Connect with us

Hi, what are you looking for?

Türkiye ekonomisi

Devlet-i Aliyye

Okunma Süresi: 13 Dakika

Türkiye Ekonomisi – Ahlaki Çöküş

Bozgun 1
Bozgun 2
Bozgun 3
Bozgun 4
Bozgun 5
Bozgun 6
Bozgun 7
Hasta diye kireçlenip öldürülenler 1
Hasta diye kireçlenip öldürülenler 2
İş işten geçtikten sonra

Yukarıdaki görseller Balkan Harbi’nde yaşanan olayları günlüğüne not tutmuş bir alman subayından bilgiler içeriyor. Şimdi ne alaka diyenler olacak Balkan Harbi ile bugünkü Türkiye ekonomisi arasında. Haklılar da belki bir yandan çünkü eğitimsizler, ilişki kuramıyorlar. Onlara gerçekten kızmıyorum, bu olayı kişisel almadığımdan kızmıyorum, sadece üzülüyorum. Kızdığım bir kesim var o kesim de aynı en az Osmanlı’nın kifayetsiz muhteris politikacıları gibi nasıl koskoca bir imparatorluğu yıkıma götürdülerse, bugün de işte bunlar Türkiye’yi yıkıma götürüyorlar. Sorsan muhalif oldukları için suçsuzlar ve sonuna kadar haklılar, çünkü suç atılacak bir yer var nasıl olsa. Bu tipler türlü kılıklarda karşımıza çıkıyorlar. Fakat bir kısmı var ki tamamen ise yaramaz ve ABD’ye gitseler dahi oranın da ekonomisini bozacak kadar boş çuval insanlar. Bunlara değinmekten artık gına geldi fakat bu insanların ifşasını bol bol yapacağız. Biz asıl konumuza geri dönelim.

Bazıları Türkiye ekonomisi daha ne kadar kötü olabilir ki diye düşünüyorlar ve bu düşünce dolayısıyla da aksiyon almadan, ses çıkarmadan öylece ömürlerini dolduruyorlar. Türkiye ekonomisi nereye kadar daha kötü gidebilir ben size söyleyeyim. Mesela bugün Suriye’nin kuzeyi ve Irak’ın kuzeyinde kurulan Kürt Devleti’ne karşı bir operasyon yapar Türk ordusu ve ordu aynı yukarıdaki örnekte olduğu gibi kifayetsizler tarafından yönetilir, ülkenin hazinesi boştur askerin iaşesi ödenemez, cepheye erzak gitmez, silaha mermi gitmez, askerler de ellerindeki silahları teröristlere satmaya başlar. Bu neden olmasın ki? Balkan Savaşı’nda olmuş. Bunu yaşamışız. Tekrar neden olmasın? Eğer ekonominin dibi o noktaysa ve bu millet yaşanan olaylardan ders almayıp, öyle hala sultan, padişah, başbuğ, büyük önder filan beklerse, askerlerinin düşmana kendi silahlarını sattığı bir duruma kadar varan kötü ekonomik şartlara neden tekrar düşmesin ülke? Çok net söylüyorum, böyle giderse düşer. Ülke daha da fakir hale gelir.

Bazı insanlar da çok rahatlar, aldıkları 3 kuruş maaşı dolara çevirip yatırım yaptıklarından ötürü kendilerine bir şey olmaz sanıyorlar. O para eğer yastığınız altında değilse emin olun anlamı yok. Ha keza altın. Eğer evde çil çil altın biriktirmiyorsanız kese içinde anlamı yok. Zaten aldığınız üç kuruş maaşı dolara altına yatırmakla da kendinizi kurtaramazsınız. Ülke ekonomisinin kötü oluşu her şeyi alır götürür, süpürür yerinde yeller estirir. Ha elinizde 100+ milyon dolar vardır o zaman bu işten karlı bile çıkabilirsiniz. Zaten bu insanlar da bu yazıyı okumazlar onlar çoktan aksiyonlarını almışlardır bile. Pandora papers konusu daha yeni işte ayyuka çıktı.

