Connect with us

Hi, what are you looking for?

Tarım Dışı İstihdam Verisi Ne Demek
ABD Tarım Dışı İstihdam Verisi

Econ 101

Okunma Süresi: 10 Dakika

Tarım Dışı İstihdam Verisi Aslında Ne Demek?

Merkez bankaları bulundukları ülke piyasanın sorunsuz işlemesi için gerekli para arzını ve akışını kontrol eden bağımsız kurumlar olarak ortaya çıkmışlardır. Bu yazıda merkez bankacılığı ya da özel bankacılık hakkında derinlemesine bilgi vermeden tarım dışı istihdam, nonfarm payroll, verisi nedir konusunu inceleyeceğiz, bu yüzden bu yazıyı okumadan önce de merkez bankacılığı ve özel bankacılık konularında da temel bilgilere sahip olunması iyi olacaktır. Dünyada merkez bankalarının tek görevi politika faizini belirlemektir. Yani merkez bankaları dağıtımından mesul olduğu o ülkenin egemenlik alanı içerisindeki ekonomik aktivitelerin gerçekleşebilmesi için piyasanın ihtiyaç duyduğu paranın faizini belirler, bunu maçın başlangıç düdüğü ardından gerçekleşen başlama vuruşu olarak düşünebiliriz. Maçın düdüğü ise o devletin kurulduğunun ilan edilmesidir. Daha sonra merkez bankasından para alarak borçlanan özel bankalar bu parayı bizzat piyasaya dağıtırlar, -bunu da başlama vuruşundan sonra pası alan oyuncunun ilk atağı başlatmak için yaptığı vuruş olarak düşünebiliriz-, daha sonra da özel bankalar bu borçlarının vadesi geldiğinde faiziyle beraber borçlarını merkez bankasına geri öderler, çünkü tahvillerin vadesi dolmuştur. Çoğu zaman borcu öderken nasıl olsa tekrar borçlanacağı için, sadece faizler ödenir, yeni tahviller alınır ve bu şekilde aynı bir tarlayı sular gibi, piyasaları para ile sular merkez bankası, özel bankalar aracılığıyla. Merkez bankalarının beklentisi de aynı çiftçinin suladığı tarlada ekilen tohumların filizlenmesi beklemesi gibi ekonominin canlanmasıdır, amacı budur çünkü, piyasanın sağlıklı bir şekilde işlemesi yani. Peki ekonominin canlandığını nasıl anlar merkez bankası? Bunun birçok farklı metodu var, bunlardan biri sanayi kapasite kullanım oranı olabilir, enerji sarfiyatı olabilir. Fakat bir tanesi vardır ki en temiz, en az bağımsız değişken içeren, en yalın veridir, bu da tarım dışı istihdam verisidir. Denklem şu şekilde çalışır, basitçe, ekonomi iyiyse, istihdam (neden tarım dışı istihdam geleceğiz) artar. İşler iyiyse, ekonomi iyidir, iş sahipleri daha çok para kazanmak için, daha çok istihdam yaratırlar. Bunu şöyle düşmek mümkün, bir bakkal dükkanı düşünelim, genel olarak ekonomi çok iyi olsun, yani işler iyi gidiyor, müşteri bol, dolayısıyla o bakkal dükkanını işleten şahıs manav reyonunu büyütmek istesin, fakat artık bütün işlere kendisi yetişemeyeceğinden manav reyonunun başına bir manav alıp çalıştırmak istemiş olsun. Bunu benzer şekilde, bir soğuk içecek dolabının başına, bir de evlere servis yapacak iki eleman daha alması şeklinde geliştirelim. Bunu bir bakkal yapıyorsa eğer bu ekonomik iyileşme sadece o bakkal için değilse, ki değildir, diğer bakkallar için de söz konusu olacaktır. Bu şekilde genel olarak istihdam artar. Bakkalda ise giren manav artış bir iş sahibi olduğu için ay sonunda eşi ve çocuklarıyla restorana yemek yemeye gidebilir hale gelir, bu manav arkadaş gibi yine birçok yeni müşteri oluştuğundan restoran servisi yetiştirmek için yeni garson istihdam etmek zorunda kalacaktır. Kısacası mal ve hizmet üretimi artmıştır. Ortada bir para bolluğu söz konusu olmuştur.

