Connect with us

Hi, what are you looking for?

Toplum 5.0
Toplum 5.0 nedir ne değildir?

Sosyoloji

Okunma Süresi: 9 Dakika

Toplum 5.0.

Ta en başta söyleyeyim bu bir fütürizm yazısı değildir, fütürizmi 21. yüzyıl kıraathane muhabbeti olarak görüyorum. Ne o öyle yok sene 3487, galaktik otobanlar filan, o kadar ileri tarih hakkında konuşmak bile başlı başına hadsizlik. Bunu da öyle “hayal kurmayan, geleceği hayal etmeyen” gibi bir zihniyetle söylemiyorum, fakat bu tür çok ileri tarihlerin hiçbir dayanağı yok, tamamen kıraathane muhabbetidir.  Öte yandan da bu önümüzdeki yeni toplum hakkında yazılmıs kitaplardan alıntılanmış tanımları ya da örnekleri tekrar etmeye gerek görmüyorum. Merak eden açar kendi okur zaten. Burada bahsedeceğim şeyler günümüzde “Toplum 5.0” diye adlandırılan steril toplum anlayışıdır daha çok. Buna çoğu insan gerçekten ihtiyaç duymakta çünkü ben bile kendi başıma bazı karakterdeki insanlarla aynı toplumda yaşamak istemiyorum. Bu da tümden bir insanları kategoriler ayırma düzenine kadar vardırıyor neredeyse konuyu. Bunun en ekstrem örneğini de biz Eugenics olarak biliyoruz. Öte yandan da Dünya’da garip tesadüfler sonucu varlık sağlamış her insanı kucaklamak gibi ulu görevi yok kimsenin. Dünya’da bir sürü gereksiz insan var. Bana kalırsa da bunların en başında tamamen gösteriş için yaşayan otomobili ile annesi arasında bir tercih yapması gerekse otomobilini seçecek olan Türk insanı geliyor. İnsanı diyorum buradan sadece otomobil örneği verdiğim için erkekleri kapsıyorum yanılgısını ortadan kaldırmak için dedim. Bir kadın mesela sevgilisinin otomobilini kendinden daha çok sevmesini kabul etmesi anlayışı da buna dahil çünkü. Türk toplumunda araba sahibi olmak her türlü insanı karakteristiğin daha üzerindedir. O yüzden bu tür dangalak insanlarla beraber yaşamama isteği bir arz-talep meselesi halini alıyor ve bu yüzden de bu talep bir tür arz ile karşılık bulacaktır kesinlikle. Bu arz-talep durumunun farkındalığı da şu an dünyada neler olup bittiğini en azından kurtuluşu mümkün olmayan insanları hariç tutarak, belki sınırda kalacak insanların gelecekleri için bir kurtuluş imkanı sunabilir. Yazı bu kısmına kadar çok snob (lakayıt) bir tat verebilir fakat emin olun bu yeni steril toplum anlayışında çok daha acımasız haliyle karşılaşılacak. Bu değişim “benim ömrüm içerisinde gerçekleşmez” diye de düşünmeyin. Ondan sonra o birilerinin ağzının suyu aka aka “oh bedava para işte bu” diye bekledikleri universal basic income denilen evrensel temel gelir ile yaşamak zorunda kalacak olan insanların bir non-uprageded (yükseltilmemiş) organizma olarak kalmaları kaçınılmaz olacak. O yüzden bu yazıyı karşınıza alarak değil de ne “burada ne denmek isteniyor” diye yaklaşarak okumanızı tavsiye ediyorum. Şu çekincemi de baştan vereyim: Burada bu üstüncü tavır benim kişisel personamdan gelen bir davranış olarak tahayyül etmeyin. Tamamen anonim bir tür ozan manzumesi gibi okuyun lütfen.

