Connect with us

Hi, what are you looking for?

Ekonomi

Okunma Süresi: 8 Dakika

Türkiye’nin Holdingleri

Türkiye’de konservatif kapital, yani konservatif kafanın, zihniyetin elindeki sermaye 21. yüzyıl ideallerini anlamanın çok uzağında olduğundan kendisini 21. yüzyılın ikinci yarısına atmayı başaramayacak. Bunun en büyük örneklerinden birini de Sabancı Holding üzerinden vermek mümkün. Muhtemelen önümüzdeki 50 yıl içerisinde bugün Türkiye’nin en büyük holdinglerinden biri olan Sabancı Holding yok olacak. Bugün Amazon’un kurucusu Jeff Bezos dahi “Amazon bir gün batacak” diyebiliyorken, Sabancı Holding’in ilelebet var olacağını düşünmek çok safça olurdu. Bunun hemen üstüne Koç Holdingi de koyabiliriz. Koç Holding nispeten biraz daha profesyonel bir yapıya sahip gibi görünse de birbirlerinden çok da üstün değiller bu 21. yüzyıl saiklerini sindirmiş olma konusunda. Aksi olsaydı sanırım Koç Holding ne TÜPRAŞ’ı satın alırdı ne de milyarlarca dolar yatırım yapardı. Onun yerine pil fabrikası yatırımı yaparlardı ve sermayelerini 21. yüzyılın ikinci yarısına taşımayı garantilerlerdi ve hatta belki varlıklarını katlarlardı. Bugün Koç Holding 2021 yılını belki 10 milyar TL üzeri bir net kâr ile kapatacak. İşte topu topu 1.5 milyar dolar bile etmiyor. Üretim yapan şirketler barındırıyor içinde enflasyon farkı sayesinde yazılan yüksek kârlar vs fakat sonuç 1.5 milyar dolar bile değil. Amazon’un 2020 net karı 16 milyar dolar civarında. Yaptıkları yatırım ise onlarca milyar dolar. Bir yanda tek bir şirket bir yanda bir holding. İçinde otomobil fabrikaları, petrol rafinerileri, beyaz eşya fabrikaları, savunma sanayii ürünleri üreten fabrikalar ve nicesi var. Öteki tarafta ise tek bir şirket. Sabancı Holding ile kıyaslandığında en azından Koç’un çağı yakalayan 4IR fabrikası var. Türkiye’de Batı standartlarına en yakın kuruluş benim gözümde OYAK şirketler grubudur. Koç ve Sabancı holding ile kıyaslandığında fersah fersah daha iyi yönetilen bir yapı görürüz fakat OYAK dahi bugün 21. yüzyıl saiklerine uygun bir iştigal alanı içinde değil, böyle bir yatırımı da yok. Çimento üretiyor, demir-çelik üretiyor, en teknolojik otomobil fabrikası var o da yine başka bir markanın lisansı altında içten yanmalı motorlu otomobiller…

Bir bakışta Türkiye

Türkiye hakkında hiçbir şey bilmeyen bir yabancı Türkiye nasıl bir ülke diye bir yaptığı zaman ortaya çıkan sonuç şöyle bir şey:

  • Yarı totaliter, hibrid bir rejimle yönetilen devlet
  • Ağır sanayi hamlesini tamamlayamamış
  • Gelişmekte olan bir ekonomi

Türkiye ekonomisinin en büyük çarkları neler diye bakıldığında:

Sanayi üretimi

  • Makina-otomotiv
  • Tekstil
  • Savunma sanayii
  • Tüketici elektroniği-beyaz eşya
  • Demir-çelik

