Connect with us

Hi, what are you looking for?

people showing has no money by turning out the pocket

Türkiye Ekonomisi

Okunma Süresi: 11 Dakika

Türk Halkının Fakir Oluşunun Sebebi

Bu konu kendi özelinde konu bana göre çok çarpıcı. Bunun sebebi de aslında Türk halkının fakirliğinin temellerindeki problemlerinden birinin Türk halkının kendi karakteristik özelliklerinin de olduğunu söylüyor bize. Yani toplumsal algının önem atfettiği şeylerin neler olduğu dolayısıyla da yaşam tarzının ve ekonominin en azından hane halkı ekonomisinin bundan nasıl etkilendiğini gözler önüne seriyor. Bu tabii ki kendisini ülke ekonomisinin  yani üretiminde de kendisini gösteriyor ve aynı halk gibi iş dünyası da fakir. Hayat hakkında birçok iddialı laf söylenegelmiştir fakat belki de tartışmaya en az açık olanı da “hayatta bizi biz yapan unsurların başında kendi tercihlerimizin geldiği hakikatidir” dersek çok da yanılmış olmayız. Sosyolojik bir konu burada bahsetmeye çalıştığımız şey  dolayısıyla tercihlerimizi şekillendirirken bu sosyoloji hemen arından bir sebep-sonuç ilişkisi uyarınca yeni bir sosyo-ekonomik sonuç çıkartıyor karşımıza daha sonrasında da bu bir silsile halinde hem bireyin gelecekteki diğer kararlarına hem de genişlemeci şekilde toplumdaki diğer kişileri de etkileyerek yeni alanlara da sirayet ediyor. Konu kendi içerisinde çok boyutlu, teker teker bireyi, toplumu, ekonomiyi, politikayı, içtihatı ve dolayısıyla bilhassa da toplum anane, örf, gelenek, algı gibi alanları detaylı şekilde inceleyerek konuşulması daha münasip olacak bir mevzuyu burada hızlı şekilde ele alacağız. Konuya da özellikle ABD üzerinden bir örnek vererek başlamak istiyorum. Bu istatistik de kendi içinde çok çarpıcıdır, özellikle 21.yy kapitalizm dünyasının -ben buna kapitalizm demiyorum, direkt olarak evrensel mekanikler demeyi tercih ediyorum- en temel sorunlarından biri olan gelir eşitsizliği / adaletsizliği -artık siz her ne demek istiyorsanız- ve teknolojik dönüşümün sosyolojik ve hatta ekolojik etkileri tarafında bir nirengi oluşturacaktır. Kısaca şunu demek istedim son ABD örneği konusunda: ABD’den vereceğimiz bu örnek 21.yy sorunlarının bir tezahürüdür ve çok çarpıcıdır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde halkın %40’ı 400 dolar ve üzeri harcamalar için taksit yaptırmak zorundalar. Bir başka deyişle 330 milyon ABD’linin yaklaşık 130 milyonunun banka hesabında 400 dolar nakiti yok!

40% of Americans don’t have $400 in the bank for emergency expenses

İlginç değil mi? Acil bir harcamanız var, 400 dolar lazım oldu, savings account denen kabaca bizdeki vadesiz hesap tanımına denk gelen bu hesapta hazırda 400 dolarlarınız yok. Bu savings  hesabındaki yokluk, varlıkların tahvilde, bonoda, hisse senedi yatırımında olduğudan dolayı değil, bildiğimiz tanımıyla bir yokluk, basbayağı para olmadığı için. Yani bu insanlar kazandıkları paranın tamamını yaşamak için harcıyorlar. Bunların belki savurgan diyebileceğimiz negligible bir kısmı görece iyi bir kazanca sahip olup paraları eziyor olabilir fakat büyük çoğunluğu bildiğimiz yoksul. Maaş alacak, aldığı maaş ile yemek alacak, biraz kenara koyacak, biriktirip aylık kirasını ödeyecek. Maaş derken buna aslında yevmiye desek daha doğru anlaşılacaktır  kendi lisanımız ikamesiyle. Çünkü bu insanlar saat başı ücretlendirmeye tabidirler ve kimisi haftalık kimisi forthnightly denen iki haftalık olarak ödemelerini –paycheck– alırlar. Beyaz yakalar ise bildiğimiz maaş alırlar. Aylık maaş yani. İngiliz sisteminde herkes 2 haftalık –forthnightly- alır maaşını. Bir ay 30 çekti ötekisi 31 tantanası olmaz. Bizim maaşlarımız örneğin Perşembe günleri yatardı. Bir Perşembe yatmaz öteki Periembe yatardı yani. Bir yıl 26 ödeme aralığına bölünmüştür ve yılda 26 defa ödemenizi alırsınız. Hesap daha kolaydır. Kiralar haftalık belirlenir fakat yine iki haftada bir olarak ödenir.

