Connect with us

Hi, what are you looking for?

Enflasyon Borsa İlişkisi
istock

Econ 101

Okunma Süresi: 5 Dakika

Enflasyon Borsa İlişkisi

Enflasyonist ortamda paranın değerini korumak için yapılması gerekenler tarafında bu sefer daha özele inip borsa yatırımı enflasyonist ortamda iyi bir fikir midir konusunu tartışmamız gerekiyor. Enflasyondan korunmak için yapılması gerekenler başlıklı yazımızda ayrıntılı olarak neler yapılması gerektiğini konuştgumuz için direkt olarak nominal varlık ve reel varlık noktasından başlayarak, konuyu borsa yatırımcılığına getirebiliriz. Hisse senetleri reel varlık sınıfına girerler bu da şu demektir: paranın üzerinde sayısal bir değer vardır, örneğin, 100 olsun bu değer. Bu 100 ile ne alınabileceği zaman içerisinde değişir. Hisse senedi parayla satın alındığı için de dolayısıyla bir tür maldir. Hisse senedinin borsa fiyatı da zaman içerisinde değişebilir fakat bu hisse senedinin bir varlık cinsi olmadığı anlamına gelmez, sadece o anda o markette yani borsada nasıl fiyatlandığı ile alakası vardır. Aslında burada özellikle hisse senetlerinin fiyatlanmaları üzerinde konuşurken genel olarak, bu fiyatlanmaların olması gerekenden saptıkları durumları incelerken, konuyu enflasyonist ortama getireceğiz ve konu çok net bir şekilde anlaşılacak. Fazla da uzatmadan yapacağız bunu.

Kısa bir hikaye ile başlayalım, diyelim ki bir iş kurdunuz, ne olduğu önemli değil, bu işi kurarkenden belli bir masrafa girdiniz, iş yeriniz için ekipman aldınız, ofis satın aldınız, ve iş gücü olarak, emek harcadınız. Direkt parasal olarak yaptığınız yatırım 1.000.000 TL olsun. Bu ise de iki ortak girdiğinizi düşünelim. Diğer ortağınız her gün bu kurduğunuz işin değerini ölçmek gibi garip bir huyu olduğunu düşünün. Bir gün geliyor diyor ki “bu iş yeri 750.000 eder”, aradan 2 hafta geçiyor “burası aslında 1.200.000 eder” gibi durmadan kafasına göre bir fiyat belirlediğini düşünün. Bu iş yerini kurarken sizin yaptığınız yatırım belli ve şirketin aslında ederinin ne olduğunu gayet iyi biliyorsunuz, fakat bu ortağınız böyle garip fiyatlamalar ile karşınıza çıkıyor. Bu durumda ne yapardınız? Muhtemelen, daha işe başlarken toplam 1.000.000 harcadığınız ise ertesi hafta 750.000 TL diyorsa bu ortağınız “e sat bana o zaman” dersiniz değil mi? Belki de 750.000 TL cazip gelmiyorsa size, bu şirketin o kadar etmeyeceğinden değil, tamamen sizin o anki risk iştahınız ve finansal durumunuzla ilgilidir, belki 650.000 TL bir anda cazip hale gelebilir. Benzer şekilde de eğer aradan 1 ay geçtikten sonra da şirket için 1.500.000 milyon eder gibi bir değerleme ile geliyorsa “e iyi al o zaman” demeniz gerekir.

Burada işte dikkat edilecek birkaç unsur var tabii ki bunlardan ilki, Türkiye gibi parasının değerini korumayı beceremeyen ekonomi yönetimlerinin olduğu ülkelerde fiyat enflasyonu söz konusu olur. Bu en basit manada o an üzerinde 100 yazan banknot ile satın alınan şeyin daha sonra satın alınamamasıdır. Örneğin, bir tane 100 yazan banknot ile değil de 2 tane 100 yazan banknot ile alınabildiğini düşünelim. Bu da %100 enflasyon anlamına gelir, daha önceden aldığımız şeyin fiyatı iki katına çıkmıştır. Bu noktada, bizim ortağımız, şirket içinn 1.500.000 TL teklif ediyorsa tabii ki aslında biz nominal olarak yani sayısal büyüklük olarak daha fazla bir paraya bu işlemi yapıyor gibi görünmemize rağmen, alım gücü cinsinden üçte birlik bir zarara uğruyoruz demektir. Şu halde bizim şirketimizi 2.000.000 TL gibi bir değerlemeye bile yanaşmamamız gerekir, çünkü daha önce bizim cazip fiyat 1.500.000 TL idi bunun yeni fiyatı da 3.000.000 olmalı anlamına gelir. Çünkü %100 fiyat enflasyonu söz konusudur.