Dolar 10 lira da olur 15 lira da olur 20 de olur, 50 lira da olur. Fakat 100 lira olmaz. Neden olmaz? O zaman işte ülkenin bütün değerleri 10 kat ucuzlamış olacağından yabancılar gelir her şeyi alırlar. Bugün maaşıyla kirasını ödeyebilen, ya da bir şekilde geçinen, ne bileyim 2000 liraya tayt alan filan insanlar (maaşlı çalışan diyorum bakın) AKP’ye oy verenlere “beter olsunlar” diyorlar ya, bunlardan daha salak insan az bulursunuz. Evet anlıyorum burada bir kızgınlık ve genel olarak da bir tür “oh olsun” mantığı var fakat bu şekilde yaparak ciddi ciddi bir politik argüman olarak kullanılması herkes için zararlı bir durum. AKP’ye oy verenler zaten maksimum fakirleşmiş vaziyetteler. Burada olan şey azdan az çoktan çok gider mantığınca işliyor. Bu arada elinde gerçekten çok olan da daha fazla kazanıyor. Bu işin en çok kaybedeni bugün beyaz yakan denen veya orta tabakanın ortasındaki insanlardır. Bu arada her beyaz yaka orta tabaka olduğu anlamına da gelmiyor. Türkiye’deki insanlar ne zaman üç kuruşlarıyla zengin rolleri kesmeyi bırakırlar o zaman belki ülke düzelebilir. Sebebi de şu: bu insanlar illüzyon hayatlarından uyanıp aslında durumun berbat olduğunu anlayıp yapılması gerekenlerin yapılması için aksiyon almalarına sebep olur “belki”. Öte yandan zaten AKP’ye oy verenlerin tabanı ne olduğundan haberleri dahi yok. Bakın haberleri dahi yok diyorum. Bilmiyorlar ne olduğunu.

Son zamanlarda ülke cari fazla veriyor aylık bazda. Merak ettim baktım sebebi nedir diye. Türkiye antep fıstığı ithal ediyormuş. Bak şimdi saçmalığa gel. Antep fıstığı adıyla müstesna bir ürün. Sadece Antep civarında yetişiyor. Şimdi ukalalar “pistachio ne onu bile bilmiyor” diyeceklerdir, işte bu ukala dümbelekleri yüzünden ekonomi böyle. Emin olun böyle. Olayı kişiselleştiriyorlar, denen lafı anlamak gibi bir dertleri yok. Amaçları egoistlik ve narsisist zihinlerini doyurmak sadece. Bunun sebebi de aileleri çoğu zaman. Biz konumuza geri dönelim. Bu pistachio denen şey uyduruk dandirik bir fıstık, evet tadı biraz bizim antep fıstığına benziyor ama bunu eğer otomobil analojisi ile anlatacak olursak, bizim antep fıstığı Porsche iken pistachio TataSuzuki filan. “ee hadi sadede gel” diyenler için: biz antep fıstığı satıyoruz, kendi antep fıstığı ihtiyacımızı da bu dandik pistachio ile gideriyoruz. Bu eğer kanınızı döndürmüyorsa zaten bu ülke batar. Hiç uğraşmaya gerek yok.

Bu sadece antep fıstığı örneği, bu gibi aksiyonlar Türkiye’nin ihraç ettiği ne varsa hepsi için böyle. Kalitelisini satıyoruz, dandiğini alıyoruz. Bu ülkenin topraklarında yetişen kaliteli ürünler Avrupalının karnına giriyor, bize de Avrupa’da yetişen başka ülkelerde yetişen dandirik şeyler geliyor, onlar da bizim karnımıza giriyor. Hiç düşündünüz mü? Gerçekten hiç düşündünüz mü? Instagramda hayvanın teki dandik bir sanayi tostu üzerine bir avuç antep fıstığı döküyor, onu satıyor, bugün gerçek antep fıstığının kilosu 150 lira. Bir avuç kıyılmış antep fıstığı nereden baksanız 10 lira eder tek başına. Belki daha fazla hatta, bu nasıl mümkün oluyor diye hiç soruyor musunuz? Bu fıstık işte kilosu belki 50 liralık fıstık işte. Bunu alın bütün bir sanayiye vs ne varsa integral edin. Ondan sonra da kanallarda ekonomistler filan konuşur, ihracat rakamları arttı, bilmem neler arttı. Şirketler kar yazıyor deli gibi borsa değerleri yerinde sayıyor öte yandan. Ülkenin hazinesinin kasası boş, boş! Bir de bunun üzerine Suriye’de savaşa girecek Türkiye ABD ile karşı karşıya gelerek. Bu konu gerçekten misakı milli meselesi olduğu için eleştirim yok fakat orada çıkacak bir rezillik Türk ordusunun imajını zedelerken, ordunun da ürkütücülüğünüm caydırıcılığını olumsuz etkileyecektir.