Şimdi işin Türkiye tarafına gelelim

Bu fakirliğin Türkiye boyutunu ben makro ve mikro olarak ikiye ayırmakta fayda görüyorum. Makro sebepler devlet ve dünya, mikro sebepler ise halk ve bireyler.

Peki Türkiye’de acaba bu durum nasıldır? Ben bunu araştırdım, öyle net bir bilgiye ulaşamadım. Türk halkı neden fakir dolayısıyla Türkiye neden fakir konusundaki belki doğrudan olmasa da en büyük problemlerden biri istatistik tutmayı bilmeyişimiz ve kara düzen tuttuğumuz istatistikleri de devletin işine geldiği şekliyle yorumlaması diyebiliriz. Türkiye’de ne halk ne de devlet kurumları istatistik tutmayı bilmiyor ya da kasıtlı olarak bunun üzerine düşmüyor. Devlet geleneğinde bu kültür türlü sebeplerden dolayı gelişmemiş ve kısacası bu konuda berbat bir durumdayız. Tebaa devleti olduğu için Osmanlı alışkanlıkları diyebileceğimiz, sadece saray erkanı, sultan ve şürekası, ve hadi belki İstanbul ahalisinin kaydı vardır, dolayısıyla anadolu insanı da ha sarı öküz ha insan. Bunun karşı tarafında mesela hariciye maslahatları kayıtları da çok kuvvetlidir hem Devlet-i Aliyye’de hem de Türkiye’de. Yani devlet kendi uluslararası işlerinde çok güzel kayıt tutup bir arşiv hazırlamışken ve bugün hazırlayabiliyorken devletin içinde gündelik hayatın ve doğrudan halkın durumu ile ilgili konularda bu özen gösterilmemiştir ve gösterilmemektedir. Kısacası bu istatistik tutmama işi aslında bir tercih doluğunu görüyoruz. Öte yandan zaten buna alışıktır anadolu insanı. Eline biraz özgürlük verildiği anda biraz liberteryen ya da liberal düşünce bahsi geçtiğinde rahatsız olurlar. Çünkü baba kültü vardır Türk halkında. Bu konu hakkında 8-9 sene önce ABD’de kanunları gereği bazı eyaletlerde içki alamayacak yaşlardayken bir yazı yazmıştım bunu da iliştirmek isterim.

(bkz: türkiye’nin modern monarşiye olan sevgisi/@vitruvius kadini)

İstatistik tutulmuyor dedik, bu saplamayı yaptıktan sonra şimdi asıl sebebe gelelim: Türkiye’nin fakir bir ülke olmasındaki en temel sebep halkın tüketim alışkanlıkları ve tasarruf anlayışı ve dolayısıyla devletin bütçe anlayışı.