Hizmetler

  • Turizm
  • Taşımacılık
  • Komunikasyon
  • Sağlık
  • Finans

Toplam hasıla gibi rakamlarla ifade edilen verilerden bu seferlik uzak duracağım. Çünkü burada kurulu sanayi ve hizmet sektöründen konuşacağız aslında hard ekonomi konuşacagız. Bu yukarıda genel olarak sıralanmış sektörlerde hangi şirketler iş yapıyor diye baktığımızda, Koç Holding, OYAK Grup, sonu -san ile biten, Roketsan, Aselsan, Havelsan, Barutsan, bilmem nesan gibi savunma sanayii şirketleri ve türlü değişik bir anda ortaya çıkan -özellikle rövanş siyaseti sonucu devlet iteklemesi sonucu anca serpilen bazı şirketler- filan var işte. Bunların hiçbiri ama sonuçta, yüksek teknoloji üreten ya da bu alanda araştırma yapan şirketler değil. Bunlar ya 20. yüzyıl ürünleri üretirler, örneğin demir-çelik, çimento, maden vs. ya hizmet üretirler ya da perakendecilik yaparlar. Kısacası dünyanın ortak mirasına katkıda bulunacak herhangi bir aksiyonları yoktur o yüzden de zaten ihracat gibi bir amaçları yoktur neredeyse. Çok temel şeyleri ihraç ederler, özellikle Avrupa’nın pis ya da çok tehlikeli bulduğu sanayi alanlarını tamamen Türkiye’ye ittirmişlerdir. Bu şekilde dünyanın en büyük ekonomilerinden biri olmaya çalışmak beyhude bir uğraştır. Bakıldığı zaman Çin bile bugüne 20 senede aşırı ucuz işgücünü kullanarak geldi ve fakat hala ABD’yi toplam hasıla rakamları kıyasında geçebilmiş değil.

Sabancı Holding

Sabancı Holding’in en temel ve güçlü şirketlerine baktığımızda genellikle perakendeci olduğunu görürüz. Yüksek teknolojili bir üretimleri yoktur Sabancı Holdingin vardıysa da sattılar Sasa satıldı gerçi Kordsa var hala ama böyle gürül gürül fabrikalar değil. Kısacası her parası olan iş insanının yapabileceği şeyi yapar Sabancı Holding. Kendi içerisinde de iyice hantallaşmış vaziyette ve grubun en değerli ismi Güler Sabancı. Güler Sabancı Türkiye için çok ilerici ve Batı’ya dönük bir iş insanı olabilir fakat çağın gereklerini de yakalayamamış bir yönetici olarak, alttan yetişen parlak bir isim de henüz göremedik. Tüccarlık ile gelinebilecek noktaya zaten 2000’li yılların başında geldiler. Görüyoruz ki tüccarlığın iş yapma yöntemleri değişmekte ve hatta çoktan değişti. Konvansiyonel ticaret yani mağazacılık ile ayakta durmaya çalışan bir holdingin de heralde önümüzdeki 50 yıl içerisinde operasyonlarını bir anda yüksek teknoloji üreten bir hale gelemeyeceği de çok açık.

Tesla’nın kendi arabasını kendi satması, acente yöntemini kullanmaması vs gibi metotlar önümüzdeki yeni yılların ticaret yöntemleri olacak. Kısacası bu yöntemler ortadan aracıyı kaldırmakta. Malını baştan sona kendi üreten biri, malın dağıtımını ve satışını da kendisi yaptığı zaman bütün operasyon başından sonuna kendi elinde olduğu için aradan kaçak yapacak komisyoncu tırtıklanmalarına yer bırakmıyor oluyorlar. Bu mantıkla, diğer büyük üreticiler de benzer şekilde kendi ağlarını kurma yollarına gidecekler zaten o veya bu şekilde. geriye markasız ürünlerin dağıtımı kalacak ki bunlar da işte büyük kargocular, Alibaba ve Amazon gibi devler tarafından gerçekleştirilecek.Peki burada Sabancı holding gibi Türkiye için görece büyük gruplar ne yapacak? Çok doğal bir şekilde yok olacaklar. Sadece Tesla örneği yok elimizde, aynı şekilde Apple, Samsung, Breville, LG, Sony gibi üreticiler de söz konusu. Bunlar arasında benim en başarılı gördüğüm: Apple, Samsung, LG ve Breville. daha sonraları bu tür ticaret yöntemini daha da iyi benimseyeceklerini düşünüyorum. Konvansiyonel mağazacılığın yavaş yavaş sonuna gelmeye başladık. Konvansiyonel mağazalar belli ki sadece lüks tüketim için kalacak gibi görünüyor.