Bir 21. Yüzyıl Ütopyası

Hayal edin! Yemyeşil çimler, sabahları düzenli sulanıyor, etrafta çer çöp yok, insanlar sabah yürüyüşlerine çıkmışlar, ortalama yaş 98, sabah yürüyüşüne çıktığınızda gördüğünüz her insanın yüzü gülüyor. Sizleri “günaydın” diyerek selamlıyorlar. Yürüyüş yolunda ilerlerken kenardaki su fıskiyelerinin bakımını yapan işçinin elindeki aletlerin ileri teknoloji olduğunu düşünün. Üstü başı öyle kir pas içinde değil. Gayet iyi bir teknik eğitimden geçmiş. Aklında sadece o yolda yürüyecek insanların sıradaki hafta için de canlı çimleri sağlamak olduğunu düşünün. Öyle geçim sıkıntısı filan yok o işçinin aklında. Çocuğumun geleceği derdi filan yok. Gayet yüksek bir ciddiyetle sanki bir roketin boosterının nozzle (yükselticinin meme ayarı) basınç ayarını yapar gibi çim fıskiyesi ile ilgilendiğini düşünün. Kendisine, yaptığı işe ve dolayısıyla o yürüyüş yolunu kullanan insanlara saygısı var. Bunu zoraki değil komünite ortak bilinci ile yaptığını düşünün. Biraz daha ileri gittiniz ve kenarda bir organik atık tesisi gördünüz. Giriş kapısı içerisinden atıkların geçireceği kimyasal işlemler için bekleme sahasını görebiliyorsunuz. İçerideki işçilerin üstü başı biohazard (biyolojik tehlike) tulumlarıyla donatılmış. Büyük bir titizlikle gerekli hazırlıkları yapıyorlar. Yan taraftaki çim alanın budanan çimlerinin atıkları buraya geliyor. Türlü kimyasal işlemler sonucunda bir tür organik gübre haline getiriliyor ve tekrardan çim sahanın reklamasyonu için kullanıyor. Tam o sırada park yoluna bir elektrikli kamyon giriş yapıyor, motor sesi egzoz dumanı filan yok. Sizin onu farkmetmediğini anlayıp çoktan durmuş bile ve  sizin onu fark etmenizi sabırla bekliyor. Bütün her şey sizin biraz daha olsun rahat bir hayat yaşamanız için. Biraz daha ilerlediniz ve karşınıza o hergün üzerinden geçtiğiniz küçük köprü çıktı ufak derenin üzerinden geçen. Derenin kenarları aynı o yıllardır gördüğünüz manzara fotoğraflarından çizilmiş bir resim gibi ve derli toplu. Değişik kuşlar, hayvanlar var etrafta aşağı baktığınız zaman görüyorsunuz ki köprünün üzerinden geçerken hayvanlar bile mutlu.