Türkiye’de kişiler çok para harcıyor. Kişi derken sadece halk değil, bunun içinde devlet ve özel kurumların tüzel kişilikleri de dahil tabii ki. Tam bu noktada, “ya benim maaşım/gelirim ne ki ne kadar fazla harcamış olabilirim” diye düşünenler olabilir. İhtiyaçtan fazlasını harcamak, en temel anlamıyla fazla harcamak oluyor. Bunu üç-beş kisi yapmaz çoğunluğun içinde büyük yer tutmaz bu anlaşılır bir şey fakat bunu bütün bir halk  hayatı boyunca yapınca sermaye birikimi, capital stock, olmuyor. Sermaye birikmeyince bankalarda mevduat olmuyor. Bankalarda mevduat olmayınca bu olmayan para girişimcilere yani bu parayı daha iyi çalıştırabilecek insanlara verilemiyor/tahsis edilemiyor. Dolayısıyla bu boşta duracak para -zaten sermaye birikimi olmadığı için zaten olmayan para- işlev kazanamıyor. Dolayısıyla ekonomi mümkün olduğundan çok daha yavaş büyüyor. Bunun yine 300 dolara ayakkabı, 2 ev parasına otomobil satın alınıyor bir de zaten ülke içinde işletilip girişim sermayesi olarak kullanılamayan bu para bir de ithalat yüzünden yurtdışına çıkıyor. Bakın bunu herkes yapıyor. Tavuk donercide paket servis yapan elemanından tutun da kendisiyle haddinden fazla gurur duyan beyaz yakasına hepsi aynı şeyi yapıyor. Türk halkı sadece bir defalığına kendilerine tahsis edilen krediyi tek seferde kullanıp bunu hayatı boyunca minimum ödemelerle çevirmeye çalışıyor. Bu davranış şemasının bir sebebi deTürk halkının yine atadan fakir oluşu. Fakirlikten bıkmış olması. Eline maaş geçince kendisini Dan Bilzerian sanması. Burada cinsiyet ayrımı yapmıyorum yani kadını da erkeği de aynı davranış patternine sahip bizim toplumumuzda. Kadınların zaten maaşları -bütün dünyada böyledir- bir %30 kabaca daha azdır erkeklerinkine nazaran. Kadınların tasarruf anlayışı özellikle o parayı kendileri kazanmıyorsa hiç yoktur, bu yine sadece Türkiye değil dünyada da böyledir. Üst baş, daha çok kamusal alanda rahatlıkla gösterişi yapılabilecek eşyalara harcanır para. Erkeklerde bu genellikle pahalı saatler ve otomobil olurken, kadınlarda ise estetik harcamaları, kılık kıyafet, marka çanta gibi statü simgesi olduğu imajı pompalanan eşyalardır ve paranın neredeyse tamamı harcanır. Bunun bir sebebi de yine ataerkil toplumdaki kadının -çokça şikayet ediyor gibi görünmesine rağmen-  alışkanlıklarıdır, “bir erkek nasıl olsa benim ihtiyaçlarımı bir ara ödeyecek” düşüncesi. Yani bugün bu tür bir harcama alışkanlığına sahip insanlar, meselesinin özü itibariyle, babalarının; babalarının da yine kendi babalarının, yani dedelerinin, bu aynı harcama alışkanlıkları yüzünden kendileri de bu alışkanlıkları önce çocuklarına, çocukları da kendi çocuklarına yani torunlarına davranışsal bir miras olarak bırakacaktır. Bu silsile yüzünden Türk halkı zenginleşememiş, dolayısıyla da Türkiye fakir kalmıştır.

Bunun en kolay testi şöyle olacaktır: evliler bir baksınlar, haneye giren toplam maaşın kaçta kaçını kim nereye harcıyor diye. Bu hesabı da şöyle yapın: zaruri giderleri hesaplayın, kira, fatura, yeme-içme gibi harcamalar bir yana, tasarruf edilebilecek maksimum miktarı bulun, daha sonra ortak harcamaları çıkarın, tatil vs. gibi harcamaları ve bunları ikiye bölün, bir de bireysel harcamaları çıkarın herkesin hanesine yazın. Zaruri harcamaların düşüldüğü miktar üzerinden tarafların yüzde kaç para harcadığına bir bakın. Bu iki yüzdenin toplamı çoğu aile için %100’ün üzerinde olacaktır. Toplamı %100’ün altında olan aileler yine nisbeten tasarruf konusunda daha iyi oldukları çıkarımını yapabilirler.