Koç Holding

Koç Holdingin beyaz eşya, otomotiv ve enerji tarafındaki üretimleri nispeten Sabancı Holdinge göre kendisini çok daha iyi bir yerde konumlandırıyor. Beyaz eşya ve kahverengi eşya denen şeylerin önümüzdeki yıllarda (en azından bir 20 sene) daha üretileceğine eminiz. Öte yandan enerji sektöründeki şirketleri Aygaz, TÜPRAŞ gibi şirketler yine belli ölçüde gelecekte hala ihtiyaç duyulacak olan şirketler fakat büyüme konusunda aynı şeyi söyleyemeyiz. Kapitalist ekonomide büyüyemeyen bir şirket aslında kendi varlığını geleceğe taşıyamıyor demektir. Ford kamyon fabrikası, Otokar, Karsan ve Türk Traktör gibi şirketler yine Koç Holding bünyesindeki önemli ve geleceği olan şirketler. Bunun yanı sıra Sabancının 2015 civarı otomotiv sektöründen çıkışı da aslında komisyoncu olarak yeteri kadar para kazanmadığını düşünmesinden kaynaklı. Temsa ortalıkta yok. İş makinası satan bir şirketti daha çok zaten. biraz önceleri de Mitsubishi’nin otobüslerini satarlardı. Maraton ve Prenses diye. Türkiyede üretilen iki adet otobüs idi. Sabancı Holdingin üretim denebilecek yaptığı bir diğer şey ise çimento olarak gözümüze çarpıyor. Akcansa, (eskiden Ak çimento fabrikası vardı gerçi hala olarak Mimaroba’da mı Sinanoba’da mı ne, yazlığa giderken çocukken ben Kumburgaz’a önünden geçerdik o fabrikayı görmek hoşuma giderdi bu böyle kısa bir anı olarak dursun burada) ve Çanakkale çimento fabrikalarını satın alıp birleştirip Akçansa kurulmuş oldu. Bunun yanı sıra Batıçım (İzmir’de yanlış hatırlamıyorsam), bağlı iştiraki Batı Söke çimento sanayii ve Çimsa çimento şirketleri yer alıyor. Bir nevi bir kaç çimento fabrikası ile Türkiye’nin muhtelif yerlerinde çimento talebini kendi arzı ile karşılamaya çalışıyor. Bakın kendi arzı lafını kullandık burada. Yani çimentoyu da Nalbursa gibi bir şirketle Nuh çimentodan alıp satabilirdi. Belki gelecekte yapabilir bilemeyiz.

Çimento grubu denilince akla Oyak Çimento Grubu geliyor doğal olarak. benim tahminim Oyak Çimento Grubu Sabancı’nın fabrikalarını önümüzdeki 15 yıl içerisinde hepsini satın alacağı yönünde. Adana çimento, Mardin çimento, Bolu çimento, Ünye çimento (bir aralar %40’ı Nuh çimentonundu hala öyle midir bilmiyorum.) ve bünyelerine kattıkları Aslan Çimento. Aslan Çimentoyu satın aldıklarında çok sevinmiştim. Lafarge biliyorsunuz Fransız çimento şirketi, bu Irak ve Suriye’de konuşlanan terör örgütünün tahkimatlarının betonunu veren çimento grubudur. Ultra yüksek dayanımlı çimentoları yaklaşık 150 Mega-Pascallık tek eksenli basma dayanımına sahip betonları ile çok ciddi tahkimatlar yaptılar. Fakat TÜBİTAK-SAGE’nin geliştirdiği kaya delen füzeler ile bu tahkimatlar imha edildi. Aslına bakarsanız o tahkimatların bu kadar kolay tahrip edilemeyeceği öngörülüyordu Batı bloğu tarafından. Tahkimatların kalınlıkları tam olarak TÜBİTAK’ın lanse ettiği (kaya delen bombaların nufüz derinliği rakamları) değerlere göre tasarlanmıştı. Bu tesadüf değil tabii ki fakat o tahkimatlar hızlı bir şekilde yok edildiği zaman, 5 gün sonrasında Pompeo ve Pence Türkiye’ye geldiler, çünkü o bombaların nufüz derinliği az söylemişti. Pence Trump’ın yardımcısı, yani Obama ve Joe biden gibi yani, Pompeo da dış işleri bakanı, onu da Kofi Annan gibi düşünün işte. Her neyse, Aslan çimentonun satın alımı bu işten tabii ki çok daha önce fakat ben nedense Lafarge’i sevmezdim öteden beri.