Bu restoran sahiplerinden birini de risk alma yolunda ilerlediğini düşünelim, işlerini büyütmek için yeni bir şube açmayı planlar fakat elinde yeterli para yoktur. Bunun için de banka kredisi ile yeni bir dükkan açma yoluna gider. Çünkü nakit akışı o dönem içerisinde kuvvetlidir ve kredinin borçları yeni restoranın gelirleri ve sahibi olduğu olduğu restoranın gelirleri ile birlikte rahatlıkla ödenebilir durumdadır. Fakat bunu yaparken  bu restoran sahibi biraz daha kemerleri sıkmak zorundadır, çünkü kredi borcu yüksektir. Dolayısıyla tüketim tarafında biraz fren yapmak zorundadır. Buradaki mükemmel ilişkiyi görebiliyoruz değil mi? Bu ekonomik ilerleme ve gelişme durumu başta olduğu gibi öyle sürgit şekilde ilerlemez. Daha önce bakkalda manav reyonuna giren, restoranda garson olarak ise başlayan insanlar tüketime katılırken, bu sefer işlerini büyütmek adına, o bakkal dükkanı sahibi ve restoran sahibi aslında tüketimini azaltmak zorundadır. Evet işlerini büyütmek için en nihayetinde bir tüketim yapmışlardır fakat bu yatırımı borçlanarak yaptıkları için aslında piyasadan bir şekilde başka bir yere (bankaya) para sızmasına sebep olarak yapmışlardır. Yani normalde olandan daha pahalı mâl etmişlerdir bu yatırımı. Eğer bu çok fazla ve kontrol şekilde olursa ekonomide çöküş yaşanır. Çarklar dönmezse borçlar ödenemez. Bu da sudden stop diye adlandırılan, ani durmayı getirir ki bu aynı bir nükleer santralin chain reaction denen, bir atomun parçalanıp, saçtığı parçacıkların diğer bir atomun çekirdeğini parçalamasına sebep olması silsilesi olayı gibi, reaksiyon bir durduğu zaman kolay kolay başlatılamaz tekrardan. Hatta ekonomiyi tekrardan başlatmak çok daha zor ve maliyetli bir iştir. Bunun için mega para arzı, QE, yapması gerekir merkez bankalarının. 2008 mortgage, subprime krizi sonrası yaşanan şey de bu olmuştu. FED mega bir QE yani qunatitative easing, yani parasal genişlemeye gitmişti. O kadar çok para arzı yapıldı ki algılarda değersizleşen para artık zihinlerde “kaybetmesek ne olur ya” hissi yaratıp, risk sermayesi haline gelip, başka girişimcilerin işlerinde ihtiyaç duydukları sermaye haline gelerek, ekonomiyi canlandırmaya başlamıştır. Bunu da ABD, 1929 Büyük Buhranı sonrası öğrenmiş tabii ki neredeyse ve 1929 buhranından 30 sene sonra bile o ekonomik krizin etkilerini yaşıyordu ABD ve bu yüzden “ayakta duramıyorsa batsın” mantığının çok yanlış olduğunu, ekonomiyi durma noktasına getirmenin öyle piyasa adına hiç de iyi bir şey olmadığını anlamasıyla sonuçlanmıştır. Bugün aynı mantıkla Japonya’da birçok zombi şirketin olmasının sebebi de budur. Evet zombiler, kâr etmiyorlar fakat bir şekilde nakit akışı sağlıyorlar, yalnız bu akış sonucunda zarar ediyorlar. Bunu da bir şekilde Japonya kamu tarafından borçlanarak fonluyor. Öteki türlü bu şirketleri batırırlarsa, bugün belki dünyaca meşhur markaların tarihe gömülmesi ve onca know how’un da onlarla birlikte mezarar girmesi anlamına gelebilir. Belki gelmeyebilir de fakat bu risk hadi bakalım ne olacak mantığı ile alınacak bir risk kesinlikle değil. Kısacası anlıyoruz ki tarım dışı istihdam verisi ekonominin hızını anlamak adına kullanılabilecek yorumlanması çok basit ve net bir veridir. “Bu ay kaç yeni kişi  iş sahibi oldu” sayısıdır. Bunun tarım dışı istihdam olarak adlandırılmasının sebebi de tarım denen sektör, nispeten mevsimselliğe çok açıktır, o yüzden onların ise girip çıkmaları verileri çok dalgalandırır, bunun da bir anlamı yoktur verilerde gürültü yaratmaktan başka, o yüzden daha kemik, daha temel veri olarak tarım işçilerininin istihdamının genel istihdamdan çıkarılmış hali ile kullanılır bu veri. Sonuçta onlar tarlada ekim zaman ise girerler, ekim bittikten sonra işten ayrılırlar, hasat gelince bir daha işe girerler, hasat bitince yine çıkarlar. Bir nevi vektör toplamı sıfırdır yıllık bazda. Halbuki bu veride aranan şey yıllık bazda azalma ya da artma var mı yok mu bunu anlamak olduğu için, yıldan yıla ekonominin nasıl ilerlediğini anlamak için, bu yüzden tarım işçileri bu veri havuzuna dahil edilmez, çıkarılır.