Türkiye’de özellikle bir otomobil sahibi olma saplantısı söz konusu. Bu bir saplantı halinde, tanımı doğru koymak çok önemli. Yine kadını ve erkeği farketmeksizin, otomobil sahibi olmayı olmazsa olmaz bir statü göstergesi olarak görüyor Türk halkı, bunu da kendi ekonomisine rağmen böyle düşünüyor. Yani hayatta hiçbir vasfı olmayan biri sade premium bir Alman otomobili sahibi olarak toplum nezdinde bir yer sahibi oluyor. Bu yüzden asıl amaç Türkiye’de keyifli bir hayat yaşamak degil, azından bir ev ve bir otomobil sahibi olmaktır. İnsanlığın ortak mirasına yapılmış katkı tamamen önemsizdir. Bu ev ve otomobil sayısı ne kadar fazla ise o kişinin halk gözündeki muteberliği de o oranda artar. Yani bu varlıkları hırsızlık ile de elde edebilirsiniz. Sahibi olduğunuz şeyleri nasıl elde ettiğinize bakılmaz. Gasp yoluyla dahi elde ettiyseniz dahi ve bir şekilde ceza almaktan kurtardıysanız kendinizi “bir şekilde halletmiş yine helal olsun” yorumu yapılacaktır hakkınızda. Böyle değer yargıları olan bir toplumda ahlaktan söz edilemez, hukuksuzluk ve izansızlık usül halini alır ve hukuktan uzaklaşan toplumlar, git gide kabile zihniyetine yakınsar. Öte yandan finansal okuryazarlık bağlamından bakıldığında ise ev sahibi olmak büyük bir külfettir ve başlı başına büyük bir harcamadır, üstelik gereksizdir de çünkü sonuçta bir harcamadır. Ev almak emeklilik döneminde yapılması gereken bir harcamadır. Emekli olduğu zaman bir insanın çok rahat bir ev sahibi olabilmesi de gerekir. Bu birikim yapılmış olmalıdır yani. Herkesin kendi sosyo-ekonomik skalasına göre bir konuttan bahsediyoruz burada. Akaretlerde Hakimler Sitesinde bir daire de olabilir bu Bağcılar’da da bir daire de olabilir, Şırnak’da da olabilir. Kısacası, kişiler para harcamayı bilmiyorlar, tasarruf alışkanlıkları yok, çünkü finansal okuryazarlık noktasında neredeyse hiçbir şey bilmiyorlar. Dolayısıyla, sermaye birikimi olmuyor, bu birikim olmayınca da yatırım ortamı oluşmuyor oluşsa da çok sığ kalıyor, büyük yatırımlar yapılamıyor. Ekonomi degenel olarak borçla dönüyor bu durumda.

Türk halkının berbat yatırım anlayışı

Yukarıda iki temel sebepten bahsetmiştik bu ikinci temel sebep de Türk halkının yatırım anlayışının berbat olması konusudur. Bu da işte Türkiye’de bireyler kabaca, eğer yaparsa o da yani, tasarruflarını Amerikan Doları ya da altın olarak tutması ve varlıklarını bu şekilde saklaması yönünde oluyor. Halbuki bir varlığın, reel varlığın iddia edilen değerinin en güzel ölçüm yöntemi o varlığın bir futures contract ile ikincil piyasalara arzı ile çok kolay bir şekilde yapılabilir. Eğer bu kağıda biri para veriyorsa o varlık o değere sahiptir anlamı çıkar. Bu özellikle önümüzdeki dönemde kripto varlıklar ile blok zincire taşınacak fakat bu başka bir oturumun konusu oluyor. Kısacası, Türk halkı parasını yastık altında veya vadesiz hesaplarda döviz veya altın cinsine çevirip uyur halde tutar, para çalışmaz, ekonominin çarklarını döndürmek için kullanılmaz. Alır dolarını, 1976 yılında alınmış dolar vardır Türk hanelerinde bir dolapta ya da kim bilir hangi havluya sarılı şekilde plastik bir pislik bir torbanın içine istiflenmiş 3-5 bin dolar ya da yine naylona sarılmış 10-20 Cumhuriyet Altını. Türkiye’de kimi kaynaklara göre 7 bin kimi kaynaklara göre de 5 bin ton yastık altı altın var. Bunun yanı sıra ABD altın rezervleri 8300 ton civarında [Kaynak].

