Connect with us

Hi, what are you looking for?

subversion nedir

ABD Siyaseti

Okunma Süresi: 6 Dakika

Subversion – Gayri-nizami Harb

Subversion

Subversion denen şeyi sözlük çevirisi ile Türkçeye getirdiğimiz anlamı kesinlikle hiçbir şey anlatmaz bize. Bunun daha çok nasıl ifa edildiğini belki gördükçe subversion denen şeyin nasıl bir şey olduğunu, nasıl bir aktivite olarak nerelerde kimlerin yöntemi olarak kullanıldığını anlamak mümkün oluyor. Subversion denen şey genel olarak literatürde irregular warfare diye adlandırılan, Türkçemize de aslında çok iyi şekilde çevrilmiş olan gayri nizamı harp çatısı altında kullanılan yöntemlerden biridir. Çok kabaca ne olduğunu anlatabilmek adına: sıcak savaş yerine konulan bütün espiyonaj, iç karışıklık, medya manipülasyonu, toplumun gerginliğini tırmandırma, güvensizlik aşılama, inanç zayıflatma, korku yayma gibi sonuçlara sebep olacak akla gelecek her türlü fitne ve fesat subversion emelinin birer edevatıdır. Bunun üç temel seviyesi var:

  1. seviye: Propaganda- açıkça yapılır
  2. seviye: Dezenformasyon- gizli yapılır
  3. seviye: Nümayiş- açıktan, gizliden fark etmez

Propaganda

Propagandanın ne olduğunu artık bilmeyen kalmadı. Bunun için daha önceki yazılarda da önerdiğim Edward Bernays’in propaganda adlı kitabı çok ufuk açıcı olacaktır. Propagandanın aslında en başarılı şekilde kullanıldığı ortam alman coğrafyası ve ulusudur. Daha doğrusu oradan peyda olmuştur. Daha sonra tabii ki bunun gücünün çok etkili olduğu fark edilmesiyle beraber bunu becerebilen herkes tarafından kullanılmaya başlandı. Bugün Türkiye’de de özellikle propaganda makinası çok kullanılan bir şey. Fakat Türkiye’deki iktidarın yanıldığı bir nokta zaten bu yanılgı onların sonunu getirecek, propaganda olmayan şeyi var etmez. Yani siz çok iyi bir propaganda ile süreci belki yönetebilirsiniz fakat o süreç sonunda halktan illaki “E hani nerede?” sorusu gelecektir. Propaganda üzerine propaganda kendi inanılırlığını da zamanla törpüleyen bir durumdur. Güveni öldürür ve sonuçta yalancı çoban durumuna düşersiniz. Propaganda nerede faydalıdır? Yapan açısından yani nerede faydalıdır? Propaganda yaparken yanında bir şeylerinde yapılıyor olduğu zaman ise yarıyor. Yoksa propagandanın olmayan bir şeyi var etmesi gibi bir durum söz konusu değil. Bunu tartışmaya da gerek yok zaten böyle yapanlar sonucunu kendilerini görecekler.

Dezenformasyon

Dezenformasyon ise devreye propagandanın azdırıcı, harlayıcı yakıtı olarak giriyor. Propagandanın artık iyiden iyiye yalana dönüştüğü yerde bu yalanı destekleyici her türlü tantana bu dezenformasyon aracılığıyla yapılıyor. Bugün Türkiye için örnek vermek gerekirse A Haber’in yaptığı da Nevşin Mengü ve Ruşen Çakır gibi gazetecilerin yaptıkları da aslında çoğu alanda dezenformasyon yayma aracı olarak düşünülebilir. Örneğin bir anda bir ülkeye milyonlarca yabancının girmesini sadece insan hakları çatısı altında insanların vicdanlarını suistimal ederek konu ele almak bir propagandadır ve bunu destekleyecek şeylerin de gündemine alması dezenformasyondur. Çok temel ve basit bir şey, Dünya’nın hiçbir ülkesi bir anda kendi ülkesini ve milletini milyonlarca yabancı insana maruz bırakmaz. Bırakamaz. Devlet denilen şey bir şirket değildir, devlet denilen şey o devleti kuran insanların bir araya gelip yaptıkları bir organizasyondur. Yani premodern için konuşalım, biz 5000 kişi bir araya geliyoruz ve kendimize güvenli bir alan oluşturmaya çalışıyoruz. Önce bir alan çeviriyoruz, sonra içeride uyulması gereken kurallar koyuyoruz. İş bölümü yapıyoruz. Bir düzen kuruyoruz. Bu nizamı korumak için verilen çaba devlet çatısı altında yapılır. Yani oradan biri çıkıp derse ki “Ya şu karşıki dağlarda 2 bin kişi daha var onları da alalım.” neden diye sorulur? O alanı siz yaşanır hale getirmişsiniz çalışmışsınız çabalamışsınız. Niye başkası gelip orada sizin emeklerinizin üzerine bedavadan konabilsin? Ne şans ne talihtir bu böyle yani?