Şimdilik bu hayalin içinden bir geri çıkalım.Sizce burası neresi? Komünite 2.0? Mahalle 2.0? Kim tarafından yönetiliyor? Belediye 2.0? Muhtarlık 3.0? Bilmem ne 5.0? Neyse ne evet asıl soru burada yaşamaya kim layık görülecek? Belki de önce kim kesinlikle layık değil ona bakamalı. Hiçbir işe yaramayıp sadece sızlanan insanlar. Hiçbir şey yapmadan her şeyin en iyisine layık olduğunu düşünen insanlar… Etrafındaki insanlara hiçbir faydası olmayan, tüketen, yok eden, sömüren ve enerji emen insanlar, bunun karşılığında da hiçbir çıktı üretmeyen (kasıtlı) ya da üretemeyen (hepten beceriksiz) insanlar… Kolektif (toplumsal) bilince sahip olmayan bencil insanlar… Şark-kurnazlığına sahip insanlar… Sevgisiz insanlar… Buraya bir şerh koyuyorum, güven vermeyen insanlar… Tembel insanlar… Kısacası aslında herhangi iyi bir hayatı haketmeyen insanlar. Gelecekte kesinlikle herkese aynı hayat standartı sunulmayacak. Dünya bunun için çoktan kapasitesini aştı. Hatta bu halihazırdaki standartlar dahi normal şartlar altında tesadüfi bir şekilde ancak hayatını yaşama ihtimali olanların ellerinden alınacak bile, onlara bu sıradan halihazırdaki dünya standartları verilmeyecek dahi. İşte buna Toplum 5.0 deniyor. Çünkü “siz sadece tüketiyorsunuz, üretmiyorsunuz” diyecekler. Bu insanların yok edilmemesi için ellerindeki tek şey yaşam enerjileri olacak daha doğrusu bedensel enerjileri. Yaşam enerjileri karşılığında o evrensel temel gelir denen para ödenecek ve böylece artı değer üret(e)meyen o kısır insanın ömrü de oldukça kısa olacak. Bu yukarıda bahsettiğim komüniteler nerede olacak peki? Şehir merkezlerinin nisbeten yakınlarında kurtarılmış ufak bölgeler halinde olacak ya da belki aynı Elysium filmindeki gibi Dünya’nın tepesinde bir yörüngeye oturtulmuş ayrıcalıklı bir uzay istasyonunda. Bütün bir Dünya popülasyonu baştan sona kalkındırmak için Dünya’nın kaynakları ne yazık kı kesinlikle yeterli değil. Üstelik Dünya üzerindeki her insana da bu kaynaklardan harcama yapmak zaten efektif değil. Çünkü bazı insanlar sadece tüketiyorlar ve gerçekten işe yaramazlar.