Yani adamlar, ABD, 8 bin ton fiziksel rezerv ile yıllık 25 trilyon dolarlık ekonomi döndürüyorlar demek bu. Tabii ki bu ekonomik aktivite sadece altın rezervlerinin oluşu ile alakalı değil. FED’in sınırsız para arzı yapabilmesi ABD’nin bugün elinde tuttuğu nükleer silahlardan dahi daha güçlü politik bir etkinlik kapasitesi sunuyor kendilerine. Tamam şimdiye kadar hem kapital hem de teknoloji birikimi yapmışlar, bu üst üste biriktirilen şeylere stok deniyor, literatürdeki terimi bu yani, borç stoğu filan der ya ekonomistler, oradan belleyin, bizdeki altın yastık altında yıllardır uykuda, hiçbir katkısı yok ekonomiye. Bu oranlar Thomas Piketty’nin 21. yüzyılda kapital isimli kitabında verilmiştir, “share of capital” denen, kazanılan paradaki, “income” yani, sermayenin payı yani hakki %40 civarında son 100 yıldır. Bu da kabaca yüz yılda ortalama %2 büyüyen bir Avrupa ekonomisi ortalaması aldığımız zaman (1.02^100)*0.4*8 bin ton altın, aşağı yukarı 24 bin ton altın yani yaklaşık 1.5 trilyon dolar daha büyük bir ekonomi olabilirdik hesabını yaptırmayı masaya getiriyor. Ekleyin 0.75 trilyon dolar daha buna -bu da Türkiye’nin bugünkü gayrı safi milli hasılasıdır- toplam 2.27 trilyon dolar ediyor. Bu rakam da işte bizi dünyanın en büyük 8 ekonomisinden biri yapıyor. Bugün kaçıncıyız? Yirminci! Nominal GDP sıralaması. Nominal demek kâğıt üzerindeki değer demek. Bir de bunun PPP denen satın alma gücü paritesi cinsinden olanı var bu GDP sıralamasının. Yani biri paranin üzerindeki yazan rakamlarla ifade edilen 100, diğeri de kabaca o 100 ile ne satın alabildiğinizin ölçüsü. Mikro sebepleri insanların tüketim/harcama alışkanlıkları ve tasarruf/yatırım anlayışı olarak iki başlıkta incelemiş olduk.

Gelelim makro sebeplere: Makro sebeplerde de devlet ve dünya var

Türkiye Cumhuriyeti devletinin yönetim anlayışı da kendi halkından çok da farklı değil. Yöneticilerin araba konvoyları, uçak filosu, saraylar vs. bakınca paranın nasıl israf edildiği çok belli, ki bu işin bizim gördüğümüz tarafı sadece. Mesela şöyle bakalım olaya: gelecekte elektrikli otomobillerin kullanılacağı oldukça açık. Tesla Motors bugün dünyanın birkaç farklı yerine, Tayvan’a Almanya’ya Tesla Gigafactory diye otomobillerinde kullanacağı pillerin üretileceği fabrikaları kurdu ve bunların ilk yatırım maliyetleri 8-10 milyar dolar civarında oldu. Biz ise sadece 50 milyar dolara sadece bu son 20 yılda makam aracı satın aldık. 2 milyar dolara uçak filosu kurduk, ticari amaç yok burada sadece fors için. Bu arada makam arabalarını hiç küçümsemeyin, hesaplandığı zaman Türkiye’deki makam araçlarının yıllık maliyetinin devlet bütçesine en az 5 milyar dolar yük getirdiği görülecektir. Abartmıyorum! Sadece makam araçlarının masrafı bu ha. Arabaya 5 milyar dolar harcıyor Türk siyasetçisi. Bu para vergi mükelleflerinin parası yani hepimizin parası bu, haberiniz olsun. Yani sosyal medya ortamlarında ihtiyacı yüzünden 3-5 kuruş isteyene edilmedik kalmıyor, hepimizin maaşının %10’u filan beyler Mercedes’e binsin diye harcanıyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti de dolayısıyla ekonomi bilmez hareket sergiliyor diyeceğiz mecburen. Çünkü gelecekte kesinlikle katma değer üretimi tarafında avantaj sağlayacak unsurlara yatırım yapmaktansa o parayı gereksiz şeylerin satın alınması için harcanıyorsa buna en masum yorum bu getirilebilir. TCMB dolar rezervleri 3 ayda tamamen bitirildi. 120 milyar dolar yaklaşık bugün 9 trilyon dolara yaklaşmış bir bilançoya karşı Türk Lirası değerini korumak için yanlış bir biçimde bir bakıma ucuzdan yani piyasaya verildi. Yani ha yakmışsınız bir miktar doları ha böyle ucuzdan piyasaya vermişsiniz. Bugün de SWAP yöntemiyle TCMB brüt rezervleri ayakta tutulmaya çalışılıyor. Dünyada toplam dönen varlık türev piyasalar da dahil 400 trilyon dolar civarında. Hep anlatılır ya FED bilançosu 9 trilyon dolar oldu diye, bu işte dünyada dolaşımda 9 trilyon dolar var demektir aslında. Parasal genişleme lafları da kabaca para basmak anlamına geliyor. Bunları herkes anlamasın diye anlamı aslında gayet açık ve basit şeyleri başka kelimelerin arkasına saklar finan piyasaları ve böyle terimli konuşulur. Dünyada dolanan 9 trilyon dolar var ve biz bu 9 trilyon doları 0.12 trilyon dolar ile yenmeye çalıştık, zekaya gel. Yani şöyle söyleyebiliriz: karşınızda sizden 75 kat daha büyük bir ağırlık var ve siz bu ağırlığı 75’de birlik bir ağırlıkla dengelemeye çalışıyorsunuz, durum bundan ibaret. Bu inanç ile elimizdeki rezervleri harcadık, tükettik. hepten yok olmadı da, yani işte rezervleri güçlü olmayan bir hazine ile hangi ekonomiyi teminat altına alacaksınız? Bunu da şöyle düşünün, komşunuz sizden borç istiyor, diyor ki “bana 1 milyon lira verir misin?” “Seneye bunu 1.5 olarak ödeyeceğim“, diyor sözleşme sözleşme her şey hukuki olacak filan, iyi güzel de adam bunu gerçekten ödeyebilecek mi diye bakmayacak mısınız? Sonuçta adamın canını alacak haliniz yok ödeyemediği zaman borcunu. Olacak şey o kişinin size borçlu kalması olur en fazla. E bu şartlar altında böyle birine bu borcu verir misiniz? Vermezsiniz! Heralde! Sizi pek bilemem fakat Batı sonuçta bu parayı vermiyor.