Başka bir örnek olarak ailenizi düşünün. Kendinize bir aile kurmuşsunuz yıllarca okuyup, çalışıp çabalayıp. Eşiniz çalışıyor, siz çalışıyorsunuz, bebekleriniz oluyor, onları büyütüyorsunuz, okutuyorsunuz, onlar artık hayata başlayacaklar, birikimlerinizi onlar üzerine harcama vakti gelmiş, hop oradan alt kat komşusu bir gün eve giriyor, sizinle aynı masaya oturuyor, kendi masraflarını sizden istiyor filan. Bunun insan haklarıyla ne alakası var? Burada insanların duyguları suistimal edilerekten bir operasyonun parçası görevini görüyorlar. Çok ilginç ülkenin hem muhalif kesimi hem de iktidarı bu konuda bir araya geldi. Halk ise bambaşka bir şey istiyor. Görülüyor ki ülkenin siyasileri ülkenin menfaatlerine zaten çalışmıyor. Ne muhalefeti ne de iktidarı. Çünkü bunları yurtdışı fonları yönetiyor. Zaten bu da işte bir subversion tekniğidir.

Nümayiş

Nümayiş kısmı da bu işin artık son raddesi. Ülke içindeki insanlar kutuplara ayrılıp, daha sonra toplumsal fay hatları tetiklenip içe bir araya gelmez hale getirilip, bu taraflardan daha azınlık olanlarını, çünkü azınlıklar daima daha dengesiz ve kararsızdır, gazlayıp, silahlandırıp nümayiş çıkarmalarına yardımcı olma faaliyetidir. İşin bu raddesi artık sıcak harp ile aynı derecede düşmanlık barındırır. Sıcak harbin yapılmamasının tek nedeni sıcak harbin çok daha pahalı olmasıdır. Açıkça bu şekilde ülke içindeki bazı grupların silahlandırılıp müesses nizam üzerine gönderilmesi karşı tarafında diplomatik açıdan bir beklentisinin olmadığı durumunu teşkil eder. Bunun cephe savaşından hiç farkı yoktur, tamamen aynı kefede değerlendirilir. Yani bugün ABD’nin Türkiye’nin güneyinde aldığı bu aksiyon aslında Türkiye ile savaşmak daha az masraflı olacak olsaydı, direkt olarak ABD Türkiye’ye harp edeceği bir durum olacaktı. Fakat bunun çok pahalıya patlayacağı hesabı üzerine ABD bu yolu tercih etmiyor, bir yandan hem usulen de olsa diplomatik kanalı da açık tutuyor (halbuki hiçbir anlamı yok) fakat aksiyonlarını da göstere göstere yapıyor. Kısacası ABD Türkiye’nin parçalanması için çalışıyor. Bunun harpten hiçbir farkı yok. Bunlar literatürde kitaplarda aynen bu şekilde yazılı.