Enflasyonun sebebi faizdir lafı artık tamamen anlamsız bir inatlaşmadan başka bir şey değil. Yani bu böyle lafla 40 defa söylenince oldurulacak bir şey değil. İstendiği kadar densin öyle değil. Eğer öyleyse zaten bugün faizler %18, indirin %3 yapın, %2 yapın yanı, niye birer birer indiriyorsunuz ki. Buna inanan insanlar da zaten benim gözümde düşmandan farkı yok. Düşman bu kadar zarar veremiyor Türkiye’ye bugün ama böyle giderse verecek. Emin olun verecek. Çünkü ekonomi her şeydir! Tekrar etmeye gerek yok. Ekonomisi güçsüz bir ülke, fakir bir ülkedir, fakir bir ülke de güçsüz bir ülkedir. Güçsüz bir ülke de egemen değildir. Bu bu kadar net, bu kadar basit. Bugün fakir bir aile düşünün, geçimlerini sağlayamıyorlar, ne oluyor? Onun bunun eline bakıyorlar değil mi? Bu sefer o aile özgür bir yaşam mı sürüyor? Burada gerçek özgürlük var mı felsefe tartışması yapmıyoruz. Ben günlük aksiyonlardan bahsediyorum. Birinin eline bakan insan tuvalete giderken bile izin ister. İş yerlerinde de böyle değil mi? Hey maaşlı çalışanlar, 20 bin 30 bin alanlar. Bir gün gitmesenize işe. Hadi gitmediniz, 2 gün gitmesenize. Mazeretsiz şekilde 3 gün ise gitmeyen işçi direkt olarak iş akdi feshedilir. İş kanunu böyle. İsterse patron eder yani. Para böyle bir şeydir işte. Ekonomi böyle bir şeydir. Bir ülke de eğer kasasında nakdi yoksa, neyse harb edecek? Alın işte yukarıda Balkan Harbi. Daha da atarım yani notlarımdan. Cepheye sahra yemekhaneleri kurulamadığından asker harb etmeyi bırakmış. Neden? Aç çünkü! Aç insan harb edebilir mi? Ordu savaşa giriyor, en arkadan erzak treni geliyor. Kifayetsizlik budur işte. Anlatabiliyor muyum? Bugünün kifayetsizleri ne diyor?

Hiç merak etmeyin hepsi devlet arşivlerine giriyor. Bugün devlet işlerin bırakın resmi yazıları bilmem neleri, birinin masasına bırakılacak bir pusulanın bile (blok not kağıdına yazılmış bir şey) kaydı tutulur. Bunların hepsi ortaya çıkacak. Bunlar ortaya çıktığında da iş kime kalacak? Halka patlayacak tabii ki. Sonuçta siz seçtiniz olacak. Kimse kimseden öyle hukuki rövanş ya da mahkeme yargılama beklemesin. Böyle bir şey olmayacak. Çünkü daha önce olmadı, bugün de olmayacak. Ha o da iktidar değişirse. Değişmezse daha çok bedavaya çalışır Türk halkı. Bugün sadece mesafe meselesi, bir mühendis Almanya’da 3000 euro cebine alabiliyorken, bu 3000 euro ile yaşadığı refahı Türkiye’deki mühendis yaşayabiliyor mu? Ha tam da “ben 20k maaş alıyorum ehueeuhe” tayfasının yeri. Sen alıyorsun da o parayı kaç kişi alıyor? O parayı nerede harcıyorsun? Nerede harcayacaksın? Zaten git gide o maaşın da anlamı yok olacak da işte. Geçenlerde bir hesap yaptım, lisans öğrencisiyken sadece aldığım burslar ile 2008-2009 yılları arasında 2000-2500 lira gelirim vardı. Ailemden 1000 lira alıyordum aylık, iki büyük sanayi kuruluşundan aldığım burs ve bir de başbakanlık bursu ile toplam 2000 liraya geliyordu. Dolar o zamanlar 1.15 civarıydı. 1750-2150 USD arası bir para. Bugün 2150 USD 19.350 lira yapıyor. Evet sen 20k maaş alıyorsun. Herkes ayakta alkışlıyor değil mi bu arkadaşları. Daha öğrenciyken Avrupa’yı geziyorduk, sosyal aktiviteler, konser vs hiçbir şey eksik değildi. O zamanlar da işte ortalama bir ev İstanbul’da 300-350 bin dolardı. Ortalama diyorum bakın, orta gelir grubunun oturduğu, ev sahibi olarak oturduğu ev. Audi a6 3.0 otomobil sıfır fiyatı 90 bin liraydı. Oha neredeyse 100 bin olacak diyorduk.