Koç Holding’ten çok umutluydum, fakat, Türkiye’nin büyük bir kaybı olduğuna inandığım, Mustafa Koç’un ölümü, holdingin belki de makus talihinin başlangıcı oldu. Görüyoruz ki, Ali Koç’u Koç Holding içerisindeki akıl aynı babasının Yıldırım Ören’i şirketlerinden uzak tuttuğu gibi, benzer şekilde uzak tutuyor mudur nedir anlayamadım. Bundan yaklaşık 10 sene önce filan, bir iktisat doçenti ile konuşurken, kendisi TÜPRAŞ ile çalışıyordu, (kendisi ile tanışma şeklim de ayrı bir tesadüf) Mustafa Koç’un gerçekten çok vizyoner bir yönetici olduğunu, TÜPRAŞ’ın CEO’luğunu Koç Holding CEO’luğu için bir hazırlık gibi düşündüklerini belirtmişti. TÜPRAŞ’ın yönetiminin oldukça hızlı kararlar alabildiğini şirket bünyesinde direkt olarak bağı olmayan ama olan bitenden de haberi olan güvenilir bir kaynak olarak gördüğüm için de açıkçası hoca’nın dediklerine güveniyordum.

Koç holding aslında burada Sabancı holding’e göre iyi sadece, yoksa bu iki grubunda yeni dünyanın ihtiyaçlarını anladıklarını düşünmüyorum. O kadar parası olan insanların yeni dünya ihtiyaçlarına hizmet sunacak yatırımlarda bulunmaması çok garibime gidiyor. Bu korkaklık, çekingenlik her ne ise er ya da geç yok olmak ile cezalandırılmalarına sebep olacaktır. Buna benzer bir hikayeyi bütün dünya Nokia vakası ile anladı. Tarihin çok cep telefonu modeli üreten ve satan şirketi, bir tek telefon modeline yenik düştü. Burdaki olay tabii ki o telefonun sadece dizaynı ile alakalı değildi. Arasındaki teknoloji belki 10 yıl fark atıyordu ve kabiliyetleri fersah fersah ötedeydi. Bu telefon hepinizin bildiği gibi Apple’ın iPhone denen akıllı telefonuydu. Bu telefon tabii ki çok pahalı olacak. Bir kere kendi türünün ilk örneği. Ondan sonra yapılan telefonların kamerasının daha iyi olması, onları iPhone’dan daha iyi yapmıyor işte. Yapamıyor! O telefonun arkasındaki insan-saat yatırımı ve para yatırımı çok daha fazla. Bir şey size anlatıldığında çok basit gelebilir. Fakat ortada o yokken o şeyi keşfetmek çok zordur. Bu eğer bir fikir düzeyinde olacaksa, Daron Acemoğlu’nun ekonomi ve demokrasi ve özgürlükler ile ilişkisi teorisini ortaya attığı The Narrow Corridor isimli kitabında anlattıklarını örnek vermek çok yerinde olacaktır. Kitapta yazılanları anlamak çok rahat, öte yandan, insan “e tabii ki öyle olçak” diyor. Fakat bunu Daron Acemoğlu anlatmadan önce bu derece dillendiren ve derleyip toparlayıp teorize eden biri çıkmadı. Bu da Daron hoca’ya muhtemelen önümüzdeki 5 yıl içerisinde (benim umudum o yönde) Nobel ekonomi ödülü’nü getirecek. Daron Hoca’nın dediklerini çok iyi anlayan ve bunu öğrencilerine anlatan xx Hoca’ya verilmeyecek Nobel ödülü. O hocaya belki çok iyi ders anlatan hoca ödülü verilebilir. Benzer şekilde de iPhone için de bu analojiyi kurabiliriz. Bu yüzden de Samsung daha iyi, Xiaomi almayan akılsızdır, Apple alan salaktır gibi lafların temeli olmayacak tabii ki de.

Nokia örneği ve kaçınılmaz değişim

Nokia’nın batışı bize şunu söylüyor: Sabancı Holding’i zaten saymıyorum artık, muhtemelen paraları yeni dünyada zengin olmalarını sağlayacak yatırımı yapmaya yetmeyeceği için çoktan yok olma yoluna girdiler de, benzer şeyi eğer Koç Holding kendi bünyesine de sıçradığını farketmezse, muhtemelen o da önümüzdeki 50 yıl içerisinde varlığını bu şekilde koruyabileceği meçhul gibi görünüyor.