Borsa fiyatlamalarında hisse senetleri enflasyonist ortamdan kısa vadede dengesiz hareket edebilirler hatta hiç tepki vermeyebilirler bile, fakat uzun vadede daima paranın değerini korurlar. Burada asıl olan orta vade planlardır. Orta vadede enflasyonist ortamda hisse senetleri borsa değerlerini koruma yolunda bir dönem ciddi bir atak yaparlar. Bu atak tabii ki çok dengesiz olur ve aşırı fiyatlanmaya mahal verebilir. Burada dikkat edilecek şey de aynı yukarıdaki örnekteki gibi satın alınacak hisse senedinin ederinin ne olduğunu iyi bilmekten geçtiğini akıldan çıkarmamak gerekir. Kabaca bunun ölçümü iki şekilde yapılır:

  1. Fiyat/Kazanç Oranı
  2. Piyasa Değeri/Defter Değeri

Bunlardan ilki F/K diye kısaltılan Fiyat/Kazanç oranı, şirketin gelecekteki muhtemel perfomansını fiyatlayan bir orandır. İkincisi ise şirketin o andaki gerçek ederi, yani şirketi bütün mal varlığı ne varsa kasasındaki para, stoklarındaki mal, ofisler, binalar, arsalar her şey dahil, satılsa, hisse sahiplerine ödenecek meblağ ile borsada işlem gördüğü fiyatın birbirine oranıdır. Eğer bu değer 1’den küçükse, o şirketin satılması halinde hissedarların daha fazla para alacağı anlamına gelir. Bu tür şirketler borsalarda vardır, her PD/DD değeri 1’in altında olan şirketin ucuz olmadığını da bilmek gerekir, fakat bu konu bu oturumun konusu değil. F/K tarafına gelindiğinde ise, hisse başına, şirketin piyasa fiyatının şirketin yıllıklandırılmış kârına (son 4 çeyrekte ettiği kârların toplamı) oranıdır. Bu da kabaca, diyelim ki bir şirketin yıllıklandırılmış hisse başına karı 3 TL olsun, o sırada hissenin borsadaki fiyatı da 9 TL ise, F/K 3 yıl olacaktır. Fiyatı 9 TL, bir yılda da 3 TL kazanıyor, dolayısıyla bu şirket 9 TL’yi 3 yılda kazanacaktır, eğer aynı karlılığı devam ettirebilirse. Zaten şeytan da burada gizlidir. Bu karını devam ettirebilirse! Fiyat enflasyonu yaşanan bir ülkede, tabii ki bu bir yıl geriden gelen rakamlar, her yeni çeyrekte, şişecektir, inflate olacaktır, inflation olacaktır, yani enflasyon olacağından, F/K çok hızlı şekilde düşecektir. Şirket aynı üretimi yaparak bu sefer 6 TL kar edecek, F/K da 1.5’a düşecektir. F/K oranının düşmesi dönemlik olabilir fakat uzun vadede kendi alışık olunan ortalamalarına dönecektir. Bu yüzden bütün dünyada sektörelere has F/K oranları hesaplanır. Mesela bu nasıl para kazanıp patlayacağı belli olmayan teknoloji şirketleri için 40 yıl olabilirken, her türlü girdisi çıktığı çok net hesaplanabilen bankalar için 10 olabilir. Bir ülke de genel olarak dünyayla kıyaslandığında nasıl fiyatlanıyor anlamak için de bu oranlara bakılır. Örneğin bankacılık için dünya F/K oranı 10-13 yıl iken Türkiye’de bu 2.5-3 yıl olarak fiyatlanmaktadır. Bu da aynı yukarıdaki o garip ortağımızın ara ara çıkıp bize saçma sapan fiyatlar söylemesine karşılık gelir. Bugün Türkiye’de bankalar %75 civarında iskontoludur. Bu saçma fiyatlama bugün için geçerli iken belki ülkedeki siyasi gerginlik dindiği zaman ve Türkiye dışişlerinde daha kestirilebilir ve öngörülebilir bir ülke olduğu zaman, hukuka dayanan bir yönetim anlayışına tabi olduğu zaman, kısacası güvenilir olduğu zaman dünya ortalamalarına yaklaşacaktır zamanla. Fakat garip bir şekilde de bu ortalamaların iki katı üzerine de çıkarsa bu da bir balon oluşturmaya başladığı anlamına gelecektir.