Şimdi bugünkü “oh olsuncu” avanak sanıyor ki daha kötü olmayacak. Karşı cenahtaki avanak da sanıyor ki Türkiye dünyaya kafa tutuyor vs. Nereden nerelere geldi ülke, daha böyle de gidecek işte. Bunları anlatırken “ben 20k alıyorum” insanları gibi hava atmak için demiyoruz. Olaylar nereden nereye geldi onu anlatmak için diyoruz. Senin bugün hava attığın şeylere daha biz çalışmadan sahiptik diyoruz. Anlatmaya çalışıyoruz, aksiyon alınmazsa diyoruz, kıçındaki dönü da alacaklar diyoruz. Sen belki 100k maaşla çalışacaksın ama bir bakacaksın, bulgur alıyorsun marketten. Ha bu arada ben bulgur çok severim, pirinçten daha çok severim. Bir de yanlış anlaşılmasın, kimsenin ekonomik durumuyla alay etmiyoruz. Demek istediğim şey çok basit. Bir aile maksimum bir yere kadar fakirleşebilir. Bu sefer fakirleşme sırası görece toplumsal stratigrafinin üst taraflarına bulaşır. Aynı karsinom gibi metastaz eder. Edecek!

Başka bir örnek, bugün kar eden büyük şirketleri var Türkiye’nin hala fakat borsa değerleri yerinde sayıyor işte bu da aynı hikaye. Şirket kazanıyor ama değeri artmıyor. Anlatabiliyor muyum? Ülke çalışacak, kazanacak ama değeri artmayacak. Sen et yiyorum sanacaksın halbuki saçma sapan bir şey yiyor olacaksın. Aynı antep fıstığı yediğini sandığın gibi. Gıda kalitesizliği kalitesiz yaşamı, kalitesiz yaşam da ömür kısalığını getiriyor. Zaten az para kazanarak ya da alım gücü cinsinden düşük düzey kazanarak, belki bir Avrupalı çocuğun yaşadığı şeyleri 30 yaşında belki ancak tecrübe edebilir haldeyken, kalkıp bunla bir de hava atmak, sen nerenin gerizekalısısın acaba diye sorduruyor insana tabii ki. Günde minimum 8 saat çalış, refahın düşük olsun, mal mülk sahibi olama, yediğin içtiğin kalitesiz olsun, parayı aldığın uyduruk bir arabaya ve valecilere bahşiş olarak harca. Hadi Anadoludaki dayı cahil, sen de kendini onla kıyaslıyorsun “ondan iyiyim” deyip vicdan rahatlatıyorsun. Daha önce de benzerini z kuşağı için dedim, kendisini Anadoludaki cahil insanla kıyaslayıp “Ben süperim yea, internet yea…” dersen, bu çok kolay bir karşılaşma oluyor ki. Bugün Türk gencinin rakibi ABD gençliğidir, Avrupa gençliğidir. Bugün Türk beyaz yakasının rakibi, ABD’li mühendistir, Avrupalı mühendistir. Kendinizi kimle kıyaslarsanız osunuzdur, tartışma kabul etmez bu. İçiniz rahat ediyorsa benim için zaten sorun yok. Fakat ben bunları dile getirmezsem benliğime ters aksiyon almış olurum. Daha önce de dediğim gibi Türkiye benim sevgilim. Ama bu sevgi öyle “füze yaptık, dünya korksun, Avrupa titreşin” hamasetiyle değil. Akılla sevmek, izanlı sevmek. Öyle gaza gelip orayı burayı fethetmiyoruz.