İşe yaramaz insanın elindeki tek güç “tüketim

Toplum 5.0 artık bu insan kütlesinin şu an elindeki tek güç olan kitlesel tüketime de ihtiyaç duymadığı anda resmen hayata geçecek. Nedir bu kitlesel üretim? İşte bugün influencerlerin (sosyal medya ikonları) yukarı kaydırdığı her linke bakan, oradan gereksiz alışveriş yapan insanların bu yaptıkları harcamalar sonucu oluşan ekonomik aktivitenin output’una (çıktısına) ihtiyaç duyulmadığı o ekonomik doygunluk noktasından bahsediyorum. Output burada gross domestic product (gayrisafi yurtiçi hasıla) denen collocation’ı (kollokasyon, kelime dizimi) kastediyorum. Biraz açmak gerekiyor bunu havada kalacak çünkü. Şu an nasıl maaş kazanıyorsunuz? (Özellikle nasıl para kazanıyorsunuz demedim, çünkü maaş alan hiçkimse para kazanmıyordur, maaş kazanıyordur, yevmiye alıyordur, harçlık, yaşamlık vs. hakediyordur. Para kazanmak daha başka bir şey, bunu nasıl ayırt ederiz diyorsanız, kazandığınız para direkt olarak sizin kendi zeka, girişim, emek ve kapital girdinizle mi kazanılıyor buna bakacaksınız. Bunlardan birisi eksik ise siz maaş kazanıyorsunuz demektir.) Genel olarak birisi size yapacağınız işi söylüyor, siz de onu yapıyorsunuz. Buna karşılık size de para veriliyor. Aslında bu verilen şey de para değil de!? Neyse! Eğer buraya kadar “bu salak ne saçmalıyor” diye düşünüyorsanız size naçizane tavsiyem kestirip atmayın, anlamaya çalışın. Yoksa o bahsettiğim komünitelerin dışında periferde (dışta kalan bölgede) kalan insanlardan olacağınız kesindir. Size verildiği kadar bu maaş ile işte siz de yukarı kaydırmalı linklerden filan alışveriş yapmak hakkı kazanırsınız. Bu şekilde elinizdeki para tekrar alınır. Aslında işte sizin en başından beri iş yapma becerinizle doğru orantılı şekilde biraz dolambaçlı şekilde yaşam enerjiniz alınır. Bu her yerde böyledir bu arada. Her iş alanında böyledir. Fakat işte bazılarınınki çok ucuza gider bazılarınınki de nispeten daha iyidir. Buna yavaş yavaş son verilmek üzere artık. Artık gereksiz hiçbir insana iş verilmeyecek. Sıradan işlerin kimlerin yapacağı gayet açık. Listenin başında “bensiz olmaz” diyen insanlar var yani kendi yaptığı işi vazgeçilmez sanan insanlar. Bu her meslekten, her alandan olabilir. İlk önce kendisini vazgeçilmez gören her insan anında defedilecek, sebebi de genel olarak özeleştiri yapamayan ve hayat boyu öğrenme düsturunu benimseyememiş narsisistik kişilikler olmaları. Ürettikleri çıktı ile harcadıkları kaynak arasında uyumsuzluk olanlar da hemen ardından defedilecek, bunlar da ikinci sırada. İkamesi çok kolay yapılabilecek insanlar da hemen üçüncü sırada. Yani o yüzden “acaba benim meslek ne kadar risk altında” diye düşünmenize gerek yok. Her insan ne kadar katkı ürettiğini kendi biliyor bu dünyada. Bununla ilgili korku yaşayan kabaca herkes defedilecek. İçinizde buna dair bir endişe yaşıyorsanız gerçekten çok haklısınız. Belki hayatta ilk defa gerçekten çok haklısınız. Eğer kendinize çeki düzen vermezseniz defedileceksiniz. Periferde yaşayacaksınız. Periferde bir kapsülde yaşayacaklar önce. Sentetik et ile beslenecekler. Enerji hapı filan yutturulacak. Aynı bugünün tavukçuluk endüstrisindeki tavuklar gibi bir hayat yaşayacaklar. Önlerine hazır mama verilecek ve muhtemelen 40-45 yaşına gelindiğinde ise kendiliğinden hayatları son bulmuş olacak. Dediğim gibi onların o anda ellerindeki tek şey o hayat enerjileri olacak. Değer üreten tek şey o kaldığı için o da yavaş yavaş yarattıkları masraf karşılığı verdikleri verim ile uyuşmazlık oluşturduğu anda istihkakları daha da azalacak. Böylece yavaş yavaş yok olacaklar. Bu onların iyi senaryosu. Bundan sonrakileri ise belki bu şartlara bile sahip olamayacaklar. Burada kimseye kızmaya gerek yok ve bunlar da öyle karanlık ve moral bozucu olsun diye uydurulmuş hikayeler değil. Üretimi yoksa bir insanın kendisi de yok demektir. Bu, bu kadar basit. Bugün bu üretim yapamayan insanlar bunun ceremesini sadece zengin olmamak ile çekerken işte yarın bu sefer kendi hayatlarının net bir şekilde ıskartaya çıkarılmaları ile son bulacak.