Ülkelere para temelde üç farklı yol ile gelir. Bunlardan birincisi ve en güzeli foreign direct investment denen kısaltması FDI, doğrudan yabancı yatırımdır. Örnek olarak geçtiğimiz mayıs ayında tamamen yatırım kararından vazgeçen Volkswagen yatırımını verebiliriz. Volkswagen Türkiye’de fabrika kuracaktı ve belli başlı ticari araçları ve bazı elektrikli otomobilleri bu fabrikada üretecekti. Türk Lirası istikrarsız -çoğunlukla da iç siyasetin etkisiyle- oluşu ve ülkenin içinden geçtiği belirsiz durum, aslında birçok avantajına rağmen Volkswagen için doğru bir yatırım olarak görülmedi ve sonuç olarak bu yatırım kararından vazgeçildi. Diğer bir para girişi de o ülkenin kendi para cinsinden varlıklarına yapılan yatırım ile olur. Bu tahvil alımları ve o ülkenin hisse senetlerine yapılan yatırım şeklinde gösterir kendisini. Bunu da Mart 2021,den bu yana Cumhuriyet tarihinin en düşük yabancı yatırım seviyelerine düştüğümüzü de hatırlamakta fayda var. Üçüncü para geliş yolu da direkt olarak borç vermek olabilir. Bu da temelde libor, yani dünyada rayiç faiz + ülkenin risk pirimi CDS ile fiyatlanır. Buna rağmen o ülkenin para birimine güven yoksa bu tür yüksek faizlere rağmen para gelmeyebilir, ki bugün Türkiye’ye bu yolla da para gelmiyor. Bir de SWAP konusu var fakat onu bu kategorilere sokmak doğru olmaz diye düşünüyorum çünkü o para kullanılmak üzere gelen bir para değil daha çok “sen bana para ver de millet beni zengin sansın” mantığı var diyebiliriz kabaca. Kısacası ekonomi bir ülkenin her şeyidir ve ekonomisi güçlü olmayan bir ülke kesinlikle güçlü olamaz.

Türkiye çok büyük bir zenginliğin üzerinde yatan bir ülke. Ancak bu zenginlik ham bir zenginlik, doğru politikalar ile doğru şekilde işlendiği zaman geçekten büyük, kullanılabilir bir zenginliğe erişmek mümkün olabilir. Bunun için de sistemin doğru çalışması, kişisel yargılardan ziyade hukukun üstünlüğü kabul edilip herkesin karşısında eşit olduğu mutlak ve tarafsız bir güç olarak dirliği sağlayan bir yapıya büründürülmesi gerekiyor. Aksi halde ortaya çıkacak tek şey kargaşadır.