Doğalgaz yazısında da dile getirdik. Bugün Türkiye parasızlıktan doğu Akdeniz’deki haklarını savunamıyor. Bu kimsenin mi içine oturmuyor yahu he? Hiçbirinizin mi midesi bulanmıyor bundan dolayı. Doğu Akdeniz’deki gaz rezervleri bugünkü mali değeri ile 3-5 trilyon dolar civarında. O da şimdiki prospeksiyon ile. Bu doğalgaz denen zıkkım, hidrojenden önceki dünyanın enerji kaynağı olacak. Hidrojen iyice yaygınlaşınca bu sefer doğalgaz pis denecek. Nasıl bugün petrol, kömür pis doğalgaz iyi deniyorsa. Fakat biz kendi hakkımızı savunamıyoruz, neden? Paramız yok! Bu neye benziyor biliyor musunuz? İşte yol parası olmadığından ise gidememek gibi bir şey. Para kazanacaksın ama para kazanmak için lazım olan minnacık para bile yok. Ha ama nüfusuna 3 bin kişinin kayıtlı olduğu bilmem ne kasabasının bürokratının altına Mercedes var. Bu kafayla gitsin Türkiye, girdiği harblerde cephede silahını satan askerlerin haberlerini çok okur gazetelerden. Rahatsız edici ama böyle bu. Daha o noktada değiliz diye o nokta çok uzak sanılıyor da Balkan Savaşı’nda da aynısını diyorlardı.

Asker cephede aç, erzağı gelmemiş, maaşını alamıyor, ordu düzensiz, İstanbul’da paşaların eşleri evlerine yer döşemesi yaptırıyorlar bilmem kaç bin altına. Bu ülke bunları yaşamış. Bugün de yaşıyor. Aynısını! O yüzden girilen o savaşlarda da bozguna uğrar, uğramaz sanmayın. Bu dediklerim siyaset kaldırmaz. Hiç öyle tepkiyle gelmeyin bana. Ben uyarma kabilinden bunları yazıyorum. Bunlar bizim tarihimizde var. Nasıl bu ülke kurtuluş Savaşı ile övünüyorsa, üstelik niye biz kurtuluş Savaşı yaptık ya? Ha neden yaptık? Niye o duruma düştük. Niye şimdi hala o duruma gelmeyi bekliyoruz. Kurtuluş Savaşı kazanmak bir övünç kaynağı fakat, o savaşa mecbur kalmayacak kadar güçlü olmak değil öyle mi? İlla evimize, yatak odamıza gelince mi anlayacağız bu İngilizler, ABD’liler bilmem nereliler?

Ekonomik kriz başlığına yazmayacağım dediğimde benimle dalga geçen beyinsizler, maaşıyla hava atıp ona buna fakir diyen geri zekâlılar, ülke elden giderken hala iç siyaset ile saçma sapan tartışmalar yapan akılsızlar, onu bilmem kim fonlamış, hayır fonlamamış filan gibi uyduruk gündemleri alevlendiren şerefsizler. Bunların hepsi işte ülkenin bugünkü durumunda pay sahibi. Siyasilere kızmıyorum, çünkü onları seçen de halk. Fakat bizim aslan külyutmaz Türk halkı büyük oyunu daima çözdüğü için CHP’lisi ve AKP’lisi ayırmadan söylüyorum, iki cenahın da rövanşist saplantılı zihinleri, tabii ki bugün küçük meseleleri tartışacaklar. Fakat bütünleyici olarak konuşanlarla iki taraf bir olup dalga geçecek. Valla kendileri bilirler. Ülkeyi kurtarma niyetinde olan kendini geliştirmiş kadrolar ile dalga geçerseniz, olan size olur. O insanlar çoktan zaten Avrupa ülkeleri ve ABD bir sürü teklifle istiyor. Bir de “Türkiye bir reaktör mühendisi kaybetti” tayfası var. Hakikaten iğrenç ya. Sen kimden öç alıyorsun. İşte yazının başında anlattığım, bu ülkenin kifayetsiz muhteris ve hain yetiştirme başarısı dünyanın başka ülkesinde yoktur. Bu konularda birinciliği bırakmayız. Kifayetsiz muhterisler ve hainler bu topraklarda kurulmuş her Türk devletinin yıkımına sebep olmuşlardır. Tarih yazıyor bunları işte. Bu böyle de olmaya da devam edecek.