istock

Dünyada merkez banklarının tek görevinin faizleri ayarlamak olduğunu söylemiştik. Bunun tek istisnası Amerikan Merkez Bankası’dır. FED aynı anda hem faizleri hem de tarım dışı istihdam hedefini tutturmak ile sorumludur. Bunun sebebini de şöyle açıklamak mümkün: bir merkez bankası, ekonomiyi canlandırmak için diyelim ki faizleri indirdi, başladı beklemeye, ekonomi canlandı diyelim, peki tam olarak ne zaman faizleri geri arttırması gerekir? Ya da faizleri bir noktada arttırması şart mıdır? Ekonomi ne kadar hızlanınca bu yukarıda bahsettiğimiz, aşırı borçlanma sonucu ekonominin çarklarının çok fazla işinip yamulmaya başlayarak, sitemin stabilitesini bozmaya, (enflasyon), başlar? Bunun böyle olacağını önceden nasıl anlarız? Özel bankaların ne kadar kredi dağıttıklarından anlayabilir miyiz? Bu rakamlar sonuçta nominal değerler, bize pek bir şey söylemezler. Yani bugün Türkiye için 10 milyar dolar büyük bir para iken ABD için hiçbir şeydir. “e tamam onlar için de 500 milyar dolar büyük para!” Acaba öyle mi? Belki 1 trilyon dolar o seviye, belki 1.2 triyon, tam oalrak bilmek ya da hesaplamak mümkün değildir. Frene erken basılırsa, ekonomi erken yavaşlatılırsa bu sefer hızlandırmak için faizleri daha da indirecek alan da kalmadığı durumda ne olacak? Dikkat edilirse bu oyun ince bir buz tabakası üzerinde dans etmeye benzer. Hem de bazen aynı İspanyolların yumurta topuk ayakkabılaryla zemine tak tak vurarak edilen flamenco performansları sırasında ettikleri danslar gibi bir dans etmek zorunda kalınır. Fakat o buz tabakası kırılmamalıdır, kırıldığı zaman suçlu suçsuz herkes göle düşer. Anladık, kredi miktarı bize bir şey söylüyor ama yeteri kadar hassas değil, ancak kritik seviyelerde yani aşırı noktalarda bir şeyler söylüyor o zaman iş işten geçmiş oluyor. Peki sanayi kapasite kullanım oranı? Belki kapasite arttırma gereken bir dönemdedir o ülke, gerçekten sıçrama yapması gereken bir dönemdedir. Bu tür elektrik kullanım oranı, sanayi kullanım oranı gibi şeyler de nominaldir, yani oran olarak tam kapasite olabilir belki fakat o kapasite sabit değildir, büyütülebilir. Bazen büyüme gerekir çünkü. Buradaki elle tutulur bir veri sunan tek istatistik istihdam verisidir. İstihdam artıyor mu azalıyor mu ona göre, FED faizleri indirir ya da çıkarır, enflasyonu dengelemek amacıyla. Bu aynı gaz, fren debriyaj gibidir. Hatta, otobüslerdeki gibi, gaz, debriyaj, ayak freni, egzost freni, retarder, motor freni vs. gibi çok fazla fren vardır, çünkü gaz tek başına ilerleme için yeterlidir fakat yavaşlatmanın hızı çok önemlidir. Mesela en klasik fren, faiz arttırımıdır. Direkt olarak ekonomiyi yavaşlatır, çünkü borçlanma maliyeti artar. Bu yetmez ise, piyasadan para çekilir, buna da QT denir, yani quantitative tightening, piyasada para azalırsa, paranın değeri çok artar, maliyeti de daha fazla artar. Dolayısıyla paraya ihtiyacı olan insanlar, bu ihtiyaçlarını ertelerler. Kısacası o parayı harcamazlar.