Enflasyon olan ülkelerde borsa yatırımı yapılır mı? gibi bir soruya verilecek cevabın, genel olarak “hisse senedine yatırım yapmalı mıyız?” sorusuna verilecek cevaptan çok da farklı olmadığını söylemek yerinde olabilir. Çünkü burada asıl konu yatırım yapacak olan kişinin risk profilinin ne olduğudur. Örneğin bugün 89 yasındaki birinin hisse senedi yatırımı yapması çok risklidir. Herhangi bir durumda terste kalındığında tekrar o kaybedilen paranın geri kazanılması, alım gücü eşdeğeri bir geri kazanımdan bahsediyoruz, birkaç yıl alabilir. Bu noktada da tabii ki kimsenin ne kadar yaşacağını bilemeyiz fakat 89 yasında biri için 4-5 yıllık bir bekleme süreci, 18 yasındaki biri için aynı anlama gelmeyecektir. O yüzden hisse senedi yatırımcılığı konusuda en önemli unsurlardan biri kişinin kendisidir. Bunun içinde yaşı, işi, geliri, risk iştahı ve beklentileri gibi bileşenlerden oluşur. Enflasyonist ortamda da dikkat edilecek noktanın, F/K oranlarının çok hızlı değişeceği ve bunun da piyasanın uzmanları tarafından bilinmesidir. O yüzden kısa vadede ciddi hareketler olabilir, bu hareketler de kısa vadeci diye adlandırılan, yatırımdan ziyade vur kaç yapmayı sevenlerin ilgisini çekebilir. Orta vadede de piyasa ya uzun vade fiyatlamalara yakınsayacaktır ya da gözle görülür bir alım ya da satım fisati sunacaktır. Yani ya enflasyon yüzünden olması gerekenden çok sapmış aşırı alım ya da aşırı satım durumu söz konusu olmuş olacaktır. Bu noktada da ileride avantaj sağlayacak hisseleri bulmak yatırımcının kendi becerisine kalmıştır. Enflasyonist ortamda borsalar için denilecebilecek belki de en kesin şey, hisse senedi piyasalarının çok dalgalı olduğudur. Bu dalgalarda midesi kuvvetli olan iyi para kazanır. Bu dalgalarda sörf yapmayı bilmeyip büyük risk alanları ya da uzun süre dokunmayabilecekleri bir para ile yatırım yapmayanları da yutacaktır.

Written By

Vitruvius Kadını

2 Comments

2 Comments

  1. Pingback: FED'in Faiz Arttırmasının Global Piyasalara Etkisi - Post Evre

  2. Pingback: Temettü Emekliliği Hakkında Bilinmeyenler - Post Evre

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

.

Bunları da beğenebilirsiniz

Econ 101

Enflasyon hakkında konuşmadan önce aslında nominal varlık – reel varlık nedir bunun bir ayrımını yaparak başlamak gerekiyor. Nominal varlık nedir diye anlatmadan önce de...

BIST

Geçtiğimiz sene 2021 ve hatta 2020‘nin devamı gibi olduğu için 2020‘den bu yana düşünmek daha doğru olacaktır, dünya borsalarında ilginç hareketler gördük. Bundan tabii...

Ekonomi

Türkiye’de konservatif kapital, yani konservatif kafanın, zihniyetin elindeki sermaye 21. yüzyıl ideallerini anlamanın çok uzağında olduğundan kendisini 21. yüzyılın ikinci yarısına atmayı başaramayacak. Bunun...

Felsefe

Klasik dönem felsefecilerinden Platon ve Aristoteles‘in insan-topluluk-devlet anlayışı üzerinden siyaset nedir, neden yapılır, neden yapılmalıdır gibi konuları konuşacağımız bir yazı olacak. Bunu anlatırken de...

Finans

Bu yazı daha önce başka bir yerde yayınlanmamış, direkt olarak Postevre’ye yazılmış bir yazı olacak ve konumuz da DeFi yani Merkeziyetsiz Finans. DeFi denen...

Econ 101

Merkez bankaları bulundukları ülke piyasanın sorunsuz işlemesi için gerekli para arzını ve akışını kontrol eden bağımsız kurumlar olarak ortaya çıkmışlardır. Bu yazıda merkez bankacılığı...

Sosyoloji

Ta en başta söyleyeyim bu bir fütürizm yazısı değildir, fütürizmi 21. yüzyıl kıraathane muhabbeti olarak görüyorum. Ne o öyle yok sene 3487, galaktik otobanlar...

Sosyoloji

Politikayı küçümseyen ya da bir kenara koyan her birey profesyonel hayatında kaybetmeye mahkumdur, hadi hadi kayıp demeyelim de büyük bir potansiyelin kaybı diyelim buna....

Sitemizde bulunan toplam yazı sayısı: 54