Bu subversion denen şeyin en hararetlisini aslında biz soğuk savaş olarak biliyoruz. Soğuk savaş baştan aşağı seviye 3 subversion denen şeydir. İki ülke de alenen birbirine düşmandır. fakat harp edildiği zaman bu iki ülkeyle beraber nerdeyse bütün dünya da yok olacağından (mutual assured destruction) bu iki ülke bunun kabulü ile beraber soğuk savaş denen şeyi yaptılar ve bu savaş da fiilen Sovyetlerin yıkılması ile bitti. Bakın bunlar böyle “2003’te çok fena kar yağmıştı hatırlıyor musun?” gibi algılanacak şeyler değil. Subversion sonucunda Sovyetler yıkıldı. Yıkıldı yıkıldı! Koskoca Sovyetler dağıldı. Yani şöyle izah edeyim, ABD’nin Türkiye üzerinde bugün uyguladığı üçüncü seviye subversion eğer bir gün başarıyla son bulacaksa, Türkiye de işte belki üçe ayrılacak. Güney bölgesi Kürt bölgesi olacak, Doğu’dan Ermeniler muhtemelen biraz bir şeyler alçak. Yani bugünkü Türkiye haritasından güneydoğu Anadolu ve doğu ana doluyu çıkarın öyle bir ülke kalacak elde. Tabii ki o moral bozukluğu ile daha başka nereler gider bilemiyoruz. Bu parçalanışlar öyle hiç topla tüfekle olmuyor. Kan dökülmüyor. Bir gün uyanıyorsunuz sabah “Aa, Güneydoğu Anadolu başka ülke olmuş!” diyorsunuz. Hiçbir şey yapamazsınız. Bugün Türkiye’nin gidişatı bu yönde. Bu konuyla iktidarın iyi baş ettiğini düşünmüyorum, çünkü cumhurbaşkanının bile isteye ülkenin vatandaşlarının yarısını insan yerine dahi koymayışı durumu bu vaziyete getirdi. Futbol maçı yapar gibi siyaset yapılırsa bunun bedelini halklar öder. Cumhurbaşkanına bir şey olmaz. O hayatını lüks ve sefahat içinde geçirdi. Keza şürekâsı da öyle. Herkes hayatından memnun. Bunun bedelini halk öder, bunun böyle olduğunu tarihten görüyoruz. Kötü yönetilen bir ülkenin tesadüfen gelişmiş bir ekonomi olduğunu yazan bir yer görmedim ben şimdiye kadar. O yüzden defalarca kez tekrar ettiğim gibi halkın bu işi ciddiye alması gerekiyor ve üzerine düşen vatandaşlık görevini yapması gerekiyor. Bu da tamamen demokratik değerlere sahip çıkaraktan bu kötü gidişatı seçimlerde cezalandırmaktır. Bunu yaparken de ayrılıkçı aksiyonlara girmeden, itidalli davranarak, olabildiğince çevresini olan bitenden haberdar etmek usulüyle hareket etmelidir. Bakın çevresini ikna etmek demiyorum, siz haberdar edin sadece, onlar ikna olacaksa olurlar. Zamanla da olurlar zaten. Üzerlerine giderseniz reaksiyon ile karşılaşırsınız. İnsan davranışı böyledir.

Yukarıda sıcak bir savaşın mantıklı olmadığından dolayı bu yöntemin tercih edildiğini söyledik. Buradan çıkacak sonuç da subversion denen şeye maruz kalan ile bunu uygulayanın aslında düşman oldukları hakikati üzerinde yükseldiğini vurguladık. Dahası, bu iki taraf arasında da aslında gelecekte diplomatik esaslar ile kesinlikle anlaşmaya varılamayacağının da göstergesi olduğunu söyledik. Yani yarın karşımıza öyle şeyler gelecek ki bunların diplomasi ile çözülmesi imkânsız olacağı şeyler olacak. Bu noktada da kırmızı çizgi geçildiği anda iki ihtimal kalıyor geriye. Birinci ihtimal: subversion politikaları uygulayanın “Tamam burası onların kırmızı çizgisi, bundan sonrası sıcak harbe girer artık.” diye durumu ele alıp bir adım geri çekilmesi, ikinci ihtimal de bunu bu şekilde değerlendirmeyip, olayların tırmanmasına müsaade etme yönünde olabilir. Eğer bu da sıcak savaş ile son bulacaksa o şekilde son bulur. Buna müsaade edildiği noktada da şunu unutmamak gerekir, demek ki artık sıcak harp, subversiondan pahalı halde değildir, yani karşı taraf bunu sıcak harp ile daha kolay halledeceğini düşünür vaziyete getirmiştir durumu. Örneğin, bugün İngiltere ile Rusya Karadeniz’de benzer takışmalara giriyor, Rusya’nın kırmızı çizgisi belli, İngiltere ise karşı tarafı çok ciddi olarak sınır uçlarına dokunmak suretiyle kışkırtıyor. Burada eğer bir savaş olacaksa bilin ki Rusya bu savaşı kaybedecektir. Şimdilik bu savaş çıkarılmıyor çünkü bu durumun bu şekilde yüksek gerginlikte devam ettirilmesi Rusya’nın daha çok aleyhine. Rusya hem gergin hem çok para harcıyor dolayısıyla dayanma gücü bir noktada düşecek ve o anda da asıl öldürücü darbe gelecek. Burada konu egemenlik normuna geliyor. Westphalia mutabakatı egemenlik normunun adının konduğu yer olarak tarihte yerini almıştır. Bugün ise egemenlik siyah beyaz gibi ya egemensindir ya da egemen değil noktasında değildir. 21. yüzyıl hep önceden de telaffuz ettiğimiz gibi diferansiyel bir yüzyıl. Sıfırlar ve birlerden oluşan hiçbir şey yok artık. Her şey diferansiyel. Sıfır ile bir arasında sonsuz adet sayı var. Bunlardan nereye yakınsandığı bugünün konusu. Mutlak egemenlik, bizi necropolitikaya götürür diyen Achille Mbembe posthumanosantrik gelecekte bize bir distopya örüntüsü oluşturuyor aslında. Bunlar bu yazının konusu değil fakat, egemenlik bu yazıya dahil, o yüzden necropolitics telaffuz etmeden de olmazdı.