Burada şu ince ayrıntı çok önemlidir: Bir ekonomide parasal genişleme sonucunda, ekonomi hızlanıp da istihdamın artmaması gibi bir durum olabilir mi? İşte tam da bu yüzden FED enflasyonu engellemek yani faizleri belirlemek ve tarım dışı istihdam hedeflerini de tutturmak sorumluluklarının ikisini birden yüklenir. Çünkü ideal denklem budur, neden? Ekonomi büyüyecek ve ekonomi büyürken refah yaratarak büyüyecek. Ekonomi büyürken, istihdam artmıyorsa, burada refah eşit dağılmıyor demektir ve bu büyüme sürdürülebilir değil anlamına gelir. Yani üretilen artı değer sadece birilerinin cebine giriyor demektir. Dolayısıyla, eline yeterli para geçmeyen, yani işsiz kesim, bir noktadan sonra ekonomi dışı kalır ve ekonominin büyümesi için gerekli olan tüketim sağlanamaz. Bu yüzden de ekonomi kendi kendisini bitirir. Bugün bu benzerini 2005-2011, belki 2012 arasında yaşanan ekonomik büyümenin bugün Türkiye’ye hiçbir faydasının olmadığını görmemiz bu yüzdendir. İşte tam da bu noktada neden tarım dışı istihdam olduğunu da çok iyi anlıyoruz. Çünkü Türkiye o dönemlerde inşaat sektörü ile büyüme yoluna gitmişti. İnşaat sektörü, aslında taahhüt işi, proje bazlı çalıştığı için, tarım istihdamına benzer bir istihdam yaratır, yani proje bitince iş de biter, sürekli değildir. Türkiye bu büyüme devam ettiği sürece, suni bir istihdam yaratmıştır, fakat bu projeler tekrardan yapılamayacak noktaya geldiği zaman, bu istihdam kayıp olmuştur, aynı tarımdaki işçilerin, mevsimsel çalışmaları gibi. Dolayısıyla, Türkiye’deki ekonomik büyüme refah oluşturamamıştır ve bu da büyümeyi bir noktada durdurmuştur. Çünkü işsiz kesim harcayamaz hale gelmiştir.

ABD Merkez Bankası’nın bu denklemi ya da sistemi nasıl çalışır? Bu sistemi aynı simit şeklinde bir tür su tesisati gibi düşünelim, simit şeklinde çünkü para dönüp dolaşıp çıktığı yere geri gelsin, fakat bu simitin bazı noktalarında borularının çaplarının değiştirilebildiğini düşünelim, çünkü paranın akış hızı değiştirilebilsin. Bu ayarlardan biri faiz, bir diğeri asıl kaynak, para arzı, yani suyun kendisinin pompalanmasıdır. Bu simit şeklindeki tesisata da ilk olarak özel bankalar bağlıdır, daha sonra bankalara da sektörler. Dolayısıyla dendiritik bir yapı oluşur, aynı vücudumuzdaki ana damarlar ve kılcal damarlar gibi. Tesisatın sonunda da maaşlı çalışan insanlar vardır, para onlara en son ulaşır, ve çok az miktarlarda ulaşır. Bu insanlar da kazandıkları parayı harcayarak sisteme geri koyarlar parayı, böylece para daima kapalı bir devre içerisinde devir-daim içerisindedir. Burada sisteme yoktan para sokup çıkarma hakkı bir tek merkez bankasının elindedir. Bir de dolaylı yoldan özel bankalar, kredi verme yoluyla para yaratma hakkına sahiptirler, bunun adına da kısmi rezerv bankacılığı denir, bu konuya burada girmeyeceğiz, yukarıda bahsedilen yazılarda bu konu ayrıntılı şekilde anlatılıyor. Bir de borsalar vardır, borsalarda, secondary market denir, ikincil piyasalarda yani, insanların birbirlerine çeşitli kağıtları sattıkları yerler, buralarda alınıp satılan kağıtların değerleri değiştiğinden, o değerler paraya çevrilip realize edilmeden önce para orada nominal olarak genişler ya da daralır. Borsalarda genellikle para buharlaştırılır, sonuçta hisse senedi buharlaşmaz fakat onun değeri düşer, evet belli bir süreliğine düşer fakat o para o zararı realize etmemek için o hisse senedinde kalır, orada taş olur. Sonuçta sistemde dolaşmayan para ekonomiyi ısıtmaz, aksine soğutur. Faizler de çünkü aynı işlevi görür. Faizler yüksek ise, iki şekilde, bir paraya ihtiyacı olan o parayı borçlanmaz, iki elinde parası olan o parayı iş yatırımında kullanmaz onun yerine faize park eder. Bu yüzden faizlerin indirilip yükseltilmesi ekonominin hızını müthiş etkiler. Bunlar tabii ki sağlıklı ve güvenilir piyasalar için geçerlidir. Türküye’de böyle bir özenden bahsedemeyiz. O yüzden Türkiye ekonomik olarak bir kabile devleti standartlarındaki bir piyasaya sahiptir.