Türkiye ne zaman zengin olmayı zengin görünmeye yeğler, ne zaman rövanşist siyaseti bırakır ve çalışmaya başlar, ahlakını yükseltir işte o zaman belki doğru düzgün bir ülke haline gelebilir. Halk yamuk olunca devlet de işte hazine arazisi tapusu dağıtır daha sonra erki eline alınca da başlar yemeye ülkeyi. Bu sefer kimsenin de çıkaracak sesi kalmamıştır çünkü oyları satın almıştır daha ne istiyordur. Ülkesi için can verir de sokakları, sahilleri pislikten geçilmez. Mesela en eğitimlisi, en medenisi ve en zengini, köpek beşler, köpeği sokağa pisler, onu orada bırakır. Ha kendin sıçmışsın sokağa ha baktığın köpek. Göz göze gelirsin, sana bakar öyle utanmadan. Gerçekten o pisliği orada bırakırken acaba köpeğin mi tuvalet adabı yok yoksa senin mi? Ha olur mu hiç, sen köpek besleyen bir hayvanseversin, en medeni, en Avrupalı sensin. İşte Avrupalılığı de tanga bikini giymek sanan bir milletin medeniyetle imtihanı böyle sınıfta kalıyor tabii ki. Gerçekten insanca yaşamanın, kendi arkadaşından 10 kat zengin olup ona caka satmak olmadığını anlarsa bu halk belki gün yüzü görür. Zenginleşmek istemiyor Türk halkı, ilginçtir ama böyle, zengin göründüğü sürece sorun yoktur onun için. Bir de kendi arkadaşı yaşayamasın ama kendisi yapabilsin, bunu istiyor. Kıskanma, imrenme değil yaşadığı duygu, direkt olarak haset.

Türk halkı neden İngilizce konuşamıyor? Eğitimsizlik yüzünden mi? Oturur kendi öğrenirdi ya ne eğitimi? Aynı zengin görünmeyi zengin olmaya tercih etmesi gibi aksan yapmayı da İngilizce konuşmaya tercih ettiği için konuşamıyor Türk halkı İngilizce. Ben hayatımda bu kadar balon bir insan yığını görmedim. Ağzını eğe eğe 100 kelime konuşunca süper İngilizce konuştu diyen bir halk. Öte yandan Türk aksanlı istersen postcolonial dönemde ekolojiler konuş 20 bin kelimeyle “bu muymuş bunun da İngilizcesi” derler, kendisi hiçbir şey anlamaz ama beğenmez. Bir fıkra var, Anadolu’nun bir köyünde öğretmen yok öğretmen arıyorlar. Köyün de işte ihtiyarları filan hiçbirinin okuma yazması yok ama öğretmen seçecekler. Bir tane gerçek öğretmen, bir de çoban geliyor, bunları sınav yapacak ihtiyarlar. Öğretmene diyorlar, koyun yaz bakalım tahtaya, öğretmen koyun yazıyor. Bu davarlar okuma yazma bilmedikleri için birbirlerine bakıyorlar bu ne diye, sonra çobana geliyor sıra, çobana diyorlar koyun yaz bakalım diye, çoban da okuma yazma bilmiyor o da koyun resmi çiziyor. Aha diyorlar, profesörü bulduk işte, tam benzetti helal olsun. Öğretmen okuma yazma bilmeyen çoban oluyor. Bu fıkralar öyle komiklik olsun diye uydurulmuş şeyler değil. Bunların her biri bu topraklarda yüzbinlerce kez yaşanmış kepazelikler.