Son bir toparlayacak olursak fakirliğin sebeplerini:

Mikro düzeyde

  • bireylerin tüketim alışkanlıkları
  • bireylerin tasarruf ve yatırım anlayışları

Makro düzeyde

  • devletin israf kabilinden harcamaları
  • politikaların kötülüğü
  • hukukun üstünlüğünün akamete uğratılışı

Bu sorunları çözmedikçe Türkiye bırakın zengin olmayı zenginleşme yolunda dahi olamayacaktır. Yani kimse bu yukarıda sıralanan problemlerde bir iyileşme olmadıkça gün gelecek de bir sekilde zengin olacak sanmasın. İyi şeyler tesadüf eseri olmaz. Arkasında ciddi bir uğraş vardır daima. Eğer bu uğraşı biz vatandaş olarak yöneticilerden talep etmezsek de yöneticiler kendilerini doğru yapıyor zannederek bildikleri gibi devam edecektir. Ellerindeki güç ülkenin gerçek durumunu görmelerine engel olur. Fakat gün gelir aslında ülke tamamen çürümüştür ve küçük bir olumsuzlukta darmadağın olabilir. Unutmayın ki 1999 yılında bir deprem yaşadı İstanbul ve 30 yıl içerisinde bir deprem daha olma olasılığı çok büyük olarak değerlendirildi. Bugün tam 22 sene geçti 99 büyük İstanbul Depremi’nden bu yana. Kısacası Türkiye büyük zenginliklerin üzerinde yatarken aynı zamanda büyük risklerinde üzerinde bulunuyor. O yüzden çok daha dikkatli olmamız gerekiyor. Biz zengin bir ülke değilizi fakir bir ülkeyiz. Zenginleşmek için hem bireysel olarak tüketim ve tasarruf alışkanlıklarımızı değiştirmemiz gerekiyor hem de gereli reformları devletten talep etmemiz gerekiyor. Anca bu şartlar altında zengin bir ülke olma yolunda ilerleyebiliriz.

Written By

Vitruvius Kadını

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

.

Bunları da beğenebilirsiniz

Econ 101

Enflasyon hakkında konuşmadan önce aslında nominal varlık – reel varlık nedir bunun bir ayrımını yaparak başlamak gerekiyor. Nominal varlık nedir diye anlatmadan önce de...

BIST

Geçtiğimiz sene 2021 ve hatta 2020‘nin devamı gibi olduğu için 2020‘den bu yana düşünmek daha doğru olacaktır, dünya borsalarında ilginç hareketler gördük. Bundan tabii...

Ekonomi

Türkiye’de konservatif kapital, yani konservatif kafanın, zihniyetin elindeki sermaye 21. yüzyıl ideallerini anlamanın çok uzağında olduğundan kendisini 21. yüzyılın ikinci yarısına atmayı başaramayacak. Bunun...

Sosyoloji

Politikayı küçümseyen ya da bir kenara koyan her birey profesyonel hayatında kaybetmeye mahkumdur, hadi hadi kayıp demeyelim de büyük bir potansiyelin kaybı diyelim buna....

Felsefe

Klasik dönem felsefecilerinden Platon ve Aristoteles‘in insan-topluluk-devlet anlayışı üzerinden siyaset nedir, neden yapılır, neden yapılmalıdır gibi konuları konuşacağımız bir yazı olacak. Bunu anlatırken de...

Finans

Bu yazı daha önce başka bir yerde yayınlanmamış, direkt olarak Postevre’ye yazılmış bir yazı olacak ve konumuz da DeFi yani Merkeziyetsiz Finans. DeFi denen...

Econ 101

Enflasyonist ortamda paranın değerini korumak için yapılması gerekenler tarafında bu sefer daha özele inip borsa yatırımı enflasyonist ortamda iyi bir fikir midir konusunu tartışmamız...

Econ 101

Merkez bankaları bulundukları ülke piyasanın sorunsuz işlemesi için gerekli para arzını ve akışını kontrol eden bağımsız kurumlar olarak ortaya çıkmışlardır. Bu yazıda merkez bankacılığı...

Sitemizde bulunan toplam yazı sayısı: 60