Son olarak da belki biraz sloganik olacak fakat, çünkü ben üslup gereği slogancı söylemleri tehlikeli bulan biriyim, fakat, eski olan her şey, bugün karşımıza yeni olarak çıkıyor. Bunu her alanda görüyoruz. (bkz: bankacılık/@vitruvius kadını) örneğin ekonomik sistemde bile aslında 250 yıl öncesine geri dönüyoruz. Politika olarak yine aşırı yıkıcı birkaç büyük devletin Dünya’da hüküm sürdüğü bir döneme giriyoruz. Burada konu daima dönüp dolaşıp 21. yüzyıl doğu ve batı çekişmesine geliyor. Yani demokratik batı ile otoriteryen doğu arasındaki liderlik mücadelesi aslında aynı soğuk savaşta olduğu gibi devam ediyor. Bugün sadece kullanılan araçlar daha yeni nedir bunlar internet ve bugün yeni yeni hayatımıza girmeye başlayan blockchain. Globalleşmenin son safhasının mümkünatını sağlayacak olan dijitalleşme de bugün bu son safhaya geçmeden önce “Tamam nihai global köy kuruyoruz da bu köyün ağası kim olacak?” sorununu bugün getiriyor masaya. Bu koyun tebaası hangi düsturla yönetilecek? Nispeten yarı-özgür, liberal politikalarla mı yoksa tamamen kontrol altındaki otoriyeryen politikalarla mı? Bunun temelinde de kesinlikle uzlaşma yok. Böyle bir beklenti içine girilmesi büyük naiflik olur. Burada konu doğu kültürü ve batı kültürü konusuna geliyor. Bunun için de özellikle Nevzat Kaya hocamızın Doğa ve Kültür Dikotomisi videosunu öneriyorum. Oldukça zihin açıcı ve tabii ki uzmanlığı hasebiyle çok net şekilde anlatmış olan biteni.

Written By

Vitruvius Kadını

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

.

Bunları da beğenebilirsiniz

Econ 101

Enflasyon hakkında konuşmadan önce aslında nominal varlık – reel varlık nedir bunun bir ayrımını yaparak başlamak gerekiyor. Nominal varlık nedir diye anlatmadan önce de...

BIST

Geçtiğimiz sene 2021 ve hatta 2020‘nin devamı gibi olduğu için 2020‘den bu yana düşünmek daha doğru olacaktır, dünya borsalarında ilginç hareketler gördük. Bundan tabii...

Ekonomi

Türkiye’de konservatif kapital, yani konservatif kafanın, zihniyetin elindeki sermaye 21. yüzyıl ideallerini anlamanın çok uzağında olduğundan kendisini 21. yüzyılın ikinci yarısına atmayı başaramayacak. Bunun...

Felsefe

Klasik dönem felsefecilerinden Platon ve Aristoteles‘in insan-topluluk-devlet anlayışı üzerinden siyaset nedir, neden yapılır, neden yapılmalıdır gibi konuları konuşacağımız bir yazı olacak. Bunu anlatırken de...

Finans

Bu yazı daha önce başka bir yerde yayınlanmamış, direkt olarak Postevre’ye yazılmış bir yazı olacak ve konumuz da DeFi yani Merkeziyetsiz Finans. DeFi denen...

Econ 101

Enflasyonist ortamda paranın değerini korumak için yapılması gerekenler tarafında bu sefer daha özele inip borsa yatırımı enflasyonist ortamda iyi bir fikir midir konusunu tartışmamız...

Econ 101

Merkez bankaları bulundukları ülke piyasanın sorunsuz işlemesi için gerekli para arzını ve akışını kontrol eden bağımsız kurumlar olarak ortaya çıkmışlardır. Bu yazıda merkez bankacılığı...

Sosyoloji

Politikayı küçümseyen ya da bir kenara koyan her birey profesyonel hayatında kaybetmeye mahkumdur, hadi hadi kayıp demeyelim de büyük bir potansiyelin kaybı diyelim buna....

Sitemizde bulunan toplam yazı sayısı: 54