Biri sadece 1881 tane basılan Atatürk kitabı satar bilmem kaç bin liraya, bu adamı bir de savunurlar. Ötekisi dinle kuranla kandırır insanları. Bu insanların birbirinden farkı yok iki taraf da aynı cinsi latif. Birisi büyük oyunu görür, ötekisi de büyük oyunu görenlerle dalga geçer çünkü büyük oyun numaralarını yemez aslan külyutmaz. Bu aralar bir de aşı tantanası çıktı. Türkiye’de insanların birçoğu kimliksizdir. O yüzden basit kimlikler çok iş görür. Bu asi karşıtı olmak da olabilir, parti mensubu olmak da olabilir, Mercedes sahibi olmak da olabilir. Bu topraklarda insanın bireyin ismi yoktur. Paranın ve gücün adı vardır, kullar da buna tapar. Kadını da tapar erkeği de tapar. Dünyanın başka hiçbir yerinde üniversiteye koca bulmak için giden kadın görmedim ben. Bu Türkiye’ye mahsus bir şeydir. Çünkü Dünya’da üniversite denen şey paralı. Burada bedava olunca işte şımarıklık yapıyor insanlar. “Almanya’da da bedava” diyenler çıkar. Almanya’da üniversiteye gir de göreyim derim. Almanya’da üniversite öğrencisi sayısı 3 milyon, nüfusu 83 milyon. Kısacası almanlar kim üniversiteye gidecek seçiyorlar. Gimnazyuma gidemeyen zaten üniversiteye girmesi yasak. Türkiye’de herkes üniversite mezunu. Vicdanlarınıza sesleniyorum kaçınız “üniversiteye gir de gerekirse iş bulama, yeter ki gir” lafını duymadı? Bizim ülke garip bir yerdir, üniversiteye gir de gerekirse işsiz kal lafının edildiği dünyadaki tek yerdir. Eğitim alman, kendini geliştirmen önemli değil, öyle görünmen önemlidir. Türkiye’de ne olduğun değil, nasıl göründüğün önemlidir.

Bu ülkenin doğru iş yapacak insanları var. Fakat Türk halkı bu insanları işte pasif görüyor. Eğitimli insana karşı bir alerjisi var. Kısacası istemiyor ya iyi olmak Türk halkı gerçekten istemiyor. Çünkü kendisine bir bakıyor, biliyor kendisinin ne olduğunu, öte yandan bir de kendini geliştirmiş olana bakıyor. En azından ülkenin bu berbat durumunda aralarında ciddi fark yok fakat ülke ilerlerse kendisi görece ötekine göre daha az ilerleyeceğini düşündüğü için istemiyor ülke ilerlesin. Aradaki fark açılsın istemiyor. Bu aynı sınava çalışan öğrenci ile çalışmayan öğrenci arasındaki ilişki gibi. Sınav olsun istemiyor çalışmayan öğrenci. Fakat bilmiyor ki bu ülke yıkıldığı zaman, İngiliz geldiği zaman o da bu iyileri seçecek ve geri kalanı köle yapacak. Asıl aradaki fark o zaman ortaya çıkacak hem de çok daha beter haliyle. İşte bu olmasın diye de bu sefer işte canı pahasına ülkeyi savunuyor. Sırf rezalet ortaya çıkmasın diye. Türk halkı böyle bir halk işte. Teyfik Neyzen demiş, Türk halkı gariptir, ibne dersin kaldırmaz da sikersin aldırmaz diye. Bu 100 yıl önce de böyleydi, bugün de böyle.