Bunları konuşmamızın sebebi, Koç Holding ya da Sabancı Holding dedikodusu yapmak değil, ya da işte zenginin mali züğürtün çenesi olayı değil, bu gibi şirketler davranışları bir yerde Türkiye’nin ekonomisinin gidişatını gösteren indikatördür. Türkiye teknolojisini nasıl geliştirecek? Eski para sahiplerinin yaptığı yatırımları görmek bir indikatör olacak tabii ki de. Fakat bu açıdan baktığımızda, durum çok da parlak görünmüyor. Bunun yanı sıra, daha önce hiç duymadığımız bazı şirketler kuruluyor, bazı teknolojiler geliştiriliyor bunlar da çok güzel haberler olarak insana umut veren şeyler. Bu tür hareketler Türk borsasının da trafiğini arttıracak şeyler. Güçlü borsa daima güçlü ekonomiyi de peşinden getirir. Aslında bu bir tür vicious circle diyebiliriz. Yani hangisi hangisini etkiler belli değildir ama birbirlerinden çok etkilendilendikleri de kesin. Bu iki grubun bünyesinde olmayıp da fanboyu olan karakterleri bir kenara atarak konuşursak, (bünyesinde yer alanlar, sonuçta oradan para kazanıyolar kendi şirketlerini korumaları çok anlaşılır bir şey), bu şirketlerin basit yollardan para kazanma arzuları kendi sonlarınu getirme riskini katlamakta, bu yüzden bizler de bu durumun farkında olup, bu fırsatı değerlendirmeye çalışmamız gerekiyor. İyi bir öngörü ve yeterli tecrübe ile, çok büyük işler yapılabilir. bunu da unutmamak lazım. Asıl sermaye olan akıl ve tecrübe ve öngörü yeteneği dolayısıyle vizyon gibi unsurların yeti ve yeteneklerin paradan çok daha etkili olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Türkiye’nin yeni nesil girişimci nosyonunu edinebilmiş evlatları geleceği bu gibi hantal holdinglerin elinden alıp kendi ellerinde şekillendireceğini göreceğimize olan inancım git gide artıyor. Bir güzel gitmeden ötekisi gelmezmiş.

Written By

Vitruvius Kadını

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

.

Bunları da beğenebilirsiniz

Econ 101

Enflasyon hakkında konuşmadan önce aslında nominal varlık – reel varlık nedir bunun bir ayrımını yaparak başlamak gerekiyor. Nominal varlık nedir diye anlatmadan önce de...

BIST

Geçtiğimiz sene 2021 ve hatta 2020‘nin devamı gibi olduğu için 2020‘den bu yana düşünmek daha doğru olacaktır, dünya borsalarında ilginç hareketler gördük. Bundan tabii...

Finans

Bu yazı daha önce başka bir yerde yayınlanmamış, direkt olarak Postevre’ye yazılmış bir yazı olacak ve konumuz da DeFi yani Merkeziyetsiz Finans. DeFi denen...

Felsefe

Klasik dönem felsefecilerinden Platon ve Aristoteles‘in insan-topluluk-devlet anlayışı üzerinden siyaset nedir, neden yapılır, neden yapılmalıdır gibi konuları konuşacağımız bir yazı olacak. Bunu anlatırken de...

Econ 101

Enflasyonist ortamda paranın değerini korumak için yapılması gerekenler tarafında bu sefer daha özele inip borsa yatırımı enflasyonist ortamda iyi bir fikir midir konusunu tartışmamız...

Econ 101

Merkez bankaları bulundukları ülke piyasanın sorunsuz işlemesi için gerekli para arzını ve akışını kontrol eden bağımsız kurumlar olarak ortaya çıkmışlardır. Bu yazıda merkez bankacılığı...

Sosyoloji

Ta en başta söyleyeyim bu bir fütürizm yazısı değildir, fütürizmi 21. yüzyıl kıraathane muhabbeti olarak görüyorum. Ne o öyle yok sene 3487, galaktik otobanlar...

ABD

Öncelikle bir anahtar sözcük vereyim, bunu Google’da İngilizce aratırsanız eğer, konunun ne kadar önemli olduğuna dair, eğer yoktuysa, bir farkındalık gelişecektir, hali hazırda bir...

Sitemizde bulunan toplam yazı sayısı: 51