istock

Tarım dışı istihdam verileri gelince peki FED ne yapar? Örneğin, geçtiğimiz günlerde beklenenden çok fazla geldi istihdam verileri, bu bazen, morallerin bozuk olmasından dolayı, beklentinin düşük olması ile beklenenden yüksek gelmesi durumu olabilirken, bazen de artık doygunluk var daha da artmaz düşüncesiyle beklentinin düşük olup, buna rağmen beklenenden fazla istihdam olması durumu olabilir. İkincisi gibi bir durumda FED bunu “oh ne iyi” diye düşünmez, “ekonomi hızlanıyor” diye düşünür, ve yukarıda bahsettiğimiz piyasanın çarklarının sıcaktan eğilip bükülme raddesine gelmeden soğutma sularını sisteme vermey gündemini masaya koyar. Önce “faizleri arttırabilirim” sinyali verir, bunlar işte merkez bankalarının, ellerindeki faiz silahının yanı sıra sözlü iletişim silahını kullanması demektir. Çünkü tek bir silah var ve baştan uyarmak da o silahın patlamasından iyidir. Bu aslında piyasanın ürkek kuşlarına, “öyle fazla büyük riskler almayın” demektir, bu kuşlardan bazıları “tamam” der. Bazı kuşlar da “ohoo daha bunlar faiz maiz arttıramaz” diye düşünür ve şanslarını zorlar. Alınan risk ile ortantılı şekilde (doğru orantılı değildir bu geometrik bir ilişki vardır) getiri de artar. Bu riski midesi kaldıran alır, kaldıramayan da alamaz, fakat bu riski almayanlar dolaylı yoldan ekonomiyi soğuturken, risk alanlar da önceki durumda sebep olacakları ısınmanın kat be kat fazlasına sebep olurlar. Daha sonra bir tür daha veri bekler FED, istihdamın düşmesini beklerken yine arttıysa, bu sefer, bir sonraki toplantıda faiz arttıracağım der ya da direkt olarak arttırır. Sonra bir tür daha veri gelir, istihdam yine arttıysa, bu sefer piyasalardan para çeker, QT. İşte bu raddede artık, borsalarda bir çöküş beklenir. Çünkü işler yavaşlayacaktır, edilen kârlar azalacaktır, fiyat-kazanç oranları düşecektir. Bazı şirketler borçlarını ödeyemeyecektir, temerrüde düşecektir vs. Bu genel olarak ekonomiyi yavaşlatır, ekonomi bir süre böyle yavaş seyreder, fakat bir yandan da çarkların durmaması gerekir, sıcaktan eğilip bükülmemesi lazımdır evet fakat motorun da çalışması lazımdır. Çarklar yavaşladıkça, soğur, yeteri kadar soğuduğu zaman tekrardan hızlandırılır, çünkü nihayetinde yolculuk ne kadar hızlı olursa o kadar iyidir. Nedir bu yolculuk? Mutlak refah. Var mıdır böyle bir mutlak refah, bu artık ekonominin işinden ziyade felsefenin işi. Kimi ekonomi felsefecileri, mutlak refahı sosyalizmde bulmuşlar, kimisi kaptializmin çok ileri seviyelerinde. Bunun tartışması bu oturumun konusu değil.