5 Büyük Sanayi Devrimi

İnsanın bedensel olarak varlığının hiç bir anlamı yok. Hani o varoluşsal sancılar var ya işte insanın baştan sona anlamsız bir et yığını olmanızdan kaynaklı. Bazı insanlarda bu varoluşsal sancı yoktur. Bu her zaman onların aptallığı ile korelasyon tutmaz, yani cehalet mutluluktur mekanizması değildir sadece bazı insanların varoluş sancısı çekmemesi, bir de hayatlarını anlamlandıracak işler peşinde vakit harcamalarından sebep şekilde bu varoluşsal sancıyı yenmiş insanlar var. Evet bazıları gerçekten aptal ve ne olduğunun bile farkında değiller. Zaten onlar da aynı 100 yıl öncesinin atları gibi kullanılıyorlar bugün. George Orwell’in “Hayvan Çiftliği” adlı romanındaki At’ın akıbeti gibi aynı. Hani bazen bir şarkı ile karşılar insan, dokunur ona, dans etmeyi bilmese bile bir kıpırdanma gelir kendisine, içi ürperir. İşte o şarkıyı üretmiş biri ile bir olabilir mi o insan? Olamaz! Şu anki likeları, favları, tıkları, followları, bir videoyu izlemesi filan evet bir değer fakat ileride buna ihtiyaç duyulmadığı anda onlara ne olacak düşündünüz mü hiç? O şarkılar onlar için üretilmediği zaman, o filmler onlar için çekilmediği zaman? İnsan nüfusu bundan 1000 yıl önce öyle bugünkü gibi 8 milyar filan değildi. Dünya o zaman da dünyaydı. Dünya o zaman da vardı ve hayat devam ediyordu. Direkt doğadan geçinen insanlar ve onların kurdukları toplum, “Toplum 1.0.” Evet medeniyetin geliştirilmesi için çokça insan gücüne ihtiyaç duyuldu. Boş arazilerin üzerinde çalışacak insanlara ihtiyaç vardı. “Ekonomi 1.0” diyelim buna. Toprak-Irgat ekonomisi. Daha sonra Sanayi Devrimi geldi. “1IR” denen, The First Industrial Revolution, Birinci Sanayi Devrimi. Buhar gücü vs. işte. Bu sefer insanların makinaları kullanması gerekti. Fabrika-İşçi ekonomisi yani “Ekonomi 2.0.” Eğitim sistemi bunun için tasarlandı. Daha sonra makinalara elektrik geldi. “2IR”, The Second Industrial Revolution denen İkinci Sanayii Devrimi. İnsanlar hala çok şanssız değillerdi. Fabrika işçi düzeni devam etti. Daha sonra otomasyon geldi. Robotlar filan yani biraz daha akıllı makinalar. İnsanlara olan ihtiyaç azalıyordu. Buna da “3IR” dendi, The Third Industrial Revolution yani Üçüncü Sanayi Devrimi. Bugünlerde “4IR” dönemini yaşıyoruz. Daha çok yeni. Fabrikalarda artık daha da az insana ihtiyaç duyulacak. Fakat şimdiden bir de “5IR” konuşmaya başladık. İşte bu da tamamen otonom fabrikalar. Belki bugün binlerce kişinin çalıştığı fabrika o zaman 10 kişi ile çalıştırılacak. Tabii ki bu üretimin yarattığı refah da var, dolayısıyla oluşan ve değişen toplum da var. İşte böylece sıralanıyor ve olay geliyor “Toplum 5.0” noktasına.

Nekropolitika ve The Posthuman

Özür dileyerek devam etmek insanlık onuruna daha uygun olduğu için; Makinalardan daha aptal insanların ne yazık ki bu Dünya üzerinde yeri yok. Yaşamalarının hiçbir anlamı kalmıyor. İnsan hayatı mukaddes filan değil. Bir insanın hayatı ile bir papatyanın hayatı arasında anlam farkı yok. Bu anlamı o insanın kendisi katıyor kendi hayatına. Bunu katamayan bir insanın ekonomik vasfı yok dolayısıyla. Bunu klasik ticari anlamda düşünmeyin, fakat içine doğduğumuz Dünya böyle bir yer işte. Kaynaklar kıt ve insanin istekleri sonsuz. Biliyoruz ki bunu karşılamak imkansız. Dünya nüfusu 142 trilyar olamaz. Diyelim ki süper davrandık birbirimize bir noktadan sonra Dünya üzerinde mekan kalmayacak. Yani olay buraya converge (yakınsama) ediyor. Buna sebep olan şeylerden biri de insanın bir gün öleceğini biliyor olması. Bu noktada birkaç referans ya da en azından key word (anahtar kelime) vermek faydalı olacaktır. Necropolitics, Nekropolitik und grenzregime (nekropolitik ve sınır rejimi).

