bunun...

Felsefe

Klasik dönem felsefecilerinden Platon ve Aristoteles‘in insan-topluluk-devlet anlayışı üzerinden siyaset nedir, neden yapılır, neden yapılmalıdır gibi konuları konuşacağımız bir yazı olacak. Bunu anlatırken de...

Finans

Bu yazı daha önce başka bir yerde yayınlanmamış, direkt olarak Postevre’ye yazılmış bir yazı olacak ve konumuz da DeFi yani Merkeziyetsiz Finans. DeFi denen...

Econ 101

Enflasyonist ortamda paranın değerini korumak için yapılması gerekenler tarafında bu sefer daha özele inip borsa yatırımı enflasyonist ortamda iyi bir fikir midir konusunu tartışmamız...

Econ 101

Merkez bankaları bulundukları ülke piyasanın sorunsuz işlemesi için gerekli para arzını ve akışını kontrol eden bağımsız kurumlar olarak ortaya çıkmışlardır. Bu yazıda merkez bankacılığı...

Sosyoloji

Politikayı küçümseyen ya da bir kenara koyan her birey profesyonel hayatında kaybetmeye mahkumdur, hadi hadi kayıp demeyelim de büyük bir potansiyelin kaybı diyelim buna....

Sitemizde bulunan toplam yazı sayısı: 54