Bundan tek bir kurtuluş yolu var, özeleştiri yapıp, herkesin önce kendisini düzeltmesi sonra da bu tür pislik insanları sosyal alandan kapı dışarı etmesi. Bu iki unsur yapıldığı zaman toplum daha steril hale gelir, eğer birey fakirliğini kabul ederse buna çözüm arar. İlk çözümlerden biri de ülkenin doğru düzgün, hukuka uygun ve demokratik şekilde yönetilmesi olduğunu görecektir. Bunu kim vadediyorsa onda şansını dener. Şansı iyi değerlendiremedi mi ötesini dener. Fakat yalan ile doğruyu da ayırt edecek işte halk. Ekonomi uçuyor dedikçe tam aksi şekilde battı. Ülkenin bazı projelerini senin sevmediğin parti yapıyor diye kötülemeyeceksin. O işler başarıldığında da bütün mimarı o parti demeyeceksin. Bugün savaş uçağı projesinde de araba projesinde de terörist denen çocuklar çalışıyor. Devlet de bu nankörlüğü yapmayacak. Aselsan bugün ODTÜ öğrencisi dolu. Bundan 8 sene önce ODTÜ’ye Yunan ile harbe girer gibi girdi bu devlet. Çocukların kafasına gaz fişeği attılar. Ne o Türk polisi? Helal olsun. Buna sesini çıkarmayan da suçlu, o gaz fişeğini kendi vatandaşının kafasına doğrultup ateş eden de suçlu. Milgram deneyinin kobayları gibi davranmanın anlamı yok.

Bunları etrafınıza anlatın, usanmadan anlatın, eğer bu şekilde devam ederse bu ülke dağılır. Bundan 1.5 sene önce Türkiye ile ABD Suriye’de savaşabilir dediğimde beni CİMER’e şikayet eden beyinsiz gibi olmayın. İnsanları umutsuzluğa sürüklüyormuşum, bahanesi de bu. Kafatasının içinde beyin yerine çift çekilmiş kıyma olan mahlukatlar işte bu ülkenin hesapta vatanseverleri. Kifayetsiz muhteris dediğimiz insanlar bunlar işte. Kişisel olarak bana saldırmanız sizin hayatınızı iyi yapmaz, benim hayatımı da kötü yapmaz. O yüzden basit bir şey söylüyorum, eksiklik ne işe kabul edilecek, o eksiklik giderilmesi için de aksiyon alınacak. Bunun başka yolu yok. Ne bir gün biri kapıyı çalıp da “Sen osun, sen özelsin, hoş geldin, seni bekliyorduk.” böyle bir şey demeyecek yani ya da biri gelip de “Seni CEO yaptık.” demeyecek.

Written By

Vitruvius Kadını

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

.

Bunları da beğenebilirsiniz

Econ 101

Enflasyon hakkında konuşmadan önce aslında nominal varlık – reel varlık nedir bunun bir ayrımını yaparak başlamak gerekiyor. Nominal varlık nedir diye anlatmadan önce de...

BIST

Geçtiğimiz sene 2021 ve hatta 2020‘nin devamı gibi olduğu için 2020‘den bu yana düşünmek daha doğru olacaktır, dünya borsalarında ilginç hareketler gördük. Bundan tabii...

Ekonomi

Türkiye’de konservatif kapital, yani konservatif kafanın, zihniyetin elindeki sermaye 21. yüzyıl ideallerini anlamanın çok uzağında olduğundan kendisini 21. yüzyılın ikinci yarısına atmayı başaramayacak. Bunun...

Felsefe

Klasik dönem felsefecilerinden Platon ve Aristoteles‘in insan-topluluk-devlet anlayışı üzerinden siyaset nedir, neden yapılır, neden yapılmalıdır gibi konuları konuşacağımız bir yazı olacak. Bunu anlatırken de...

Finans

Bu yazı daha önce başka bir yerde yayınlanmamış, direkt olarak Postevre’ye yazılmış bir yazı olacak ve konumuz da DeFi yani Merkeziyetsiz Finans. DeFi denen...

Econ 101

Enflasyonist ortamda paranın değerini korumak için yapılması gerekenler tarafında bu sefer daha özele inip borsa yatırımı enflasyonist ortamda iyi bir fikir midir konusunu tartışmamız...

Econ 101

Merkez bankaları bulundukları ülke piyasanın sorunsuz işlemesi için gerekli para arzını ve akışını kontrol eden bağımsız kurumlar olarak ortaya çıkmışlardır. Bu yazıda merkez bankacılığı...

Sosyoloji

Politikayı küçümseyen ya da bir kenara koyan her birey profesyonel hayatında kaybetmeye mahkumdur, hadi hadi kayıp demeyelim de büyük bir potansiyelin kaybı diyelim buna....

Sitemizde bulunan toplam yazı sayısı: 54