Şimdi başta kurduğumuz hayale gelelim. O güzel çim kaplı yürüyüş yoluna kimin girmesini istemezsiniz? En azından birilerinin girmesini istemezsiniz değil mi? İşte orada bir sınıra ihtiyaç duyacak “Oranın Toplumu”. O sınır konulduğu anda işte, o duvarları çektikleri anda, ötekiler -“Duvarın arkasında kalanlar” – geçmişte -yani bugün- belki gerizekalı dedelerinin 50 yıl önce bayıla bayıla oynadıkları “Tower Defence” oyunlarının ne anlama geldiğini anlayacaklar o duvarları aşmaya çalışanlar. Bir anda zihinlerinde şimşek gibi bir iki snapshot (anlık görüntü) belirecek. O gerizekalı dedelerinin ağızlarının suyu aka aka izledikleri zombi dizilerindeki zombilerin bugün -yani gelecekteki o andaki gün- kendilerinin olduklarını anlayacaklar. Hah tabii ki kelimenin tam anlamıyla bir tür anlamak değil bu, aslında anlamayacaklar. Bu onların çürük beyinlerinde birer ikişer snapshot olarak belirecek. Fakat öte yandan o duvarların arkasındaki ötekilerin zihninde şimdiye kadar olan biten -yani bugünden o güne- ise bütün berraklığı ile var olacak. Kitaplardan işin buralara nasıl geldiğini okuyacaklar ya da anlatılardan dinleyecekler. Her şeyi bilerek yollarına devam edecekler. Duvarın dış tarafında o insansılar -İnsan 1.0 yani- birbirlerini yerlerken, duvarların kapattıkları alan içinde güvenle ve üretkenlikle yaşayan posthuman evrimin ona gerektirdiğini yerine getirecek ve sonraki neslinin rolünü garanti altına almak için doğa ile evren ile binlece yıldır verdiği savaşı vermeye devam edecek. Bu işin böyle olmaması için yollar yok değil fakat bunu işte o geleceğin müstakbel zombileri kendileri istemiyor. Aslında herkes gerçekten tam da istediği kaderi yaşıyor. O müstakbel zombiler eğitilemiyor, anlattıkça da reddediyorlar. Hayır diyorlar. Kabul etmiyorlar. Onlar zaten her şeyi biliyorlar. Tam da bu yüzden işte ileride eti kiloyla satılacak çocuklar doğuracaklar. Üzgünüm ama böyle. Peki Neden!? Nekropolitika! Bu da bir başka yazının konusu.

Written By

Vitruvius Kadını

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

.

Bunları da beğenebilirsiniz

Econ 101

Enflasyon hakkında konuşmadan önce aslında nominal varlık – reel varlık nedir bunun bir ayrımını yaparak başlamak gerekiyor. Nominal varlık nedir diye anlatmadan önce de...

BIST

Geçtiğimiz sene 2021 ve hatta 2020‘nin devamı gibi olduğu için 2020‘den bu yana düşünmek daha doğru olacaktır, dünya borsalarında ilginç hareketler gördük. Bundan tabii...

Ekonomi

Türkiye’de konservatif kapital, yani konservatif kafanın, zihniyetin elindeki sermaye 21. yüzyıl ideallerini anlamanın çok uzağında olduğundan kendisini 21. yüzyılın ikinci yarısına atmayı başaramayacak. Bunun...

Felsefe

Klasik dönem felsefecilerinden Platon ve Aristoteles‘in insan-topluluk-devlet anlayışı üzerinden siyaset nedir, neden yapılır, neden yapılmalıdır gibi konuları konuşacağımız bir yazı olacak. Bunu anlatırken de...

Finans

Bu yazı daha önce başka bir yerde yayınlanmamış, direkt olarak Postevre’ye yazılmış bir yazı olacak ve konumuz da DeFi yani Merkeziyetsiz Finans. DeFi denen...

Econ 101

Enflasyonist ortamda paranın değerini korumak için yapılması gerekenler tarafında bu sefer daha özele inip borsa yatırımı enflasyonist ortamda iyi bir fikir midir konusunu tartışmamız...

Econ 101

Merkez bankaları bulundukları ülke piyasanın sorunsuz işlemesi için gerekli para arzını ve akışını kontrol eden bağımsız kurumlar olarak ortaya çıkmışlardır. Bu yazıda merkez bankacılığı...

Sosyoloji

Politikayı küçümseyen ya da bir kenara koyan her birey profesyonel hayatında kaybetmeye mahkumdur, hadi hadi kayıp demeyelim de büyük bir potansiyelin kaybı diyelim buna....

Sitemizde bulunan toplam yazı sayısı: 54