Özet olarak tarım dışı istihdam verisine bakılarak, ekonomi hızlandırılmalı mı yavaşlatılmalı mı kararı alınır. Bu karara binaen de faizler arttırılıp, azaltılır. Faiz silahı yetmezse, QE ya da QT yapılır. QE ya da QT da yetmezse diye bir şey yoktur, çünkü piyasayı durduracak kadar QT ya da durgun piyasayı canlandıracak kadar QE yapmak daima mümkündür. Bunu aynı kömürle çalışan buhar kazanı gibi düşünürsek, kazana kömür atmamak QE durdurmak ise, kazanın içindeki kömürleri dışarı almak QT’dir. Bütün kömürleri alırsanız dışarı, kazan hiç buhar üretmez, durur. Burada amaç kazanı tamamen durdurmak değil, yeterince yavaşlatmaktır. Aynı şekilde de kazana kömür atarak illaki, işler hale getirmek mümkündür. Yani kömür atıp atıp kazanın yanmaması gibi bir şey söz konusu değildir. Fakat bazı ilginç, dengresiz durumlar olabilir, bunlardan biri Japoya’dır. Japonya deflasyon sorununu 30 yıldır çözemiyor. Merak edenler bu konuyu araştırabilir. Kısacası enflasyon uğraşması deflasyona göre daha kolay bir sorundur. Sonuçta, kazanı tamamen boşaltarak, buhar üretmesini durdurmak mümkündür, fakat kazanı tıka basa kömür doldurup boğmak diye de bir şey var. Yani kazanı yavaş yavaş yakmak gerekir, demek ki Japonlar vaktinde bu ayarı kaçırmışlar ve kazanda ilginç şekilde bir tabaka kömür yanıp buhar üretirken, altlarda bir yerde hiç yanmayan kömürler var ve yanma özelliklerini yitirmişler. Kazanın eski işlerliğine getirmek için kazanı belki tamamen boşaltıp, o taşlaşmış, yanma özelliğini kaybetmiş kömürü temizlemek gerekiyordur fakat bunu yapmak da eğer hareket eden gemiyi, durduklarında batıracaksa, bu riski de almak istemiyor olmaları anlaşılır bir şey.

Written By

Vitruvius Kadını

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

.

Bunları da beğenebilirsiniz

Econ 101

Enflasyon hakkında konuşmadan önce aslında nominal varlık – reel varlık nedir bunun bir ayrımını yaparak başlamak gerekiyor. Nominal varlık nedir diye anlatmadan önce de...

BIST

Geçtiğimiz sene 2021 ve hatta 2020‘nin devamı gibi olduğu için 2020‘den bu yana düşünmek daha doğru olacaktır, dünya borsalarında ilginç hareketler gördük. Bundan tabii...

Finans

Bu yazı daha önce başka bir yerde yayınlanmamış, direkt olarak Postevre’ye yazılmış bir yazı olacak ve konumuz da DeFi yani Merkeziyetsiz Finans. DeFi denen...

Ekonomi

Türkiye’de konservatif kapital, yani konservatif kafanın, zihniyetin elindeki sermaye 21. yüzyıl ideallerini anlamanın çok uzağında olduğundan kendisini 21. yüzyılın ikinci yarısına atmayı başaramayacak. Bunun...

Felsefe

Klasik dönem felsefecilerinden Platon ve Aristoteles‘in insan-topluluk-devlet anlayışı üzerinden siyaset nedir, neden yapılır, neden yapılmalıdır gibi konuları konuşacağımız bir yazı olacak. Bunu anlatırken de...

Econ 101

Enflasyonist ortamda paranın değerini korumak için yapılması gerekenler tarafında bu sefer daha özele inip borsa yatırımı enflasyonist ortamda iyi bir fikir midir konusunu tartışmamız...

Sosyoloji

Ta en başta söyleyeyim bu bir fütürizm yazısı değildir, fütürizmi 21. yüzyıl kıraathane muhabbeti olarak görüyorum. Ne o öyle yok sene 3487, galaktik otobanlar...

ABD

Öncelikle bir anahtar sözcük vereyim, bunu Google’da İngilizce aratırsanız eğer, konunun ne kadar önemli olduğuna dair, eğer yoktuysa, bir farkındalık gelişecektir, hali hazırda bir...

Sitemizde bulunan toplam yazı sayısı: 51